Sizin için hiçbir şeyken kalabilir miyim? Kurmalı bir mekanizma olduğumu mu düşünüyorsunuz? Hisleri olmayan bir makine? Peki ağzımdaki lokmanın dudaklarımdan koparılıp alınmasına, hayat suyunun bardağımdan dökülüp gitmesine dayanabilir miyim? Fakir, müphem, düz ve ufak tefek olduğum için ruhsuz, kalpsiz olduğumu mu düşünüyorsunuz? Yanlış düşünüyorsunuz! Benim de sizin kadar ruhum var ve sizinki kadar dolu bir yüreğim! Ve Tanrı bana biraz güzellik ve çokça zenginlik bahşetmiş olsaydı şu an sizden ayrılmam benim için ne kadar zorsa, benden ayrılmayı da sizin için o kadar zorlaştırmış olurdum. Şu an sizinle gelenekler, görenekler hatta ölümlü bedenimi dikkate alarak konuşmuyorum; ruhunuza hitap eden ruhumdur sanki ikimiz de mezarlarımızdan kalkmış Tanrı’nın huzurunda bekleyen eşit insanlarmışız gibi -olduğumuz gibi!-“
Sayfa 348·Kitabı okuyor
Alıntı
- MÜRŞİDİN FEYZİ
"O, bir tâlibin hâline teveccüh eder ve bu yönelişle isteklinin gönlünde bir pencere açılır. Talib, teveccüh ve ihlâsı miktarınca o deryadan kanar... Demiştik ki, bu faydalanış şeklinde, sâlikin, feyzin nereden geldiğine dair bilgi sahibi olması şart değildir." "İkinci şekil olarak sâlik, istidat ve ihlâsı noktasından mürşidin kalbine bizzat teveccüh eder ve teveccühünde, yavrunun ana memesinden süt çekmesi gibi, onun feyzini cezbeder. Eğer birinci ve ikinci şartlar bir araya gelecek olursa, en tesirli ilâç meydana gelmiş olur." "Üçüncü şekil şudur ki, sâlikin kalbinde, Celâl kelimesinin çokça zikrinden, donmuş bir okyanusa benzeyen mürşid kalbi aksetme suretiyle kendisini gösterir; ve bir pencere açılmışcasına müridin üzerine olgunluk ve hidayet yağar. Bu hâlde de yine iki taraf birbirini bilmek ve anlamakla mükellef değildir. Eğer irşad isteklisi, feyz mecrasını bir "bid'at-din usullerinde yenilik uy. durması" ile tıkayacak, yahut Sünnet Ehli itikadına aykırı bir anlayışla körletecek veya istidat cevherini bir ehliyetsize teslim ederek çürütecek olursa bu üç faydalanma tarzından da hisse alamaz ve hayret sahasına düşer."
Sayfa 353 - Ağustos 1994, “BU ASRIN SAHİBİSİNİZ!...”, Vâridât: Mehdi, İbda Yay.
Tarîkat-ı Aliyye-i Nakşibendiyye
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
bugün, çokça ilim öğrenmekten ziyâde az bir edeb öğrenmeye muhtacız.
Sayfa 20 - çamlıca yayınları, kuşeyrî, er-risâletü’l-kuşeyriyye, II, 447.·Kitabı okuyor
amellerimizi gözden geçirdiğimiz zaman Allah'ın hakkını çokça ihmal ettiğimizi görürüz... hissettiğimiz pişmanlık duygusu... Allah'ın bize... durumumuzu düzeltmek için fırsatlar vereceğine dair hüsnüzanna teşvik eder.
karamsar olma!·Kitabı okuyor
sonra da naylon duyarlılıklarıyla,güneş gözlükleriyle,çokça anlatım bozukluklarıyla cümleler kuruyorlardı oturdukları kafelerde.
Tanıdım Seni
Seni kendimden tanıdım çocuk Yüreği sürekli çiğnenen bir yol Gövdesi acılardan acılara köprü Biraz öfke, biraz umut, çokça onur Olan kendimden.
Sayfa 11·Kitabı okuyor
Şiir