I. Gök Türk Devleti
Türk adını resmî devlet ismi olarak ilk defa kullanan Gök Türkler, önce Hsien-pi asıllı Juan-juanlara vassallık şeklinde bağlıydılar. O sırada Altay Dağları'nın güney eteklerinde yaşıyorlar ve demir istihsal ediyorlardı. Menşeleri konusunda kaynaklarda çeşitli efsaneler bulunan Gök Türkler, bundan sonra tarih sahnesine yer almaya başladılar. Çince metinlerden Ve arkeolojik kazılardan anlaşıldığına göre Gök Türklerin kökeni Altay Dağları'nın kuzey bölgelerine dayanmaktadır. Yine kaynaklardaki bir başka ifade ile Hunların kuzey kolundan geliyorlardı.
Sayfa 23 - Kronik Kitap·Kitabı okuyor
Tarih-Araştırma
Çince “Li” kelimesi, hem ayrılık hem de armut anlamına gelirmiş. Bu sebeple Çin geleneklerinde sevgililerin ayrılmamaları için bir armudu bölerek paylaşmamaları tavsiye edilirmiş. Şu anda bir armut ağacının tepesindeki evimde oturmuş, nasıl da eğlenerek armut yediğimiz o günü anımsıyorum. Bizi ayıran şeyin bir armut olması fikrini kabullenemiyorum. Başka bir şey olmasını da kabullenemiyorum. Genel olarak kabullenemiyorum Osman.
Reklam
Bizim "katlanmak" dediğimiz şeyin Çince yazılışı tepesinde üç bıçak varmış ve insan o bıçakların altında yine de dimdik durmak zorundaymış gibidir... Madem öyle katlanalım bakalım.
Sayfa 206·Kitabı okudu
ALEXANDRA DAVID NEEL (1868-1969) Alexandra bu sohbetlerden esinlendiği kitabını 1888 yılında Hayat İçin (Pour La Vie) adı altında derleyerek yayımladı. Yine aynı yıl özgürlükçü çevrelerden aldığı maddi yardımla Londra’ya gitti. British Museum’da Uzak Doğu felsefesi ve Lamaizm konusunda araştırmalar yaptı. Londra hayatı hoşuna gitmişti fakat bağımsız yaşayabilmesi için para kazanması gerektiğini biliyordu. Brüksel’e dönerek şan okumaya karar verdi. Sesi opera sanatçısı olamaya çok uygundu fakat bir metre elli altı santimlik boyu sahne ve giymek zorunda kalacağı haşmetli kostümler için bir dezavantaj yaratıyordu. Brüksel’deki şan eğitimi bitince, doğduğu şehir olan Paris’e döndü. Sorbonne Üniversitesi’nde karşılaştırmalı din bilimi, Çince ve Sanskritçe okudu. Sosyalizm, anarşizm, teoloji, sosyoloji okültizm, Stoacılık, Budizm, Hristiyanlık gibi kavramlar üzerinde gece gündüz çalıştı. Batı medeniyetinin kendisine uzak olan uygulama ve düşünceleri açıklayamaması ve küçümsemesini “Batı medeniyetinin zavallılığı” diye nitelendiriyordu.
BÖRÜLER
​"Çince vesikalarda 'Börüler' diye adlandırılan, vurucu güce sahip zırhlı süvarilerin bulunması, Türk milleti için ayrı bir üstünlüktü."
Sayfa 169 - Kronik
Alıntı
Türkçeyi "öztürkçe" yapalım derken uydurma, çirkin, sakat "sözcüklerin" arasında boğulup kaldık. Dilin özü olur mu? Dilimizde yaşayan kelimelerin bizim olduğunu gösteren ölçüler, deliller vardır. Türk milleti kadınıyla erkeğiyle, çoluğuyla çocuğuyla o kelimeyi benimsemişse, bilip kullanıyorsa, kelime edebiyata girmişse, şarkılarda türkülerde söyleniyorsa, atasözlerine, tâbirlere, bilmecelere, masallara, mânilere, hattâ argoya karışmışsa, menşei ister Arapça, ister Farsça, ister İtalyanca, Rumca, Çince olsun, o kelime Türkçedir. Kelimenin Türkçe olması menşeinde değil, dilde yaşamasında, tabiî bir şekilde kullanılmasındadır.
Sayfa 218 - Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları 2001 Baskısı·Kitabı okudu
Reklam
Reklam