• Aradığını başkasında değil kendinde ara!
    Yıldızı da, güneşi de kendin de ara.
    Yıldızı hissettiğinde güneşe yürü!
    Her ne ki vuku bulur, sendendir.
    Yalnız güzellikler değil çirkinlikler de sendendir.
    Bundan böyle her ne ki hatadır, sebebini kendinde ara ve haddi aşma!
  • Güzel anılar gelmemekte direniyordu; sadece kıskançlıklar, çirkinlikler ve ıstıraplar hortluyordu.
    Aldous Huxley
    Sayfa 204 - İthaki Yayınları
  • Selamun Âleyküm canlar, biz geldik, tekrardan kabul buyurursanız, inanın ki günler nasıl geçer anlamıyoruz, ama şu yazının başına geçince hepsi birden yok oluyor, dün Hz. Fatıma Ve Ali efendimizin birbirlerine latifeyle kıskançlıklarını, hatta sonrasında Hz.Peygamberimizin eşlerinden olan Hz.Hatice anamızı ve dahilerini yazdık, elimizden geldiğince, kalbimizden döküldükçe,

    Var olun,

    Sizlerde çok güzel mesajlar atarak bizleri onure ettiniz, yazana bakmayın, yazan cahil olsa gerek, yazdıran Alim'dir biliriz. Hû olsa gerek yazdıran...

    Bugün gönlüme düşün isim, canım anacığım Zeynep anamızdır.

    Kimdir bu zeynep? kimlerden olsa gerek?

    Peygamber Efendimizin ikinci çocuğu ve kızlarının en büyükleridir. Validesi, validemiz Hz. Hatice binti Huveylid b. Eslem'dir. Allah ondan razı olsun.

    Rasûlüllah'a nübüvvet gelmeden yaklaşık on yıl önce dünyaya gelmiştir zeynep anneciğim. Bu sırada Peygamberimiz otuz yaşlarındaydı.

    Zeynep anacığımız büyüyüp evlenme çağına gelince, teyzesi Hâle bint Huveylid kendisini, oğlu Ebu'l-Âs b. er-Rebî'e istedi.
    Validesi , Validemiz, Hz. Hatice, kız kardeşinin bu isteğini memnuniyetle kabul etti. Zira o sırada Ebu'l-Âs, gerek mal, gerek ticaret gerekse güvenilir olma bakımından Mekke'nin sayılı adamlarından biriydi ve Hz. Hatice, yeğenini çocukları kadar sevmekteydi. Ortada hem güven hemde bilinirlik olsa gerek en güzeller en güzellerini hep bulur hep sayar idi, Eee bu işler öyle değil mi? kim kim olursa, kimle karşılaşır.

    Zeyneb' validemizin, Ebû'l-Âs b. er-Rebî' efendiler'den Ümâme ve Ali adında iki çocuğu oldu. Ali, çocuk denecek yaşta vefat etti. Kızı Ümâme ise bilahere teyzesi Fâtıma'nın vefatından sonra Hz. Ali ile evlenmiştir.

    Zeynep annemiz Eşsiz bir sabra sahip idi. vakur ve metanetli bir hanımdı. Hanım efendi idi,
    eee o vakit hanım efendi ne demek?

    Üstün bir saygı gösterilen, eşsiz, değerlilerin en değerlisi, edep aşkını bilen , üstün olan demek idi.

    Cesur, fedakâr, hizmet ehli bir hanım efendi idi annemiz zeynep. Babaları efendimize çok bağlı, onun için daima hüzün içerisinde olan idi. Çünkü peygamberimiz pek çirkinlikler , pek kötülükler görür idi, Zeynep anamız inceydi, zarifti, merhametli ve saygı değer, sabırlı idi, Pek ala hüzünlenirdi efendimiz için, baba sevgisini biz zeynep anamızdan öğrenelim, tüm zulümlere karşı onunla hüzünlenip onunla sabreden hanım efendi kızı idi zeynep anneciğim.

    Hicret zamanı idi, Zeynep annemiz peygamberimize gizliden gitmek onu görmek isterdi, dahi hasretiyle yanar tutuşurdu annemiz.

    Hicret planında hesabı bozan diğer bir unsur da yakın akrabalarıydı. Hazırlıkları onlardan gizlemeleri imkansızdı. Öylede oldu. Her şeye rağmen bir kaç kişinin hicretten haberi oldu. Akrabalık bağları ise yabancılara söylemelerine engel oldu. Oldu amma, kendi aralarında konuşmalarını engellemedi.

    Konuşmaları duyanlardan biri de Hz. Hatice’nin amcası oğlu Habbâr’dı. Bedir’de yakınlarını kaybeden Habbâr öfkeliydi. Haberi alır almaz çevresindekilere bildirdi.

    Hz. Zeyneb’i gözleyen Hind binti Utbe’nin de kotlu yolcuların şehirden ayrıldıklarını görmüştü. Sağa sola koşarak insanları uyandırdı. İntikam çığırtkanlığı yaparak insanları kışkırttı. Öfkeye kapılan Kureyşliler, homurdanıp söylenmeye başladılar.

    Ah zeynep annem ah,
    Kâinatın Efendisi’nin kızı, validemiz zeynep anamız yıllarca baba hasreti çekmiş, inancından dolayı bin bir sıkıntıya katlanmış, yıllarca evine hapsedilmişti. Sonra vatanını ve ailesini terk etmek durumunda kalmıştı. Bütün bunlar yetmiyormuş gibi şimdide, onu yurdundan çıkaranların attığı ok yüzünden az kalsın canından oluyor, çocuğunu düşürüyordu.

    Kanaması başlayan Hz. Zeyneb, korku içinde bir kenara çekilip acısı ile baş etmeye çalışırken müşriklerin yaptıklarına kızan Kinâne, hemen sadağından bir ok çıkarak yayına yerleştirdi.

    Oku müşriklere doğru çevirdi. Sonra:
    – Yaklaşmayın! Yaklaşanı hemen şuracıkta öldürürüm, diye bağırdı. Tehdit ederek durdurmaya çalıştı. Kinâne’nin ciddi olduğunu gören adamlar, korkup bir kaç adım geri çekildiler. Çekilmezler miydiki? Yer gök korkar olmuştu Kinane'nin o an ki öfkesinden, ciddiyetinden, hislerinden!

    Geldi zaman gitti zaman anacığımız
    Medine’ye hicret ettiği sırada Habbâr’ın attığı okla deveden düşüp çocuğunu kaybeden validemiz, o gün için kurtulmuştu ama çektiği bu acının etkisi hiç bir zaman geçmedi. Sürekli devam etti. Aldığı darbe yıllarca onu rahatsız etti. Onun ölüm sebebi olacak gibi görünen ağrılar, Mekke Fethinden sonra iyice artmaya başlamıştı. Oğlunun vefatından duyduğu üzüntü ağrı ve acılarını tetikledi. Yıllardır sürekli kendisini yoklayan hastalık şiddetlendi.

    Durum bu olsa gerek ki;
    Önceleri uzun aralıklarla gördüğü ağrılar, sık aralıklarla görünmeye başladı. Sonra yatağa düşürdü. Oğlu gibi acılar içinde kıvrandırdı. Kızının hastalığına üzülen Efendimiz, sık sık yanına giderek hal hatırını sordu. Onunla dertleşti ve bir BABA gibi ona destek oldu, babalığı efendimizden öğrenmek gerek.

    Efendimiz kızları , validemiz olan , zeynep annemizin derdine çare bulmaya çalıştı. Lakin olmadı. Henüz otuz bir yaşında gençliğinin baharında olan Hz. Zeyneb anacığımız, acı ve ağrılara daha fazla direnemedi. Dünyaya veda ederek Rabb’ine kavuştu. Kızının vefatı Allah Resûlü’nü , İsmi aziz, kendi güzel efendimizi pek derinden üzdü. Torunu Ali gibi, annesi içinde gözyaşı döktü. Cenazesi ile bizzat ilgilenerek başından bir an olsun ayrılmadı.

    Hanım sahabilerden Ümmü Atıyye ve Ümmü Eymen, cenazeyle yakından ilgilendiler. Efendimizin eşleri Hz. Ümmü Seleme ve Hz. Sevde binti Zem’a onlara yardım etti. Birlikte yıkayıp kefenlediler.

    Dünya ne kaybetmiş idi şimdi?

    Sabrını, baba aşkını, kız evlat olma hissini derinden kaybetmişti, sabırlıların sabırlısıydı zeynep anamız, güzeller güzeli idi, babasına pek âla düşkün idiler, Aşk bu olsa gerekti, baba aşkı bu olsa gerek, amma evlat aşkıda peygamberimizden zeynep anamıza örnek olduğu gibi olsa gerek idi,

    Sürekli evlatlarıyla , yakınlarıyla , dertler ile dertlenen , dünya adlı şu küreyi sırtında omuzlayan efendimiz ve ailesi dünya hayatlarında hiçbirimizin çekmediği , görmediği , kötülükler , fenalıklar, haller gördüler.

    Allah onlardan razı olsun, bizlere'de o sabırlardan, o metânetlerden nasip kılsın.

    Güzel kalın bey efendiler ,
    Güzel kalın hanım efendiler,

    -Oğz
  • Yine dayanamıyorum, yine yazmak istiyorum, yazacak o kadar şey vardır ki yazmazsam boynuma binecek hissediyorum kusura bakmayın. Okursanız size, okumazsanız size olsun ama hep hayır olsun.

    Ümmü seleme'yi tanır mısınız? Hz. Ümmü Seleme.Tanırsınız evvela, bilirim. Ama yinede ûsulü yerine getirmek icab eder ben yazayım müsadeniz olursa.

    Asıl adı remledir derler ama bizce doğrusu Hind'dir. Oralardan gelir. Eee o zaman nedir bu Ümmü Seleme? Dersiniz bilirim, hemen diyeyim, oğlu Seleme'den dolayı, Ümmü Seleme diye tanınmıştır.
    Babası, Ebû Ümeyye Süheyl bin Muğîre b. Abdillah b. Ömer b. Mahzum'dur.

    Cömertliğinden dolayı kendisine Zâdü'r-Rekb yani yolcu azığı , yolcu dostu, yolcu sevgilisi denir idi. Ümmü seleme anacığımın, validesi'de Âtike bint Âmir b. Rabîa'dır

    Ebû Seleme Abdullah bin Abdi'l Esed ile evliydi. Her ikisi, birlikte Habeşistan'a hicret ettiler. O zamanlarda cahiliye devirlerine denk geldiğinden olsa gerek müslümanlara , kadınlara pek hoş bakılmaz insanlara pek eziyet edilirdi, insan derim, müslümanlara derim.

    Zeynep adında bir kız çocuğu daha sonra ömer ve dürre adında iki çocuk daha dünyaya geldi anacığımızdan. O zamanlar bu eziyetlerin arasından pırıl pırıl parıldayan o eziyetlere uymayan savunanlardan olan Necaşiye sığındılar Hz. Ümmü seleme ve eşi , dahi çocukları.

    Habeşistan'a hicret ederek, Necaşi'ye sığınmış olan Müslümanlar, Mekkeli müşriklerin Müslüman olduklarını haber alınca geri döndüler. Ümmü Seleme ve kocası Abdullah bin Abdi'l Esed'de geri dönenler arasındaydı. Ne de olsa yol tek idi, gidip de dönmemek olur muydu? döndüler döndüler amma Mekke'ye vardıklarında durumun, eskisinden pek farklı olmadığını gördüler, yani eziyetler ve çirkinlikler sanki bıraktıkları gibi devam ediyor değişenler değişmemiş gibi duruyor idi.

    Ümmü Seleme anacığımın kocası Abdullah bin Abdi'l Esed, Uhud Savaşında aldığı bir yara sonucu vefat etti. Ümmü Seleme'ye iddet müddetini bitirdikten sonra Rasûlüllah (s.a.s) evlenme teklifinde bulundu. Bulunmadan evvel yani Abdullah bin Abdi'l Esed ölmeden evvel , Allah benden daha hayırlısını , sana gözü gibi bakacak pak bir koca nasip etsin diye'de bir dua'da bulunmuştu. Vuku bu idi ya o dua geldi ve en sevgililerin sevgilisine şahit oldu.

    Hatta Abdullah bin Abdi'l Esed vefat edip şer'î bekleme süresi dolunca Hz. Ebû Bekir kendisine evlenme teklifinde bulunmuş, fakat Ümmü Seleme anacığım bu teklifi dahi reddetmişti. Ardından, Hz. Ömer aynı teklifte bulunmuş, onu da kabul etmemişti. Daha sonra Rasûlüllah (s.a.s) kendisine evlenme teklifinde bulundular. Ümmü Seleme bu teklifi reddetmemekle birlikte çekingen davrandı. Rasûlülleh bu tereddüdünün sebebini sorunca Ümme Seleme; yaşlı, çocuk sahibi ve kıskanç oluşunu sebep gösterdi.

    Peki sonra ne oldu?
    Anlatiyim uygunsa,

    Rasûlüllah Selemeye döndü ve onu hiç olmadığı kadar rahatlattı, buyurdu efendimiz "Kıskanç olduğunu söylüyorsun, bunu gidermesi için Allah'a dua edeceğiz. Yaşlı olmana gelince; bu mesele değildir, ben senden bir yaş daha büyüğüm. Çocuklar da Allah'a ve O'nun Rasûlüne aittir" şeklinde karşılık verdi.

    Şimdi içinizden dersiniz ki Ey Ümmü Seleme sana en hayırlılar evlenme teklifi ediyor'da kabul mü etmiyorsun? Demeyin, Ümmü Seleme bizce düşündü ki ben layık olamam, yanlış hareket ederim, onların yüzünü kara çıkarırım, o hep hayırlısıyla hareket etmek isteyenlerden idi.

    Gel zaman Git zaman, Rasûlüllah, Ümmü Seleme ile evlendikleri vakitlerde mehir ve çeyiz olarak iki adet el değirmeni, iki adet su testisi, içi hurma lifi ile doldurulmuş, yüzü deriden bir adet yastık, içi hurma lifi ile doldurulmuş bir döşek ve bir çanak vermiştir efendimiz.

    Ne bekliyordunuz, sandıklar dolusu altın mı? Güzel develer, eti bol atlar yürür hayvanlar mı?
    "Ben fakrımla övünürüm" diyen bir sevgiliydi o. Ancak bu kadar olur idi.

    Ümmü Seleme, Rasûlüllah efendimiz'in en son vefat eden hanımıdır, Hicretin 59. veya 61. yılında vefat etmiştir. Vefat ettiği zaman 84 yaşındaydı. Cenaze namazını, Ebû Hüreyre (r.a) Bakî Mezarlığında kıldırmış ve orada defnedilmiştir. Ümmü Seleme kocasına bağlıydı, onun için dahi her vakit sürekli dualar eder, efendimizden de dualar ister idi, Efendimiz ise ona hürmet gösterir, onunla beraber dualar'da bulunur idi.

    İşte böyle, Hz.Ümmü Seleme çok zorluk çekti, eşi Abdullah bin Abdi'l Esed ise ona dua etti ve o dua en güzel ve en hakiki kavramlarıyla yerini buldu, aşk'ta bu olsa gerekti, şehit olan Abdullah bin Abdi'l Esed son anlarında dahi eşine iyilikler hoşluklar dilemiş idi.

    Sağlıcaklar, hayırlar ile kalın efendim

    -Oğz
  • Sarayından çık, kenar mahallelerde şöyle bir dolaş. Gör ne sefalet, ne çirkinlikler var. Köpeklerle insanlar yanyana yatıyorlar. Bir lokma ekmek için namuslar satılıyor...
  • Güzelliklerim güzelliklerinizdendi,
    güzelliklerimi bilmiyordum.
    Çirkinlikler varmış insanı büyüleyen,bilmiyordum..
  • Sarayından çık, kenar mahallelerde söyle bir dolaş. Gör ne sefaletler ne çirkinlikler var. Köpeklerle insanlar yan yana yatıyor, bir lokma ekmek için namuslar satılıyor.