Martılar birden boşalan liman Güvercinlere kader bağlamış ısmarlamış yoksullar Bu kentin insanları dönüp dönüp bakıyorlar Sana bakıyorb r Bir de baktık kentin üstünde yepyeni bir sabah var Sabahımızın ışığı der gibi bakıyorlar Ben gün görmemiş bir kaplanın yüreğindeki mermer Zülküfül türbesinden akmış demir izi isi Sen beni bakışınla bir anıta çevirdin Tuttun tu ttun bu kentin Dün vanın ortasına diktin Giı.qa\ilarımdan bir yemiş bir duvar yükselttin Son gumleğini o denizde o duvarda erittin Kalbim ki başını almış gidiyordu tuttun yerine yerleştirdin İçinde kum kaynayan dağlanan bir sabah gibi Erittin erittin kalbimi erittin İşte o vakit buldum o ışığı Gel ekle bu yola ekle beni Çemberlitaş'ın yanma Akman'ı Emperyal Kahvesi'ni Bileklerimi gece tutmuş Yüzüm kaçmış bir karanlığa Gel ekle beni aydınlığa Bulanık yatağımın konuğu Gel ekle beni Bıraksan Ayaklarına kapansam ne var
Şiir
Çemberlitaş Hamamı
Bu meşhûr hamamın, yerden yedi sekiz basamak yükseklikteki kapısına ise, üzerlerinde sadece çıngıraklı birer peştemâl ve ayaklarında takunye bulunan, iriyarı ve kıllı bıyıklı üç tellâk çıkmış, ar damarları çatlamış olduğundan mıdır, gelip geçen ahâliden gözlerine kestirdiklerine, sırıtarak, "Hey! Gözü çapaklı! Hey! Burnu sümüklü! Bak, paçandan necâset akıyor! Çömleğini köpek yalasa doyar! Gel de o güzelim kâseni ovup billür gibi parlatayım! İki akçeye seni adamakıllı bir keseleyip pîrûpâk edeyim! Zemzemle yunmuş evliyâ gibi olursun!" diye nidâ edip sataşıyorlardı.
Sayfa 94·Kitabı okudu
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Bana mümkün geldi
— Ben şimdiyecek işte bunu hiç duymamıştım. — Senin ne duyduğun var ki hımbıl. — Benim bildiğim Çemberlitaş dibinden tepesine kıdar mor kırmızı bir kayadır. Bunun altını nereye gitmiş? Yahudiler aşırmış?
İstanbul. Bir mübarek şehir. Hazreti Peygamber aleyhissalatü vesselam'ın işaret buyurduğu bir şehir. Manevî değerinin büyüklüğünü ifade etmek gayesiyle bir zamanlar denirdi ki: "İstanbul'a gelen yarı hacı olmuş sayılır". Dünyanın incisi. Dünyanın merkezi. Ehemmiyeti sebebiyle fethi neticesinde bir devrin kapandığı ve yeni bir devrin açıldığı bir büyük şehir. Osmanlının mahiyetine girdikten sonra devletin baş şehri olan incimiz. Daha elli sene öncesine kadar bahçeli, havuzlu köşklerinin arz-ı endam ettiği bir güzellik şehri. İlim arayanların ona gitmek için yollara düştükleri bir ilim, irfan, kültür başşehri olan mübarek şehir. Dünyanın başşehri. Altı ile üstü ile mimarîsi ile kültürü ile insanı ile bir büyük zenginlik şehri. Aranılan her şeyin bulunduğu şehir. Kucağında milyonları besleyen ve her yeni geleni de geri çevirmeyen bir bereket timsali olan şehir. Taşı ve toprağı altın şehir. Öyle olmasaydı bu şehir bu kadar dolup taşar mıydı? Her köşesi bir tarih olan ve mâzide kalan asırların nice miraslarını muhafaza eden bir mübarek şehir. Ayasofya burada, Süleymaniye burada, Yerebatan Sarnıcı burada, Kız Kulesi burada, Galata Kulesi burada, Dikilitaş burada, Çemberlitaş burada, At Meydanı burada, Topkapı Sarayı burada, Anadolu Hisarı burada, Rumeli Hisarı burada, Eyüp Sultan burada, Yuşa Peygamber burada. Deniz mi istersin burada, denizin ortasında adalar mı istersin burada, boğaz mı istersin burada, orman mı istersin burada, tarihi çeşmeler mi istersin burada. Şair Nedim ne güzel demiş: "Altında mı üstünde midir cennet-i âlâ, El-hak bu ne hâlet bu ne hoş âb-u havâdır." (Yüce cennet acaba onun altında mıdır, yoksa üstünde mi? Hakikat şu ki, onun hâli, havası, suyu ne hoştur.)
Sayfa 411-412 - Babıali Kültür Yayıncılığı 2026 Baskısı
Şevket Rado yazısında Hezârfen Çelebi ve eseri üzerinde değerli bilgiler verdikten sonra içinde İstanbul'un kuruluşuna ait mâlumat bulunan Tarih-i Devlet-i Rûmiye'de Hüseyin Çelebi, Hz. İsa'nın gerilmiş olduğu haçın İstanbul'a getirilerek Çemberlitaş'ın altına konulmuş olduğu söylüyor diyor. Konstantinus'un annesi Helena Kudüs'de bulduğu bu haçı İstanbul'a getirmiş ve taştan bir hücrenin içine koydurtmuş, Çembelitaş sütunu bu taş hücrenin üstüne dikilmiş.
Sayfa 97 - Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları 2001 Baskısı·Kitabı okudu
Fakülteden çıkınca ağır ağır yürümeye başladı. Çemberlitaş'a gelince şaştı birden. Sanki nasıl olduğunu anlamadan buraya bırakılmıştı. Yanından kolkola bir çift geçerken gözleriyle onları takip etti ve arkalarından baktı. Gelen geçen de KİM'e bakıyordu, ama umurunda değildi. İlk defa umursamadı, yabancılarla gözgöze gelmeyi. O cereyan çarpmasına benzer tesiri duymadı. Tekrar yürümeye başladı. «Kavuşmak benim hakkımdı...» İçinde öfke çaresizlikle birleşiyordu. «Ben gençlik mazeretiyle örtülü hiçbir çirkefe bulaşmadım. Çünkü ben sevdim, bütün varlığımla sevdim.» Milyonlarca insandan kaçı ondan daha çok saadete layıktı? Tekrar kendini topladı ve sıkıntı içinde yurda dönmeye karar verdi. Seven ve sevilen insan için şu ömür ne kısa, sevgisinin semeresini bulamamış olan içinse ne uzundu.