Eski Yunan geleneklerinde -Herakles'in sırra-erme sınavından (yeraltına inişlerin en ünlüsü) Pythagoras'ın ve Zoroastre'ın (Zerdüşt) efsanevi inişlerine kadar- tanıklanan Yeraltına inişlerde de en küçük bir şamancıl yapı görülmez. Burada belki de Platon'un kaydettiği (Devlet, 614 B) Pamfilyalı Armenios oğlu Er'in esrime deneyiminden söz etmek daha uygun olacaktır. Savaş alanında ''öldürülen'' Er on ikinci gün, vücudu henüz odun yığınının üstündeyken dirilir ve öbür dünyada kendisine gösterilenleri anlatır. Bu anlatıda Doğu fikir ve inanışlarının etkisi görülmüştür. Ne olursa olsun, Er'in kataleptik dalınç hali ve esrimeyle öbür dünyaya gidişi bize yalnız Arda Virafi değil, birçok şamancıl deneyimi de hatırlatıyor. Er başka şeylerle birlikte göğün renklerini ve orta ekseni, ayrıca insanların yazgılarının yıldızlar tarafından saptanışını da görmüştür.
Şamancıl sağıltımın cin çıkarma törenine dönüştüğü bir başka karma (melez) yöntem de Kazak-Kırgız baksı'sının yöntemidir. Seans Allah'a ve Müslüman ermişlere dua ile başlar, cinlere sesleniş ve kötü ruhlara tehditlerle devam eder. Baksı yırlamasını hiç kesmez. Bir an gelir, "ruhlar" kendisini ele geçirir; bu dalınç hali esnasında baksı "ateşte kızdırılmış bir demirin üzerinde yalınayak yürümeye" başlar ve yanan bir fitili birkaç kez ağzına sokar, kızgın demire diliyle dokunur, "ustura gibi keskin bıçağını yüzüne saplar, ama bu bıçaklamadan hiçbir görünür iz kalmaz." Bu şamanlık marifetlerinden sonra yeniden Allah'a seslenir : "Ya Allah! Bize mutluluk ver!... Ey Rabbim, gözyaşlarıma bak!... Senin yardımını diliyorum!... vb." Yüce Tanrıya sesleniş ve dua şamancıl sağıltımla bağdaşmaz değildir; nitekim buna Sibiryanın kuzeydoğu ucundaki bazı halklarda da rastlarız. Fakat Kazak-Kırgız sağıltım seanslarında önemli yeri, hastayı ele geçiren ("çarpan") kötü ruhların kovulması tutar. Bunu başarmak için, baksı şaman durumuna girer, yani ateşe ve bıçaklanmaya karşı duyarsızlık (bağışıklık) kazanır. Başka deyişle, "ruhluk durumunu iktisap eder"; böylelikle, -bir "ruh" olarak- hastalık ifritlerini ürkütüp kovma gücüne sahip olur.
insanın ateş üzerinde özgürce tasarrufta bulunabilmesi ve onu yalnızca gökten gelen bir hediye aracılığıyla, yakıp tutuşturan yıldırım ya da ısıtan güneş yanığı olarak elde etmemiş olması, dalınç içindeki ilk-insana tanrısal doğaya karşı işlenmiş büyük bir suç, onun bir yağmalanışı olarak görünmüştü. Böylece, daha ilk felsefi problem, insan ile tanrı arasında üzüntü verici, çözülmez bir çelişki ortaya çıkarır ve bu çelişkiyi her kültürün giriş kapısına bir kaya bloku gibi yerleştirir, insanlık, yararlanabileceği en iyi ve en yüce şeye, büyük bir suç yoluyla ulaşır ve şimdi bunun sonuçlarına, yani hakarete uğramış göksel varlıkların asilce yükselmeye çalışan insan soyuna göndermek zorunda oldukları acılar ve kederler seline de katlanması gerekmektedir:
Bir olayı olanca canlılığıyla anımsıyorsam o olayın meydana geldiği ana geri giderim: Sizin deyiminizle, dalınç içinde olurum. Bir anlığına geriye sıçrarım.
"Ama en büyük sorun şu," diye araya girdi Ruhbilimci. "Uzay'ın her yönünde hareket edebilirsiniz de, Zaman'da hareket edemezsiniz."
"Benim büyük buluşumun özü de bu zaten. Ama Zaman'da hareket edemeyeceğimizi söylerken yanılgıya düşüyorsunuz. Örneğin, bir olayı olanca canlılığıyla anımsıyorsam o olayın meydana geldiği ana geri giderim: sizin deyiminzle, dalınç içinde olurum. Bir anlığına geriye sıçrarım. Hiç kuşkusuz, hiçbir Zaman süresi boyunca geride kalamayız; bir vahşi ya da hayvan yerin iki metre yukarısında ne kadar kalabilirse o kadar. Ama uygar bir insan bu konuda vahşiden daha iyi durumdadır. Bir balona binip yerçekimine karşın yükselebilir ve Zaman-Boyutu'nda sürüklenişini önünde sonunda durdurabileceğini ya da hızlandırabileceğini, hatta geriye dönüp aksi yönde yol alabileceğini neden umut etmesin ki?"
Sayfa 7 - İş Bankası Yayınları Modern Klasikler Dizisi·Kitabı okudu
Her gün yalnızca nerede oldukları değil nereye gidecekleri konusundada sessizce düşünmek için de zaman ayırırlar.Her gün amaçlarını ve yaşamlarını nasıl sürdürdüklerini degerlendirirler.En önemlisi bir sonraki günü nasıl daha iyi kılabilecekleri hakkında derin ve samimi bir dalınç içine girerler .Her gün artan iyileşmeler sonunda pozitif bir değişikliğe yol açan kalıcı sonuçlar verir.