Bir zamanlar ilişki dediğimiz şeydeki öteki insanın yerini düğme aldı șimdi. Aynı sonuca ulaştığımıza göre, bir anlamda buna hâlâ ilişki diyebiliriz. Eskiden bir Coca Cola alabilmek için birisinden istiyordunuz, şimdiyse bir düğmeye basıp alıyorsunuz kolanızı. Üstelik, şimdi "teșekkür ederim" diyen makineler bile var.
Bu halayı açıp uzatsan Coca Cola reklamlarındaki Edirne'den Kars'a giden o milli sofra ile kapışırdı. Öyle ki, az önce kızlarla bir tur atalım diye bu halaya girip yaklaşık 45 dakika sonra can havli ile zor çıktıtık. Evet, başladığımız yere gelmemiz 45 dakika sürmüştü.
Şaka değil.
Abartı yok.
Düz 45 dakika.
Mahmut Tuncer usta haklıymış. Mantık sizi anın b noktasına götürebilirmiş. Halay ise harbi harbi her yere. Test edip onaylamış bulunuyordum bunu.
Elmalı turta, Coca-Cola, filmden sonra yürüyerek gezinti, Glenn Miller... Tenekeden ve pirinç kağıdından, eksiksiz bir yapay Amerika yaratabilirsiniz. Mutfakta, pirinç kağıdından anne; gazete okuyan, pirinç kağıdından baba. Adamın ayaklarının dibinde, pirinç kağıdından bir yavru köpek. Her şey.
coca cola, 2003’te Amerikan Çocuk Dişçiliği Derneği’ne 1 milyon dolar bağış yaptı. Aynı yıl bu “bilimsel” dernek, “çocukların diş hastalıklarında kolalı içeceklerin rol oynadığına dair kesin bir bulguya rastlanmadığını” açıklayıverdi.
İnsanlar aynı hikayeyi o kadar çok gördü ve duydu ki, artık aromalı bir şu karışımını diş çürümesi, obezite ve plastik atıkla ilişkilendirmek yerine eğlence, mutluluk ve gençlikle bir arada düşünüyorlar.