Friedrich Nietzsche
Dehanın ahlaksal çılgınlığı. — Büyük zekâların belli bir türünde üzücü, kısmen korkunç bir oyun gözlemlenir: En verimli anları, yukarılara ve uzaklara doğru uçuşları, sanki genel yapılarına uygun değil ve bir şekilde güçlerini aşıyor gibidir, öyle ki her seferinde bir arıza ve zaman içerisinde de makinenin bozukluğu söz konusu olur, bu bozukluk kendini burada değinilen dehalarda bedensel rahatsızlıklardan çok, çeşitli ahlaki ve zihinsel belirtilerle düzenli olarak gösterir. Rousseau ile Schopenhauer gibi aşırı kişisel ve bağımlı karakterlerde birdenbire ortaya çıkan o anlaşılmaz korku, kibir, nefret, kıskançlık, bağnazlık ve sofuluk bir kalp problemi sonucu olabilir: Bu da sinir rahatsızlığının sonucudur ve nihayetinde bu da sonuçtur. — — Deha içimizde olduğu sürece cesur hatta sanki çıldırmış gibiyizdir, yaşama, sağlığa ve onura dikkat etmeyiz; günü bir kartaldan daha özgür uçarak geçirir, karanlıkta bir baykuştan daha güvendeyizdir. Ama birdenbire bizi terk eder ve aynı şekilde birdenbire bir korku sarar içimizi: Artık kendimizi anlamayız, yaşanmış yaşanmamış her şeyin ıstırabını çekeriz, sanki çıplak kayalar altında, bir fırtına öncesinde her tıkırtıdan ve gölgeden korkan acınacak çocuk ruhları gibiyizdir. - Dünyada yapılan kötülüklerin dörtte üçü korkudan kaynaklanır: Ve bu özellikle fizyolojik bir olaydır! —
Felsefe
David Banks "Aşırı Deha Problemi" başlıklı araştırmasında "Dehanın zaman ve mekân bakımından dağılımı rastgele değildir. Aksine, sıkı, bir bölgeye ait kümelerde toplanmışlardır." der.
Sayfa 6·Kitabı okudu
Alıntı
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
İnsan neden ölümsüz değil?" diye düşünüyordu. "Beynin merkezi ve kıvrımla­ n, görme ve konuşma kabiliyeti, bu sağlık ve deha, bütün bunlar toprağa karışarak eninde sonunda yerkabuğuyla birlikte soğumaya ve sonrasında dünyayla birlikte güneşin etrafında milyonlarca yıl anlamsızca ve amaçsızca dönme­ ye mahkfunsa neye yarar? Toprağın altında soğuyacak ve dünyayla birlikte dönecekse insanı bu yüksek, neredeyse Tanrısal aklıyla yoktan var etmeye ve sanki alay edercesine tekrar çamura dönüştürmeye hiç gerek yok."
Sayfa 24·Kitabı okudu
"lsa Mesih'i sevmiyor musun?" Alfred duraksadı, her yerde tuzaklar seziyordu. Gizli tehlikelerle dolu bir zemin üzerindeydi. Müdür kendinden dindar bir Lüteriyen olarak bahsetmişti. En güvenlisi Chamberlain'den şaşmamaktı, kitabındaki ifadeleri hatırlamaya çalıştı Alfred. "Chamberlain gibi ben de lsa'ya büyük bir hayranlık duyuyorum. Chamberlain onu ahlaki bir deha olarak tanımlıyor. Güçlü ve cesurdu fakat öğretileri lsa'yı acı çeken, yumuşak başlı birine çeviren Pavlus tarafından maalesef Yahudileştirildi. Bütün Hıristiyan kiliselerinde İsa'nın çarmıha gerilişini betimleyen resimler ya da vitraylar var. Hiçbirinde güçlü ve cesur lsa'ya, yozlaşmış hahamlara meydan okuyan, dolandırıcıları tapınaktan tek başına kovan lsa'ya dair görüntüler yok!" "Yani Chamberlain Kuzu lsa'yı değil Aslan İsa'yı görüyor öyle mi?" "Evet" dedi cesareti yerine gelmiş olan Rosenberg.
Chamberlain'de okudukların ve her hafta kilisede Hıristiyan sevgisine dair duydukların arasında bir çelişki görmüyor musun?" "Efendim ben her hafta kilisede değilim. Gitmeyi bıraktım." "Baban bu konuda nasıl hissediyor peki? Chamberlain nasıl hissederdi?" "Babam kiliseye asla ayak basmadığını söylüyor. Ve ben hem Chamberlain hem de Wagner'in Kilise öğretisinin bizi güçlendirmekten çok zayıf düşürdüğünü iddia ettiklerini okumuştum." "lsa Mesih'i sevmiyor musun?" Alfred duraksadı, her yerde tuzaklar seziyordu. Gizli tehlikelerle dolu bir zemin üzerindeydi. Müdür kendinden dindar bir Lüteriyen olarak bahsetmişti. En güvenlisi Chamberlain'den şaşmamaktı, kitabındaki ifadeleri hatırlamaya çalıştı Alfred. "Chamberlain gibi ben de lsa'ya büyük bir hayranlık duyuyorum. Chamberlain onu ahlaki bir deha olarak tanımlıyor. Güçlü ve cesurdu fakat öğretileri lsa'yı acı çeken, yumuşak başlı birine çeviren Pavlus tarafından maalesef Yahudileştirildi. Bütün Hıristiyan kiliselerinde İsa'nın çarmıha gerilişini betimleyen resimler ya da vitraylar var. Hiçbirinde güçlü ve cesur lsa'ya, yozlaşmış hahamlara meydan okuyan, dolandırıcıları tapınaktan tek başına kovan lsa'ya dair görüntüler yok!" "Yani Chamberlain Kuzu lsa'yı değil Aslan İsa'yı görüyor öyle mi?" "Evet" dedi cesareti yerine gelmiş olan Rosenberg.
Davam - Kitaptan alıntılar
· Almanya-Ruhr sahasında gördüğüm fabrikalar, Türkiye'de de ağır sanayi hamle­si başlatılması fikrinin bizdeki ilk kıvılcımları oldu. Yer­li bir motor sanayi kurmanın ve tamamen yerli olan fabrikalara sahip olmanın, Türkiye gibi yoksulluktan yeni çıkmaya çalışan bir ülke için ne kadar önemli ve gerekli olduğunu anladım. "Milli Ağır Sanayi" fikri o günden sonra, Milli Görüş Davası'nın en önemli hedeflerinden biri olarak hayatımızda yer aldı. · Gümüş Motor'un ilk prototipi yapılıp test için ilgi­li makamlara götürüldüğünde bir engel çıktı. Neymiş; Avrupa standartlarına göre 5.6 litre olması gereken yakıt, bizim motorda 5.7 litre çıkmış. Bunun için onay veremeyeceklerini söylediler. Geri dönüp tekrar çalış­ maya başladık. Gümüş Motor'u, Avrupa standartla­ rının dahi altında, saatte 5.5 litre motorin harcar hale getirdik. Yine standartlara uygun olmadığı gerekçesiyle reddedildi! Tabii ki mesele aslında standart meselesi değildi. Mesele, Türkiye'nin şeftali yerine, motor üret­mek istemesiydi. Bu ilk sanayileşme mücadelemizde, elbette Rahmetli Mehmet Zahid Kotku Hocamızın nasihat ve tavsiyele­ rini unutmamız mümkün değildir. Kendileri, ülkemiz­ de ilk yerli motorun üretilmesi için çok büyük bir teş­vikte bulunmuştur. Hocaefendi, sohbetlerinde sürekli milli sanayinin kurulmasının öneminden bahsederdi. Dergahın önündeki otomobilleri göstererek, "Keşke, dış ülkelerden getirilen bu otomobillerin yerine, imalat fab­rikaları kurabilsek, aç susuz ülke insanımıza iş imkanı sağlayabilsek..." derdi. Türkiye'nin ekonomik olarak Batıya bağımlılığının kültürel bağımlılığı da beraberinde getireceğini söy­ lerdi. Şuurlu Müslümanların, kalkınma için birleşme­ lerini, güçlerini bir araya
Düşünce