"Bu kız beni seviyor," dedi. "Seviyor ama.."
Sayfa 110 - Yapı Kredi Yayınları·Kitabı okuyor
Başını gökyüzüne kaldırdı ve sonu olmayan bir ıstırapla, “Tanrım, onu kurtarmak için hiçbir şey söylemedim,” dedi. “Hiçbir şey yapmadım.”
Alıntı
Reklam
Yusuf Azizoğlu..
... Giyiniş ve tavırlarıyla o za­mana göre kimse bilmezdi ki feodal bir Kürt ailesine mensup ol­duğunu. Ben ona ve diğer arkadaşlarıma göre daha çok pozitif felsefenin tesirinde kalmıştım. Hiç unutmam bir kurban bayra­mında yurda geldi ve “Haydi çocuklar Süleymaniye Camiine bay­ram namazına gidelim” dedi. Arkadaşlar hazırlandılar. Gülerek bana baktı ve “Musa, sen de gel yahu!” dedi. Ben cennete gitmek için değil de Yusuf Abinin hatırı için “Peki!” dedim
Sayfa 258 - Aram Yayınları, 4.Baskı·Kitabı okuyor
Kitap Alıntısı
ŞAPKA DEVRİM(!)İNİN KURBANLARI...
(...) Hâdise aslında, tıpkı 31 Mart’ta, Menemen’de, 28 Şubat’ta vs gördüğümüz tarzda bir “tertib” olarak başlıyor. Giresun’da bir adam sokaklara çıkıyor ve avaz avaz şapka giymeyeceğim diye bağırıyor. Alıyor ekip bunu: “Niye giymeyeceksin?” Cevab: “Çünkü İstanbul’daki Atıf Hoca ile mektublaştım, o dedi giyme diye…” Bunun üzerine Atıf Hoca‘yı alıp Giresun’a gönderiyorlar. Ama Giresun İstiklâl Mahkemesi bakıyor, ortada ne bir mektub var, ne tanışıklık, özür dileyip bırakıyor Atıf Hoca‘yı. Gelgelelim polis bırakmıyor. İstanbul’a getirip bir müddet kodeste tuttuktan sonra, bu sefer Ankara İstiklâl Mahkemesi’ne sevkediyor. Sene 1926… O sırada Erzurum, Rize, Giresun, Trabzon, Sivas, Maraş gibi yerler karışmış şapka yüzünden. Önüne gelen tutuklanmış. Hattâ yüzlerce kişi Türkiye’yi terkedip Suriye’ye yerleşmiş ki, bugün Şam’daki Kasiyun Dağı eteğinde kurulmuş bulunan “Türk Mahallesi”nde yaşar onların çocukları… Rize’yi Hamidiye zırhlısı topa tutmuş, neler neler olmuş… Ve sadece Atıf Hoca‘ya değil, şapka kanunundan dolayı her tutuklanana, ilk olarak, karıştığı olaydan önce “Frenk Mukallitliği”ni okuyup okumadığı soruluyor. Belli ki, olayın merkezine bu kitab konulacak ve Atıf Hoca, bütün ülkedeki kalkışmalardan sorumlu tutulacak… Nitekim öyle yapılıyor. Aynı dava dosyasına dâhil olmak üzere, sırasıyla Maraş, Giresun, Trabzon isyanları yargılanıyor. Hepsi “Frenk Mukallitliği” ile alâkalandırılarak, birçok idâm, birçok hapis cezasıyla sonuçlanıyor. Ve sıra Atıf Hoca‘da… Karşısında “Üç Aliler” diye bilinen, zamanın üç ünlü celladı, hâkim sıfatıyla bulunuyor. Birkaç kişi daha var aynı seansta: Yazar Tahirülmevlevî, kitabçı Abdülaziz, sahaf Mihran Efendi… Bunlar da “Frenk Mukallitliği”ni satmaktan yargılanıyorlar… Ve savcı Necib Ali mütalâa veriyor: __"Babaeski
GÖLGELER -Yaşadığımız Günler-I-, 1 Kasım 2011, Çarpıcı Kitap·Kitabı okuyor
Deneme, İnceleme
Edison üstümü başımı elleriyle yokladıktan sonra, "Tesla'nın kilosu 75,5." dedi ve haklı çıktı. Çıplak tartıldığımda kilom 71 geliyordu ve hâlâ da öyledir. Bay Johnson'a yaklaşıp fısıldayarak sordum: "Edison benim kilomu nasıl bu kadar doğru tahmin edebildi?" "Şey," dedi kısık sesle. "Sana söylerim ama aramızda kalsın. Uzun zaman önce Chicago'daki bir mezbahada çalışıyordu ve her gün binlerce domuzu tartıyordu. Bu yüzden anlıyor."
Enes b. Mâlik [r.a] rivayet ediyor: Resûlullah [ﷺ] Ebû Bekir, Ömer ve Osman’la beraber Uhud dağına çıktılar. Dağ altlarında sarsıldı. Resûlullah [ﷺ], ayağını dağa vurarak, “Ey Uhud dur, senin üzerinde bir peygamber, bir sıddık ve iki şehid durmaktadır” dedi. Dağın sarsıntısı hemen durdu. Bunu beyan etmekle Ömer ve Osman’ın [r.a] şehid olacaklarını bildirmiş oluyordu.
Sayfa 230 - Semerkand Yayınları·Kitabı okudu
Hadîs-i Şerif
Reklam
Reklam