• Başım köpük köpük bulut, içim dışım deniz,
    ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda,
    budak budak, şerham şerham ihtiyar bir ceviz.
    Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.

    Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda.
    Yapraklarım suda balık gibi kıvıl kıvıl.
    Yapraklarım ipek mendil gibi tiril tiril,
    koparıver, gözlerinin, gülüm, yaşını sil.
    Yapraklarım ellerimdir, tam yüz bin elim var.
    Yüz bin elle dokunurum sana, İstanbul'a.
    Yapraklarım gözlerimdir, şaşarak bakarım.
    Yüz bin gözle seyrederim seni, İstanbul'u.
    Yüz bin yürek gibi çarpar, çarpar yapraklarım.

    Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda.
    Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.
  • CEVİZ AĞACI
    Başım köpük köpük bulut, içim dışım deniz,
    ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda,
    budak budak, şerham şerham ihtiyar bir ceviz.
    Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.

    Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda.
    Yapraklarım suda balık gibi kıvıl kıvıl.
    Yapraklarım ipek mendil gibi tiril tiril,
    koparıver, gözlerinin, gülüm, yaşını sil.
    Yapraklarım ellerimdir, tam yüz bin elim var.
    Yüz bin elle dokunurum sana, İstanbul'a.
    Yapraklarım gözlerimdir, şaşarak bakarım.
    Yüz bin gözle seyrederim seni, İstanbul'u.
    Yüz bin yürek gibi çarpar, çarpar yapraklarım.

    Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda.
    Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.
  • Başım köpük köpük bulut, içim dışım deniz,
    Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı’nda,
    Budak budak, şerham şerham ihtiyar bir ceviz.
    Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.

    Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı’nda.
    Yapraklarım suda balık gibi kıvıl kıvıl.
    Yapraklarım ipek mendil gibi tiril tiril,
    Koparıver, gözlerinin, gülüm, yaşını sil.
    Yapraklarım ellerimdir, tam yüz bin elim var.
    Yüz bin elle dokunurum sana, İstanbul’a.
    Yapraklarım gözlerimdir, şaşarak bakarım.
    Yüz bin gözle seyrederim seni, İstanbul’u.
    Yüz bin yürek gibi çarpar, çarpar yapraklarım.

    Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı’nda.
    Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.
  • 112 syf.
    ·2 günde·Beğendi·10/10
    Buram buram yaşanmışlık kokan bir eser... Her mısrası, her kıtası... Kitabın bu kadar güzel olduğunu düşünmüyordum açıkçası. Bu kadar yalın bir dil, bu kadar anlaşılır, bu kadar hislendirici...
    Piraye'ye dair yazılmış şiirleri var kitapta, hapishaneden yazdığı şiirleri var, yaşama dair şiirleri var, Kuvayi Milliyeden şiirleri var, aşklarına dair, ayrılıklarına dair şiirleri var, memleketine dair şiirleri var.. Var da var... Ve hepsi duygulu.. Yaşanmışlık var.. Mesela çok beğendiğim bir şiirinin öyküsünü anlatmak istiyorum size, daha doğrusu alıntı yapicam, Ceviz ağacı şiiri..

    " Nazım Hikmet, Gülhane parkındaki bir ceviz ağacının altında sevgilisi  ile buluşmak üzere randevulaşır.

    Buluşacakları gün gülhane parkına gider ve ceviz ağacının altında beklemeye başlar, tam bu sırada polisler de orada devriyeye çıkmıştır. O dönemlerde Nazım Hikmet arananlar listesinde olduğu icin polislerden gizlenmek durumunda kalır ve bu ceviz ağacına çıkar. Nazim Hikmet ağacın tepesindeyken biricik sevgilisi Piraye gelip her şeyden habersiz ceviz ağacının altında beklemeye başlar. Polislerden dolayı aşağıya seslenemez ve çaresiz çıkarır kalemi, kağıdı ceviz ağacının tepesinde yazmaya başlar :

    Başım köpük köpük bulut, içim dışım deniz, 
    Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda, 
    Budak budak, şerham şerham ihtiyar bir ceviz. 
    Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında. 

    Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda. 
    Yapraklarım suda balık gibi kıvıl kıvıl. 
    Yapraklarım ipek mendil gibi tiril tiril, 
    Koparıver, gözlerinin, gülüm, yaşını sil. 
    Yapraklarım ellerimdir, tam yüz bin elim var. 
    Yüz bin elle dokunurum sana, İstanbul'a. 
    Yapraklarım gözlerimdir, şaşarak bakarım. 
    Yüz bin gözle seyrederim seni, İstanbul'u. 
    Yüz bin yürek gibi çarpar, çarpar yapraklarım. 

    Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda. 
    Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında. "

    Şarkısını henüz dinlememiş olanınız varsa Cem Karaca enfes seslendirir :)
    https://youtu.be/07v_jNr2OVY

    Nazım Hikmet "Vatan haini" midir yoksa "Vatan şairi" midir bunlardan birine inanmak size düşer lakin ben size hapishane'den memleketine dair yazdığı bir şiiri yazmakla yetinmek istiyorum :

    Memleketimi seviyorum : 
    Çınarlarında kolan vurdum, hapisanelerinde yattım. 
    Hiçbir şey gidermez iç sıkıntımı 
    memleketimin şarkıları ve tütünü gibi. 

    Memleketim : 
    Bedreddin, Sinan, Yunus Emre ve Sakarya, 
    kurşun kubbeler ve fabrika bacaları 
    benim o kendi kendinden bile gizleyerek 
    sarkık bıyıkları altından gülen halkımın eseridir. 

    Memleketim. 
    Memleketim ne kadar geniş : 
    dolaşmakla bitmez, tükenmez gibi geliyor insana. 
    Edirne, İzmir, Ulukışla, Maraş, Trabzon, Erzurum. 
    Erzurum yaylasını yalnız türkülerinden tanıyorum 
    ve güneye 
    pamuk işleyenlere gitmek için 
    Toroslardan bir kerre olsun geçemedim diye 
    utanıyorum.
    .....


    Geçelim bir başka şiirine. Hapiste yatacak olanlara bazı öğütler verir Nazım. Şiirin tamamını yazmayacam ama son dizeye gelince şöyle bitirir :

    Yani içerde on yıl on beş yıl
    daha da fazlası hatta
    geçirilmez değil
    geçirilir
    kararmasın yeter ki
    sol memenin altındaki cevahir...

    Kitabı okurken en hüzünlendiğim yerlerden bir tanesi ise 72.sayfada yer alan "Vasiyet" adlı şiiri.. Şöyle söylüyor Nazım :

    Yoldaşlar, nasip olmazsa görmek o günü,
    ölürsem kurtuluştan önce yani,
    alıp götürün
    Anadolu'da bir köy mezarlığına gömün beni.

    Ve yanlış bilmiyorsam Nazım'ın mezarı bugün Rusya'da...

    Nazım..
    "Hasretlik cana yetti, pes!
    Beni İstanbul'uma götürsün bir saatlik..."

    İstanbul'a değil, İstanbul'uma...

    Aslında daha fazla uzatmadan bitirmek istiyorum incelemeyi ama Nazım'ın yazdığı Otobiyografisini de paylaşmazsam içimde kalır. Bu yürekliliğe, bu açık sözlülüğe ben daha fazla yorum katmadan yazıyorum sadece :

    OTOBIYOGRAFI

    1902'de doğdum 
    doğduğum şehre dönmedim bir daha 
    geriye dönmeyi sevmem 
    üç yaşımda Halep'te paşa torunluğu ettim 
    on dokuzumda Moskova'da komünist Üniversite öğrenciliği 
    kırk dokuzumda yine Moskova'da Tseka-Parti konukluğu 
    ve on dördümden beri şairlik ederim

    kimi insan otların kimi insan balıkların çeşidini bilir 
                                                   ben ayrılıkların 
    kimi insan ezbere sayar yıldızların adını 
                                                   ben hasretlerin

    hapislerde de yattım büyük otellerde de 
    açlık çektim açlık gırevi de içinde ve tatmadığım yemek yok gibidir

    otuzumda asılmamı istediler 
    kırk sekizimde Barış madalyasının bana verilmesini 
                                                                verdiler de 
    otuz altımda yarım yılda geçtim dört metre kare betonu 
    elli dokuzumda on sekiz saatta uçtum Pırağ'dan Havana'ya

    Lenin'i görmedim nöbet tuttum tabutunun başında 924'de 
    961'de ziyaret ettiğim anıtkabri kitaplarıdır

    partimden koparmağa yeltendiler beni 
                                                sökmedi 
    yıkılan putların altında da ezilmedim

    951'de bir denizde genç bir arkadaşla yürüdüm üstüne ölümün 
    52'de çatlak bir yürekle dört ay sırtüstü bekledim ölümü

    sevdiğim kadınları deli gibi kıskandım 
    şu kadarcık haset etmedim Şarlo'ya bile 
    aldattım kadınlarımı 
    konuşmadım arkasından dostlarımın

    içtim ama akşamcı olmadım 
    hep alnımın teriyle çıkardım ekmek paramı ne mutlu bana

    başkasının hesabına utandım yalan söyledim 
    yalan söyledim başkasını üzmemek için 
                  ama durup dururken de yalan söyledim

    bindim tirene uçağa otomobile 
    çoğunluk binemiyor 
    operaya gittim 
                çoğunluk gidemiyor adını bile duymamış operanın 
    çoğunluğun gittiği kimi yerlere de ben gitmedim 21'den beri 
                camiye kiliseye tapınağa havraya büyücüye 
                ama kahve falıma baktırdığım oldu

    yazılarım otuz kırk dilde basılır 
                Türkiye'mde Türkçemle yasak

    kansere yakalanmadım daha 
    yakalanmam da şart değil 
    başbakan filân olacağım yok 
    meraklısı da değilim bu işin 
    bir de harbe girmedim 
    sığınaklara da inmedim gece yarıları 
    yollara da düşmedim pike yapan uçakların altında 
    ama sevdalandım altmışıma yakın 
    sözün kısası yoldaşlar 
    bugün Berlin'de kederden gebermekte olsam da 
                                               insanca yaşadım diyebilirim 
    ve daha ne kadar yaşarım 
                                 başımdan neler geçer daha 
                                                                    kim bilir. 
      
      
     

                        11 Eylül 1961 / Doğu Berlin. 
  • Park en sevdiğim yerlerden biri. Yürüdükçe sağında ve solunda uzanan o dev ağaçların ihtişamını kapılıyorsun. Ayrıca tarihte de önemli bir yer. Önceden burası İmparatorluğun dış bahçesidir. Topkapı Sarayının bahçesi yani. Güllerle bezenirmiş o dönemde. Türk tarihinde demokratikleşmenin ilk adımı olarak kabul edilen Tanzimat Fermanı da burada okunmuştur.

    Benim dikkatimi çeken öykü ise; Nazım Hikmet'e aittir. Nazım Hikmet Gülhane parkındaki bir ceviz ağacının altında sevgilisi  ile buluşmak üzere randevulaşır. Buluşacakları gün Gülhane parkına gider ve ceviz ağacının altında beklemeye başlar, tam bu sırada polisler de orada devriyeye çıkmıştır. O dönemlerde Nazım Hikmet arananlar listesinde olduğu için polislerden gizlenmek durumunda kalır ve bu ceviz ağacına çıkar. Nazim Hikmet ağacın tepesindeyken sevdiceği gelip her şeyden habersiz ceviz ağacının altında beklemeye başlar. Polislerden dolayı aşağıya seslenemez ve çaresiz çıkarır kalemi kağıdı ceviz ağacının tepesinde bu şiiri yazar. Nazım Hikmet büyük adamdır dolayısıyla yazdığı, söylediği, okuduğu, mücadele ettiği her şey kutsaldır. Bir kısmını aktarayım o şiirin sana:

    Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda. 
    yapraklarım suda balık gibi kıvıl kıvıl. 
    Yapraklarım ipek mendil gibi tiril tiril, 
    Koparıver, gözlerinin, gülüm, yaşını sil. 
    yapraklarım ellerimdir,
    tam yüz bin elim var, yüz bin elle dokunurum sana, İstanbul'a.
    yapraklarım gözlerimdir.
    Şaşarak bakarım. 
    Yüz bin gözle seyrederim seni, İstanbul'u. 
    yüz bin yürek gibi çarpar, çarpar yapraklarım.

    Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda,
    ne sen bunun farkındasın,
    ne polis farkında. 

    Nazım Hikmet Ran
  • Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı nda .
    Ne sen bunun farkındasın,ne polis farkında.
  • Başım köpük köpük bulut, içim dışım deniz,
    ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda,
    budak budak, şerham şerham ihtiyar bir ceviz.
    Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.

    Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda.
    Yapraklarım suda balık gibi kıvıl kıvıl.
    Yapraklarım ipek mendil gibi tiril tiril,
    koparıver, gözlerinin, gülüm, yaşını sil.
    Yapraklarım ellerimdir, tam yüz bin elim var.
    Yüz bin elle dokunurum sana, İstanbul'a.
    Yapraklarım gözlerimdir, şaşarak bakarım.
    Yüz bin gözle seyrederim seni, İstanbul'u.
    Yüz bin yürek gibi çarpar, çarpar yapraklarım.

    Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda.
    Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.