Kur'an'da namaz emrinin birçok ayette akîmu's-salât şeklinde gelmesi ve bu ifade kalıbıyla namazı tevhid inancı temelinde dosdoğru şekilde kılmak (ikâme-i salât) gerektiğine dikkat çekilmesi, Bakara 2/196. ayetteki ve-etimmu'l-hacce ve'l-umrete lillah ifadesinde hac ve umre ibadetinin şirk unsurlarından arındırılıp sırf Allah'a adanarak yerine getirilmesinin istenmesi, kurban hususunda Allah'tan başka varlıkların adı anılarak (tehlil) kesilen hayvanların etini yemenin haram kılınması (Bakara 2/173; Maide 5/3; En'am 6/145; Nahl 16/115) ve kurbanların kanlarını teberrüken Kâbe'nin duvarlarına sürmenin bir şirk ritüeli olduğuna atfen, "[Bilin ki] kestiğiniz kurbanların ne etleri ne kanlan Allah'a ulaşır" (Hac 22/37) buyrulması hem bütün bu ibadetlerin cahiliye devrinde şu veya bu şekilde malum ve mevcut olduğunu hem de özünden ve asıl amacından saptırıldığını gösterir. Zikri geçen ibadetlere ilaveten İslam öncesi dönemde cenaze namazı, cenazeyi kefenleme ve "rahmetullahi aleyk" (Allah'ın rahmeti üzerine olsun; -bugünkü tabirle- Allah rahmet etsin) duasıyla defnetme, üç talâkla boşama gibi ritüeller de vardı. Ayrıca, ceza hukukuyla ilgili olarak eşkıyalık (hirâbe) suçunu idamla, hırsızlık suçunu el kesmeyle cezalandırma örfü de mevcuttu. Bu bilgilerin ardından bazı zihinlerde, "Naslarla sübut bulan ahkâmın hemen hepsi İslam öncesi dönemde mevcut olduğuna göre Kur'an ve Sünnet insanlığa yeni denebilecek hiçbir şey getirmemiş midir?" şeklinde bir istifham ve itirazın belirmesi kuvvetle muhtemeldir. Böyle bir istifham ve itiraza cevap olarak, Kur'an ve Sünnet'in ibda ve icat mahiyetinde değil, çoğunlukla ıslah tarzında yenilik getirdiği söylenebilir. Bu noktada Kur'an'da "hanîf" diye ifade edilen ve "tevhid"e karşılık gelen sahih inanç temelinde Allah'a teslimiyetin ve aynı
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Peer: Bir tek şey soracağım. Ne demek bu "kendin olmak"?.
Dökmeci: Ne komik çıktı senin ağzından bu soru.
Peer: Hadi uzatma, sen bana cevap ver.
Dökmeci: Kendin olmak demek, kendini imha etmek te-
mektir. Anladın mı? Anlamadın.
Susarak da haklı kalabilirsin çünkü sessizlik bazen anladım demenin en sade halidir artık anlatmaya değil yaşamaya inanırsın.
Bir şeyin doğru olduğunu kimseye kanıtlamadan da bile bilirsin. Ve bu bilmek içten bir huzur getirir bazen bir söz onca çabanı yıkar ama bazen bir sessizlik onca gürültüyü susturur artık her şeyi düzeltmek zorunda hissetmezsin kırılanı onarmak yerine kırılmadan durmayı seçersin çünkü olgunluk bazen konuşmak da değil cevap vermemeyi seçmekte gizlidir zamanla anlıyorsun herkes seni anlamayacak bazıları seni yanlış duyacak bazıları duymayacak bile ama sen artık bunu kabulleniyorsun çünkü kendi iç huzurunu başkalarının algısını emanet etmemeyi öğreniyorsun susmak bazen kendini cezalandırmak değil kendine iyi bakmaktır sözcüklerin ardına saklanmadan kalbini sessizce sarmalamaktır işte o sessizlikte bir bilgelik büyür ne öfke kalır ne de kırgınlık sadece sakin bir farkediş her şeyin cevabı her zaman kelimelerde değildir bir gün sen de fark edeceksin.
Susmak sadece sesini kaybetmek değildir kendi varlığını kaybetmemek için verdiğin sessiz ama kararlı bir cevaptır....
Ben, dedi, aklına geleni, o an istediği şeyi yapan insanlardan mıyım? Bekledi. İçinden bir cevap gelmedi. Dipsiz bir kuyuya bağırmıştı sanki ve kuyu o kadar derindi ki, sorusunun yankısı bile gelmedi kulağına..