Numaracı biridir şair.
Öyle ustaca numara yapar ki,
Gerçekten acı çekerken bile
Rol yapıyormuş gibi görünür.
Ve yazdıklarını okuyanların
İyice hissettikleri,
Onun çifte acısı değil,
Sahte acılarıdır kendilerinin. Böylece döner durur raylarda
Eğlendirmek için aklımızı
Kalp adını verdiğimiz
O küçük oyuncak tren.
Allah "Hac esnâsında kurban kesilecek" buyurduysa, insanın bunu değiştirmeye ne hakkı ve ne de salâhiyeti vardır. Kurban kesmekle hayvanların isrâf edildiğini öne sürenler veya "bu kadar hayvanı boğazlamak gaddarlıktır" şeklinde konuşanlar, nedense her gün kasaba gidip pirzola, biftek almayı da ihmål etmiyorlar. Böyle merhametçilik olmaz! Dünyanın tüm ülkelerinde, hergün milyonlarca hayvan boğazlanır, hiç kimsenin sesi çıkmaz; Allah için kesilince vaveylâ kopartılır! Pervasızca bir çifte standartlılık.... Bu tipler hem Müslüman olmazlar - zaten onlanı "olun" diye zorlayan da yok-hem de İslâmî konularda ahkâm kesmekten hayâ etmezler. İslâm'1, hatta Arapça'yı bilmeden İslâm hakkında fetva verirler. Öyle ki, hiçbir eğitimi olmadığı halde bir tıp doktoru, bir mühendis, bir siyasetçi, bir edebiyatçı, hiç çekinmeden İslâm hakkında kolayca hüküm vere-biliyor. Bu şuna benziyor: Müslümanlar arasındaki bir savaşta, herhangi bir Batılı gayrımüslim, bu savaşın meşru olup olmadığını tartışabiliyor, fetva verebiliyor.
Aşkın Kuralları
Aşkın kuralları olur mu demeyin elbette var. Günümüzde olduğu gibi Orta Çağ'da da vardı bu kurallardan. De Arte Honeste Amandi (Saray Sevgisi Sanatı) adlı kitapta aşkın kuralları şu şekilde yazılmıştır:
1. Evlilik, sevmemek için gerçek bir mazeret değildir.
2. Kıskanmayan sevemez.
3. Hiç kimse çifte aşkla bağlanamaz.
4. Aşkın her zaman arttığı veya azaldığı iyi bilinir.
5. Aşığın, sevgilisinin rızası dışında aldığının tadı yoktur.
6. Erkekler, olgunluk çağına gelene kadar sevmezler.
7. Bir aşık öldüğünde, hayatta kalanın iki yıl dul kalması gerekir.
8. Hiç kimse, iyi sebepler olmadan sevgiden mahrum bırakılma malıdır.
9. Hiç kimse, aşka ikna edilmedikçe sevemez.
10.Aşk, hırsın evinde her zaman bir yabancıdır.
Hizmet için sadece Ali vardi ve bu işi çok iyi yapıyordu. Konuk bu konuda ev sahibine beğenisini belirtti.
"Evet," dedi ev sahibi, büyük bir rahatlıkla karnını iyice doyurarak; "evet, bu bana çok sadık ve elinden geleni yapan zavallı bir adamcağız. Onun hayatını kurtardığımı unutmuyor ve görünüşe göre bunu hiç aklından çıkarmadığı için bana karşı içinde hep bir minnettarlık taşıyor."
Ali efendisine yaklaştı, elini tuttu ve öptü.
"Bu güzel hareketi hangi koşullarda yaptığınızı sorsam saygısızlık mı etmiş olurum acaba Sinyor Simbad?" diye sordu Franz.
"Ah! Tanrım, bu çok basit," diye yanıt verdi ev sahibi. "Görünüşe bakılırsa bu garip kendi rengindeki bir adamın yapmasının uygun düşmeyeceği biçimde Tunus beyinin sarayının yakınında dolanıp durmuş; bu nedenle de bey tarafından dilinin, elinin ve kafasının kesilmesine karar verilmiş: birinci gün dil, ikinci gün el, üçüncü gün de kafa kesilecekmiş. Hizmetimde hep bir dilsizin olmasını istemişimdir: Onun dilinin kesilmesini bekledim sonra bir gün önce haşmetmeaplarının çok hoşuna gittiğini gördüğüm göz kamaştırıcı bir çifte karşılığında onu bana vermesini önerdim. Bu zavallının işini bitirmeyi o kadar istiyordu ki bir an kararsız kaldı. Ama tüfeğin yanına haşmetmeaplarının yatağanını onunla parçaladığım bir İngiliz avcı bıçağını da ekledim; öyle ki bey, bir daha Tunus'a ayak basmaman koşuluyla elini ve başını bağışlamaya karar verdi. Öğüt vermenin hiç gereği yoktu. Zındık Afrika kıyılarını uzaktan fark ettiği anda gemi ambarının dibine saklanıyor ve dünyanın üçüncü bölgesi görüş alanının dışında kaldığı zaman ancak, onu bulunduğu yerden çıka rabiliyoruz."