İnce Memed serisinin son kitabını da bitirdikten sonra birkaç söz söylemek istedim.
İnce Memed, her kitabında bizi Çukurova'nın köylerine götürüyor. Her köyde başka bir zalim ağa, bey ya da güç sahibinin zulmüne boyun eğmek zorunda kalmış insanlarla karşılaşıyoruz. Serinin belli başlı karakterleri kitaplar boyunca yeniden karşımıza çıkıyor; bu yüzden hikâyeler birbirinden kopuk değil, aksine aynı coğrafyanın ve aynı mücadelenin farklı yüzlerini anlatıyor. Özellikle kitaplar arasındaki geçişlerin ve olay örgüsünün bu kadar sağlam kurulmuş olması, seriyi benim gözümde daha da değerli kıldı.
İnce Memed bir roman olsa da bana göre aynı zamanda bir tarih, bir sosyoloji ve bir toplum kitabı. Sayfalar arasında ilerledikçe Yaşar Kemal bize yalnızca bir hikâye anlatmıyor; cesareti, zulmü, kitlelerin hafızasını, acıyı, hüznü, sevinci, sabrı ve metaneti de gösteriyor.
Ama bence bütün bunların merkezinde tek bir mesele var: Ezilenlerle ezenlerin yüzyıllardır süren ve hâlâ sona ermeyen mücadelesi.
Belki de İnce Memed'in bugün hâlâ okunmasının nedeni budur. Çünkü değişen isimlere, değişen zamanlara rağmen o mücadele hiç bitmedi.
Bir diğer nokta da kitabın akıcılığıydı. Dört kitap boyunca neredeyse hiç kopmadan, merakımı kaybetmeden okudum. Yaşar Kemal'in dili, betimlemeleri ve insan ruhunu anlatış biçimi beni her zaman etkiledi. İnce Memed serisi benim için yalnızca bir roman serisi değil, uzun süre hafızamdan silinmeyecek, dönüp dönüp hatırlayacağım bir okuma yolculuğu oldu.