es könnte auch anders sein
...und wenn man ihm von irgend etwas erklärt, daß es so sei, wie es sei, dann denkt er: Nun, es könnte wahrscheinlich auch anders sein. So ließe sich der Möglichkeitssinn geradezu als die Fähigkeit definieren, alles, was ebensogut sein könnte, zu denken und das, was ist, nicht wichtiger zu nehmen als das, was nicht ist. Man sieht, daß die Folgen solcher schöpferischen Anlage bemerkenswert sein können, und bedauerlicherweise lassen sie nicht selten das, was die Menschen bewundern, falsch erscheinen und das, was sie verbieten, als erlaubt oder wohl auch beides als gleichgültig.
Heidegger insanın büyük varlık dairesi içinde var olmasını Dasein kelimesiyle ifade eder. Lafzen “orada olmak” manasına gelen Da-sein, bize insanın orada/ortada/açıkta/huzurda var olması, ortaya çıkması ve varlığını bulması eylemini tasvir eder.
Sayfa 66 - İnsan Yayınları·Kitabı okudu
Alıntı
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Mustafa Kemal, [Alfred] Fouillée etkisiyle, “milletlerin dinlerini kendilerine uydurduklarını" düşünmüştür. Gözden geçirdiyse, ünlü antropolog Letourneau'nun kütüphanesinde bulunan bir kitabında, dinî inanış ve geleneklerin, değişik ırklarda farklı evrim geçirdiğinin ileri sürüldüğünü görmüş olabilir. Konu üzerine çalışmalar yaparken, Goethe'nin "Wie einer ist, so ist sein Gott (Bir kişi nasılsa tanrısı da öyledir)" özdeyişinin Fransızca çevirisini (Tel est l'homme, est son Dieu) okuduğunda, "ruh-i milli-din, felsefe, edebiyat" notunu düşmesi, milletlerin inanç ve kurumlarını, "ulusal ruh" ve "kolektif bilinç"in yarattığı fikrine katıldığını ortaya koymaktadır.
Sayfa 511-512·Kitabı okuyor
"Öfke, bir duruma ara verebilme ve yeni bir durumun ortaya çıkabilmesine izin verme yetisidir. Öfke her geçen gün, radikal bir değişime sebebiyet verebilmekten oldukça uzak olan kızgınlık veya gerginliğe boyun eğmektedir. Dolayısıyla insanlar kaçınılmaz olana da sinirlenirler. Kızgınlığın öfkeyle olan ilişkisi, korkunun kaygıyla olan ilişkisi gibidir. Belirli bir nesne karşısında ortaya çıkan korkunun aksine kaygı bizatihi varlık [Sein als solchem] karşısında duyulur. Kaygı, Dasein'ı tamamıyla ele geçirip sarsar. Öfke de münferit bir meseleyle ilgili değildir, bütünü olumsuzlar. Öfkenin negatiflik enerjisi buradan gelir. Bir istisna halini tasvir eder. Giderek artan pozitifleştirilme dünyayı istisna hallerinden mahrum kılar."
Yaşananların hepsinden çok ağır sorumluluğunu, bu muharebeye katılanların hepsinden çok kararmıştı; o, ömrünün sonuna kadar hiçbir zaman ne iyiyi, ne güzeli, ne doğruyu, ne de kendisinin iyiliğe ve doğruluğa taban tabana zıt, insanca olan her şeyden oldukça uzak, ne anlama geldiğini anlayamayacağı eylemlerinin önemini kavrayabilmişti. Dünyanın yarısı tarafından övülen eylemlerinden vazgeçemezdi ve bu yüzden de iyilikten, doğruluktan, insanca olan her şeyden vazgeçmek zorundaydı. Sakat ve ölü insanlarla dolu (kendisi istediği için böyle olduğunu düşünüyordu) savaş meydanını dolaşırken, bu insanları gözden geçirip bir Fransız’a kaç Rus’un düştüğünü hesaplaması ve bir Fransız’a beş Rus düştüğünü hesaplayarak kendini kandırması, bunu bir sevinme nedeni olarak görmesi o güne has değildi. Paris’e gönderdiği mektupta, üzerinde elli bin ceset olduğu için le champ de bataille a été superbe (savaş meydanı muhteşemdi) yazması o güne has değildi; ama boş zamanlarını yaptığı büyük işleri anlatmaya ayırma niyetinde olduğunu söylediği St. Hélène Adası’nda, sessiz yalnızlığında şunları yazmıştı: ​mencement de la sécurité. Un nouvel horizon, de nouveaux travaux allaient se dérouler, tout plein du bien-être de la prospérité de tous. Le système européen se trouvait fondé; il n’était plus question que de l’organiser. ​Satisfait sur ces grands points et tranquille partout, j’aurais eu aussi mon congrès et ma sainte-alliance. Ce sont des idées qu’on m’a volées. Dans cette réunion de grands souverains, nous eussions traité de nos intérêts en famille, et compté de clerc à maître avec les peuples. ​L’Europe n’eût bientôt fait de la sorte véritablement qu’un même peuple, et chacun, en voyageant partout, se fût trouvé toujours dans la patrie commune. Il eût demandé toutes les rivières
Sayfa 309 - Savaş ve Barış 2·Kitabı okudu
...die besten Freunde aber haben gar nicht auf unser Pferd gesetzt, da sie fürchteten, käme es zum Verluste, müßten sie uns böse sein, nun aber, da unser Pferd das erste war und sie nichts gewonnen haben, drehn sie sich um, wenn wir vorüberkommen und schauen lieber die Tribünen entlang. …but our best friends did not bet on our horse at all, because they feared that, if it lost, they would have to be angry with us; but now that our horse came in first and they have won nothing, they turn away when we pass and prefer to look along the grandstands.