Zülfikar bey durmuş ona bakıyordu. Kimdi bu genç kadın? Evli olduklarını yeni hatırlıyor gibiydi. Üç gün önce karısı olarak evde bırakmış, göz göze geldikleri şu ana kadar onu beklediği hiç aklına gelmemişti. Karşısında durmuş kendisine gülümsüyordu.
Hem de nasıl?
Dağ eteklerinde çamlıklar arasında önüne çıkan duru bir pınar gibi ışıltılarla. Ta yüreğinin derinlerinde ne varsa görünerek. Ne kadar belli ediyordu mutluluğunu, ne kadar toydu henüz. Selanik'de, Manastır'da tanıdığı şarkıcı kadınlardan, evlerine adam alan yosmalardan ne kadar ayrı, değişik yapıdaydı. Sadece toyluğu, çocuksu yalınlığını koruması mıydı, onu çoğu kadından ayıran, bir haftalık karısı olsa bile el degilmedik gibi gösteren? Besbelli kucaklamasını, kollarına almasını, bir iki tatlı söz söylemesini bekliyordu. Kucağa alınmak, okşamak isteyen küçük kız çocuğu gibi...