Bütün mutsuzluğumuzun nedeni yaşadığımızdan farklı bir yaşam özlemi içinde olmamızdır. Dolayısıyla yaşamak bizim için bir yabancılaşmadır. (…) Bizi üzen olaylar değil, bu olayları yorumlama biçimimizdir: İnsan gerçeğe bir yığın değer, korku ve arzu yükler; bunlar boştur ve sıkıntı verir. Beklenti içine gireriz, genelleriz ve abartırız çünkü tutkularımızı -hırs, korku, utanç, acıma ya da öfke bunlara yansıtırız.
- Olsun, fakat her hakikatten çok azap veriyor bana. Bana benzeyen, görünüşte bendeki ihtiyaçlara, tutkulara, arzulara sahip bu insanlar niçin kırarlar beni? Ancak benimle eğlenmek, bana çatmak için yaratılmış bir avuç gölgeden başka bir şey mi bunlar? Ne hissetsem, ne görsem, neye değer versem hepsi, baştan sona bir vehim değil mi, gerçekten hayli farklı bir kuruntu değil mi?