Hermann Broch’un tekrar tekrar söylediği şeyi, bu anlamda anlıyor ve paylaşıyorum: Bir romanın tek var olma nedeni, ancak bir romanın keşfedebileceği şeyi keşfetmektir. Hayatın o zamana kadar bilinmeyen küçük bir kesitini keşfetmeyen roman ahlaka aykırıdır. Bilgi romanın tek ahlakıdır.
Ben çocukken annem babam, haramdan, başkasının malına el uzatmaktan, günah işlemekten ve namusunu kaybetmekten çok korkan insanlardı. Sonra, yatıştı korkuları. Gördüler ki, suç, günah işleyenlere birşey olmuyor, tersine becerikli, onurlu sayılıyorlar ve namus ahmaklıkla bir tutuluyor, dünyaya bakışları değişiyordu. Çalışmanın, dürüstlüğün, iyi ahlak ve insanlık diye bellenen her şeyin bu kadar ucuzladığı, yerlerde süründüğü, üstelik makbul sayılıp alkışlandığı yerde insan neye tutunabilir, hangi umuda sarılabilr ki?
Ben ki elindeki çöpü atacak çöp kutusu bulamayınca cebine
koyan, yemek yediği lokantada garsona yük olmamak için masadaki kırıntıları peçeteyle temizleyen, yeni gelen müşteriler ayakta
kalmasın diye kalabalık kafeyi erkenden terk eden, banka ve postane sıralarında yerini emekli olmuş yaşlılara veren, yazıcıdan çıktı
alırken iki tarafa da basmış olmak için sayfa sayısını çift yapmaya
gayret gösteren, fotokopi makinesinin kâğıdını her seferinde yedekleyen, telefonu çalıp da iş arkadaşlarının dikkatini dağıtmasın
diye ofisteyken telefonunu hep sessizde tutan, birisinden bir şey
rica ederken on büklüm katlanan, trafik kurallarına harfiyen uyan,
çöpünü her akşam binanın önündeki kutuya döktükten sonra kutunun kapağını kapattığına emin olan, umumi tuvaletlerde idrarının bir damlasını bile pisuarın dışına düşürmeyen, işyerindeki
sebilden su alırken suyu asla taşırmayan, o sebilin suyu bittiğinde
sıra bende miydi diye aldırmadan damacanayı yenileyen, ortaklaşa gidilen yemeklerde her zaman için payından biraz fazlasını
ödeyen, evinde otururken komşuları rahatsız olmasın diye müziğin sesini kısan, asansöre sigarayla binenleri nazikçe uyaran, içki
meclislerinde ölçüyü asla kaçırmayan, sarhoş arkadaşlarını evine
kadar bırakan, faturalarını zamanında ödeyen, üzerinden ne kadar zaman geçerse geçsin borçlarını asla unutmayan, dilencilerin
önünden geçerken mutlaka para bırakan ya da para bırakamamanın suçluluğunu boğazında bir yumru gibi taşıyan, insanların
doğasında barışın ve huzurun olduğuna inanan ve hepsinden öte
insanın doğasına uygun yaşadığında gerçek anlamda insan olabileceğini savunan birisiydim.
Artık değilim!