Tanrı hiçbir canlıyı açlık ile sınamasın...
Vakit geçiyordu. Sokakta ayak sesleri, at arabası gürültüsü duydum. Ahırdan atlarla konuşan Jens Olai'nin sesi geliyordu. Uyku gözümden akıyordu, oturuyor, hafiften ağzımı şapırdatıyor, başka hiçbir şey yapmıyordum.Kırgınlık içindeydi göğsüm. Hava kararmaya başlamıştı, gitgide güçten düşüyordum, yorulmuştum; yatağa uzandım. vapmıyordum. Ellerimi biraz olsun ısıtabilmek için parmaklarımı öne arkaya, sağa sola, saçlarımda gezdirdim; kopan tutamlar parmaklarımda kalıyor ,yastıağa dökülüyordu. Üzülmüyordum, umursamıyordum, saçım var daha.Üzerimden, bir sis gibi her yanımı sarmış bu garip uyuşukluğu atmaya çalıştım, yatakta dik oturdum, göğsüm elverdiği kadar öksürdüm, tekrar uzandım yatağa. Boşunaydı hepsi. Gözlerim açık, tavana dikili, yardımsız, ölüyordum işte! Derken işaret parmağımı ağzıma sokup emmeye koyuldum. Beynimde bir şey kıpırdamaya başladı; altan alta yol bulmaya çabalayan bir düşünce, çılgınca bir esinti idi bu: Parmağımı ısırıversem? Hiç düşünmeden gözlerimi yumdum, dişlerimi bastırdım.
Yerimden fırladım. Uyanmıştım sonunda. Parmağımdan hafif kan sızıyor, sızdıkça yalıyordum bu kanı. Acımıyordu, yara da önemli değildi pek. Bense birdenbire kendime gelmiştim, başımı salladım, pencere önüne gidip yarayı sarmaya bir parça bez aradım. Durmuş, bu
işle uğraşırken gözlerim yaşardı; sessizce ağladım. Bu cılız, bu ısırılmış parmağın hali öyle hüzün vericiydi ki! Allah'ım, neydi bu başıma gelenler!
Açlık
Knut Hamsun