9/10
·112 syf.··
Beğendi
·
2025 7. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 05 Nisan 2025 00:00
Edebiyat tarihinin açık ara en "gamsız", en "dünya yansa umrunda olmaz" başkarakterine sahip kitabıdır. Kitabın varoluşçu felsefesini tek bir cümleye sığdırmak gerekirse o da şudur: "Evrenin umurunda değiliz, e o zaman benim de evren umurumda değil; o halde hayde gidip bir kahve içelim." Kitap insanın kanını donduran bana da daha ilk satırlarından "bu ne gevşeklik bre ehli deve" dedirten o meşhur cümlesiyle başlar: "Bugün annem öldü. Belki de dün, bilmiyorum." Normal bir insan böyle bir durumda ne yapar? Ağlar, yas tutar, taziyeleri kabul eder. Bizim Meursault ne yapıyor? Cenazede kahve içiyor, ertesi gün kız arkadaşı Marie ile denize girip, üstüne bir de komedi filmi izlemeye gidiyor. Suç ve Ceza'daki Raskolnikov işlediği suçun ağırlığıyla vicdan azabından yataklara düşüp hummalar içinde kıvranırken, Meursault annesinin cenazesinde sadece "Güneş de ne yakıyor arkadaş" diye terlemeyi dert edinir. Gelelim o meşhur plaj sahnesine. Olaylar gelişir, kumsalda tekin olmayan bir karşılaşma yaşanır ve Meursault cebindeki tabancayla bir adamı vurur. Neden mi? Nefret ettiği için mi? Derin bir felsefi hesaplaşma veya kan davası yüzünden mi? Hayır. Ter damlası gözüne aktığı ve güneş gözünü aldığı için.Kitabın ikinci yarısı tam bir hukuk komedisidir. Meursault cinayetten yargılanmaktadır ama mahkemede kimsenin cinayeti falan konuştuğu yoktur. Savcı: "Sayın jüri, bu adam bir canavar! Neden mi? Adam vurduğu için değil, annesinin cenazesinde sütlü kahve içip ağlamadığı için!" Meursault'un iç sesi: "Acaba mahkeme ne zaman biter, öğle yemeğinde ne yesem... Marie de bugün ne güzel giyinmiş." Meursault, kendi idam davasında bile o kadar sıkılır ki, sanki zorlu bir final haftasında çok çalışıp tüm ezberini unutmuş bir öğrencinin boş sınav kağıdına bakması gibi (yaşayan bilir), kendi
İnceleme
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 2025137,5bin okunma
7/10
·192 syf.··
2026 56. kitabı
·
22 günde okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2026 13:07
Heyyy Edgar'ın batıl inançlı müritleri toplaşın bu kitaptaki batıl inançlardan kaçı sizde var acaba içeriği bırakıyorum: At nalı şansı Yerde para bulma şansı Merdiven altından geçmeme Tuz dökme Kem göz Ay ışığı etkisi Ayna kırılması şanssızlığı Çözülmüş ayakkabı Girdiğin kapıdan çıkma Kara kedi 13 İçine para koymadan cüzdan hediye edilmez Köprüde vedalaşmak Baykuş Kaynayan sütün taşması Merdivende birini geçme Mezar üstüne basma Mexardaki çiçekleri alma Yılbaşında makas kullanmama Bıçak ya da makas hediye etmemek Avuç kaşınması Yanan mum=kötü ruh Yanak kızarınca biri dedikodunu yapıyor Aniden ürperme=mezarının çiğnenmesi Bozuk saat çalışması/köpek uluması=ölüm Sığır kemiği yakmak=uğursuzluk Yarasa saçına girerse=şeytani posession
Kara Kediler Kem Gözler Modası Geçmiş Batıl İnançlar KitabıChloe Rhodes · Doğan Kitap · 201540 okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Mithat Cemal Kuntay - Üç İstanbul
Puan vermedi·648 syf.··
2026 16. kitabı
Edebî açıdan özellikle başları öyle zayıf geldi ki eserden ne anlayacağımı şaşırdığım anlar oldu ancak devamında anladım ki eserin amacı edebî keyif vermekten ziyade dönemin menfaat peşinde siyasî fikri değişen namussuzlarını okura tanıtmakmış. Abdülhamit'in Selanik civarını kurşun atmadan verdiğini daha önce de duymuştum, eserde verilen bilgilerden biri de budur. Eserde Divanı Lügatit Türk'ü bulan Ali Emiri Efendi hakkında bilgili ve namuslu bir memur olup kitap topladığından bahsedilir. Eser aslında günümüzde de devam eden çarpık ilişkiler, yapmacık saygı ve kendine işleyen bürokrasinin bir eleştirisidir. İttihat ve Terakkiyi ince ince eleştirirken aynısını Hürriyet ve İtilaf'a da yapar. Eser içerisinde bir partili "Manda istemek vatansızlıktır." der ve parti bu sözleri üzerine adamı partiden atar çünkü böyle namuslu insanlarla parti "simasını" kaybedecektir. Anadolu'nun doğusu ve güneydoğusundan "Kürdistan" diye söz edilir. Denilene göre meme hizasını geçmeyen sakalla orada devlet adamlığı yapmak imkânsızdır. Hikâye boyunca (bence bilinçli bir şekilde de abartılmıştır) o cenahtan bu cenaha savrulan, siyaseti şahsi menfaat için kullananların karıları da kocaları gibi güç dengesi kimdeyse onunla yatıp kalkarlar. Eser, annesi hasta olan genç Adnan'ın 93 harbindeki acıyla ilgili yazmaya başladığı romanın girişiyle başlar. Savaşta bizimkiler ezkaza Sohum Kalesi diye ironik isimli bir kale alır ve bunun üzerine Abdülhamit kendini gazi ilan ettirir ama Ruslar Ardahan'ı bu sırada alıp Tuna'yı geçer. Adnan'ın babası şehit bir Miralay (Albay)dır ve ailesiyle İstanbul'da bir yalıya sığınmışlardır. Annesi veremdir. Adnan hem parasız hem de çalışmakta hiç gözü olmayan, eli kalem tutan ancak çok da ileri olmayan özenti bir tiptir. Annesi sefil ve aç bir halde yaşarken bu karı
Üç İstanbulMithat Cemal Kuntay · Sander yayınları · 19833,388 okunma
Ölmem ya da yaşamam neye gerek?
Puan vermedi
Bir hikaye kahramanının ya da karakterinin, bir efsaneleşmiş gerçek tanınmış kişinin, sıradan bir insanın ve gerçek (?) öznenin (senin/sizin) ölümü hakkında paralel ve asimetrik dağılan düzleminde toplumun ağır görünür ya da görünmez etkisinin yayıldığı oldukça olağan bir durumun yani ölümün oldukça olağan bir anlatısıyla karşılaşıyoruz kitapta. Hemen ansızın ölmek üzerinden değil bu, doktorların laf salatası yaptığı hastanın ölünceye dek boğazından geçirmeyi hedeflerine koymayı düşündükleri türden. Vakit belirsiz ama yakın olduğu kesin. Ivan İlyiç hayatına bakıyor, tüm yaşadıklarına... Ama bir dakika, yaşamak söz konusu ölümken fazla kaçmadı mı? (İtirazım Var, Müslüm Baba'dan iyi gider) Hem... Gerçekten yaşamış mıydı? Oldukça işinde usta, titiz bir yargıcın yüzeyde hiç sorunu olmayan bir hayatı var, öyle değil mi? En azından herkes tarafından bilinen bu. Kitap öyle acımasız bir başlangıç bölümü sunuyor ki aklımda kalanlar olarak ilk karakterin toplumdaki kimliği geliyor, eh tabi bu benliğini de yontuyor. Üçüncü kişi anlatımın tanrısal bakışına kapılmam beni de hikayenin hem dışına hem de birebir içine dahil etti, Ivan İlyiç olurken bir baktım ki o çekilmez aile üyelerinden herhangi biriyim, düşüncesi bile korkunçtu ama işte kitap, düşüncesini akla getirdi ya işte orada hakkını vermek lazım; okuduğum zaman düşünmeye özellikle de empatiye itmesini ki bunu da dolambaçlı yollardan yapmıyor, tekniği falan diye bir yerlerde geçiyor mu bilmem ama anladığım kadarıyla yaptığı yalnızca iyi bir gözlem ve objektif bakış açılarının hakiminde karakterleri görmemizi sağlaması. Gaius'un (Sezar'mış) ölümlü olmasına tümdengelimle bahseden yerde Ivan İlyiç kıyasa geçiyor tıpkı cenazesinde en yakın dostu dediği kişinin bile yaptığı gibi (Ölen ben değilim, şükrü). "Gaius hiç
Yaşamak Gerek
İvan İlyiç'in ÖlümüLev Tolstoy · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202261,2bin okunma
Puan vermedi·110 syf.··
2026 22. kitabı
Annesinin ölümüne, toplumun kutsal saydığı değerlere ve hayatın akışına karşı sergilediği o mutlak kayıtsızlıkla Meursault, modern insanın anlam arayışındaki en sarsıcı yabancılaşmayı simgeliyor. Hikaye boyunca onun hissizliğinden ziyade, toplumun kendi kurduğu o iki yüzlü ahlak ve mantık düzenine uymayan, "cenazede ağlamadı" diye bir insanı idama mahkûm edebilen o kolektif yapaylığı izliyorsunuz. Albert Camus, absürd (saçma) felsefesinin temelini attığı bu kısa ama devasa romanda, hayatın anlamsızlığı karşısında dürüst kalmanın ve sisteme boyun eğmemenin o ağır bedelini gözler önüne seriyor. Son sahnede, giyotine doğru yürürken evrenin o şefkatli kayıtsızlığıyla bütünleşen Meursault’yu okuduğunuzda; özgürlüğün, asıl toplumun bizden beklediği rolleri oynamayı reddettiğimiz an başladığını çok çarpıcı bir netlikle anlıyorsunuz.
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 2025137,5bin okunma
Yargılanan Sadece Bir Suç Muydu?
10/10
·110 syf.··
Beğendi
·
2026 13. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 01 Haziran 2026 21:21
Spoiler içerir Kitabı bitirdiğimde yeşilliklerin arasında oturuyordum. Bir süre sadece etrafa baktım. Her şey yerli yerindeydi ama ben yerimde değilmişim gibi hissettim. Kapatıp bıraktığım şey yalnızca bir roman değildi; zihnimde ağırlığı kalan bir insan hikâyesiydi. Ve en çok da kendime şaşırdım: bir katil için üzülüyor olmama. Albert Camus ’nün Yabancı romanı, ilk bakışta oldukça sade ve hatta mesafeli bir anlatı gibi görünüyor. Meursault adında bir adamın gündelik hayatı, ilişkileri, annesinin ölümü ve sonunda işlediği bir cinayet… Ancak roman ilerledikçe anlıyoruz ki mesele aslında olaylar değil, olaylara verilen tepkiler. Meursault başta bana duygusuz, hayata karşı kayıtsız biri gibi gelmişti. Annesinin ölümüne verdiği sakin tepki, ilişkilerdeki mesafeli tavrı, geleceğe dair hiçbir beklenti taşımaması… Onu “yaşamak istemeyen” biri gibi okudum. Ama sayfalar ilerledikçe fark ettiğim şey şuydu: belki de o yaşamayı umursamıyordu değil, duygularını toplumun beklediği biçimde yaşamıyordu. Romanın kırılma noktası mahkeme süreciydi. Çünkü orada Meursault yalnızca işlediği cinayet üzerinden değil, cenazede ağlamaması, kahve içmesi, sigara içmesi, ertesi gün denize gitmesi gibi “uygunsuz” görülen davranışları üzerinden de yargılandı. Sanki mesele bir insanın hayatına son vermesi değil de, onun “doğru insan gibi” davranıp davranmamasıydı. Bu noktada roman bana şunu düşündürdü: Gerçekten adalet yalnızca eylemleri mi yargılar, yoksa insanın toplumun beklediği duygusal kalıplara uyup uymadığını da mı tartar? Meursault’nun suçu yalnızca bir cinayet değildi; aynı zamanda duygularını açıklamamasıydı. Belki de onu toplumun gözünde tehlikeli yapan şey, anlaşılır bir “hikâyeye” sığmamasıydı. İnsanlar onu açıklamak, anlamlandırmak ve bir kategoriye yerleştirmek istediler. O ise
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 2025137,5bin okunma