8/10
·176 syf.··
2026 42. kitabı
​Ayşe Kulin’in derin araştırmaları sonucunda, bizi doğrudan Mustafa Kemal Atatürk’ün kendi ağzından karşılayan, edebiyatımızda eşine az rastlanır türden bir biyografik romanla geldim bugün size: Aylardan Kasım Günlerden Perşembe. ​Yazar bu eserinde resmi tarihin o soğuk, mesafeli dilinden tamamen sıyrılıyor ve titiz araştırmalarını harika bir kurguyla birleştiriyor. Biz okuyuculara da sanki Atatürk’ün kendi iç sesini, kendi otobiyografisini dinliyormuşuz hissini yaşatıyor. Bir Atatürk sevgisi besleyen biri olarak, onun duygularına bu kadar birinci ağızdan ortak olmak benim için gerçekten tarif edilemez, çok özel bir deneyim oldu. ​Bizler genelde onu hep bir lider, yenilmez bir devlet adamı olarak okuruz. Ama bu kitap bizi savaş meydanlarına veya meclis koridorlarına değil, doğrudan Mustafa Kemal’in en yalın iç dünyasına götürüyor. Sayfalarda çocuk Mustafa'yı, delikanlı Mustafa'yı, dost Mustafa'yı, aşık Mustafa'yı, evli Mustafa'yı, boşanmış Mustafa'yı ve en sonunda da hasta, her dem yalnız bir adamın iç dünyasını okuyoruz. ​İlk aşkını, en yakın dostunu, hastalandığı süreçlerdeki hislerini ve o meşhur "son oyunu" oynarken kalbinden geçenleri adeta yaşayarak okudum. Hatta hayatına dair bildiğimi düşündüğüm pek çok şeyin yanında, bilmediğim yepyeni detayları da bu kitapla öğrenmiş oldum. Özellikle Dolmabahçe’deki o son günlerinde hissettiği o derin yalnızlık, okurken boğazım düğümlendi. ​Dönem dönem kurguda bazı detayların eksikliğini veya yetersizliğini hissetsem de hikayenin geneline baktığımda o büyük lideri tüm insani yönleriyle, direkt onun kendi ağzından okumuş olmak beni gerçekten çok mutlu etti. Ayşe Kulin’in akıcı ve sade dili sayesinde o ağır yükü omuzlarında taşıyan Mustafa'yı tüm samimiyetiyle hissetmek, benim için çok naif ve özel bir okuma deneyimiydi.
Aylardan Kasım Günlerden PerşembeAyşe Kulin · Everest Yayınları · 20254,497 okunma
8/10
·376 syf.··
Beğendi
·
2026 56. kitabı
·
31 saatte okudu
·
Okunma: 15 Nisan 2026 17:04
Herkese selamlar Bugun size uzun zamandır kitapligimda bekleyen ve severek okudugum #cloverleighfarmsnextgeneration serisinin ilk kitabi olan ama #cloverleighfarmsseries in 6.kitabi olan #ignite #yangın yorumu ile geldim. Cok keyif aldigim bir kitap oldugunu söylemeliyim ama bunun en buyuk sebebi Dex'in kizlariydi Luna ve Hallie bence kitabin yıldızlariydi ve o ikisi kitapta olmasaydı muhtemelen vasat bir kitap olarak siniflandirirdim. Çocukların enerjisi kitabi oylesine farkli bir şekle sokmuştu ki, ana karakterler bence kitapta pasif kalmisti. Bölümlerin kisa olmasi, Winnie'nin herkese benim gözüm sende tutumu, Dex'in yas farkina surekli dem vurması kurgunun cok da elde tutulur bir yani olmadığını gosteriyordu. Ama iste kızların hatrina, onlarin oldugu sahnelerde gülmem, keyif almam kitabi sevdiklerim ama favorim olmayan kitaplar arasına soktu. Bu arada Winnie'nin kızlarla olan bağını ayrica sevdim. Ilk andan cok guzel bir ortak payda buldular. Dex'in sevgili olma kismi ozel sahneler haricinde cok da aman aman degildi ama babalığıni cok sevdim. Tam bir huysuzdu adam ya yangın sahnesi herhalde en guldugum yer olmustur. Yetişkin icerikli bir kitap oldugundan her yasa uygun degil ama turu seven tum yetişkin kitap severler bence okusun, günleri şenlenir #bookpost Yangın Melanie Harlow
YangınMelanie Harlow · Ren Kitap · 2025581 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Kalabalıklar İçindeki Yalnızlık: İnsan, Deniz ve Sait Faik
7/10
·134 syf.··
2026 5. kitabı
Yazıma Kopuş filminden bir alıntıyla başlamak istiyorum: "Hepimiz aynıyız, hepimiz acı çekiyoruz ve hepimizin hayatında kaos var." Ancak biz bunu giderek unutmaya başladık. Her gün kaydırdığımız telefonlarımızda onlarca insanla karşılaşıyoruz; hepsini bir-iki saniyede yargılıyoruz, imreniyoruz veya idealize ediyoruz. Sistemin aynılaştırdığı insanlar artık bizim "normalimiz" haline geliyor. Onların —belki de hiçbir zaman sahip olamayacağımız— hayatlarının, evlerinin, arabalarının ve arkadaşlıklarının bizim içi de normal olmasınu arzuluyoruz. Normali ne kadar çok sevdiğimizi bilirsiniz: Normal bir ev, normal bir hayat, normal bir aile, normal ilişkiler... Nasıl olursa olsun, yeter ki "normal" olsun. Onlardan farklı olan bizler ise kendimizi yalnız, yetersiz ve dışlanmış hissediyoruz. Farklı olmak bizim için adeta bir suç haline geliyor; oysa herkesin de tıpkı bizim gibi kendine has bir farklılığı olduğunu unutuyoruz. Nurullah Ataç’ın da dediği gibi: "İnsanoğlu bencildir. Yalnız kendiyle ilgilenir, kendi kendiyle uğraşır. Başkalarının gerçeklerini kavrayamaz. Bildiğiniz bir kabuğun içine kapanır kalırız. Bu kabuğu dışarıya değmemizi, yani gerçekle temas etmemizi sağlayacak tek şey edebiyattır; gerçekçi edebiyattır." İşte tam burada, Türk edebiyatında normalin dışına çıkarak yazdığı hikâyeleriyle Sait Faik Abasıyanık karşımıza çıkıyor. O; bir elinde kalemi, bir elinde oltasıyla bizi bu "normallik" kıskacından kurtarmaya geliyor. Sait Faik, hiç kimsenin görmediği gizemli şeyleri yazmamıştır; o, herkesin gördüğü ama kimsenin üstüne düşünmediği sıradan şeyleri yazmıştır. Hayatlarımızın "küçük insanlarını" ve gözden kaçan ayrıntılarını gözler önüne sermiştir. Onun dünyasında büyük CEO'lar veya kusursuz influencer'lar yoktur; balıkçılar, işsizler, sokak satıcıları ve o meşhur
Son KuşlarSait Faik Abasıyanık · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201917,1bin okunma
8/10
·464 syf.··
Beğendi
·
2026 18. kitabı
Gabriel García Márquez Yüzyıllık yalnızlık içinde sadece Buendia ailesinin yalnızlığını anlatmaz 1928 yılında Kolombiya’da yaşanan "Muz Katliamı"na kendi tarzıyla selam verir. Gücü elinde tutanların toplumu nasıl şekillendirdiği ve tarihi yeniden yazabildiği hatta hiç yaşanmamış hale getirebildiğini Jose Arcadio Segundo'nun üzerinden betimler. "Jose Arcadio Segundo, cesetlerle dolu bir trenden atlayıp Macondo’ya geri döndüğünde dehşet verici bir gerçekle karşılaşır: Katliamı kendisinden başka kimse hatırlamamaktadır. Resmi tarih ve medya, "Burada hiç muz işçisi ölmedi, herkes evine mutlu döndü" yalanını yaymış, tüm kasaba halkı da bu toplu amneziyi (hafıza kaybını) kabullenmiştir." ​Macondo’nun tozlu sokaklarında üzerimize karanlık bir hüzün olarak yüklenen yüzyıllık yalnızlık aslında insanlığın yalnızlığına dem vuruyor. Rüya,kehanet ve gerçeğin birbirine karıştığı bir evren Macondo.Nobel ödüllü başyapıt aynı zamanda en çok yarım bırakılan kitaplardan biri tavsiyem özellikle baştaki soy ağacını dikkatle incelemek okumanızı kolay hale getirecektir.
Yüzyıllık YalnızlıkGabriel Garcia Marquez · Can Yayınları · 202546,5bin okunma
4/10
·600 syf.··
2026 55. kitabı
·
19 günde okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 18:30
Herkese merhaba! Evet, günler boyunca yazım yanlışlarından, anlatım bozukluklarından, garip cümlelerinden dem vurduğum o kitap: Phlebas'ı Hatırla. Arka kapak yazısını okuyup merak ederek ödünç aldığım bu kitapla da ne yazık ki anlaşamadık. Neden mi? Her şey bir tarafa, metin çok uzun ve bu uzunluk ne kurgusal evrenin ne de karakterlerin derinleşmesine imkân tanıyor. Kitabın içerisinde iki farklı yerde yaklaşık 30ar sayfalık kısımlar var. Sadece bu kısımlarda bu evrende ne var ne yok fikir ediniyoruz ama aşırı derecede üstel ve özet şeklinde... Bu da ancak uzayda farklı gezegenlere iniş yapıldığında karşılaşılan varlıklar ve yaşam türlerine dair. Kitabın başından sonuna kadar ne, neden olmuş hiçbir şekilde açıklanmıyor. Bu düzen neden ortaya çıktı? Kültür nedir? Hiçbir doğru düzgün açıklama yok, olmadığı gibi izini sürebileceğimiz ipuçları da yok. Sayfalar boyunca uzay gemisi, tayfa, ana karakter ve karakterler arasındaki konuşmalar ve olaylar... Ama bunlar da Kültür'ü açıklamaya yetmiyor. Kitabın sonunda yazarın kitaba dair kısa bir anlatısı var. Kitap burada gizlenmiş aslında. O kısım da yaklaşık 30 sayfa... Keşke orada aktarılanlar romana da yansımış olsaydı... Özetle bir hayal kırıklığını daha şuraya bıraktım. Bazen de olmaz. Kitaplarla kalın!
Edebiyat
Phlebas'ı HatırlaIain M. Banks · İthaki Yayınları · 201989 okunma
Puan vermedi·260 syf.··
Beğendi
·
2026 32. kitabı
·
31 günde okudu
·
Okunma: 20 Haziran 2026 15:18
Nietzsche yine bildiğimiz gibi. Ya da bilmediğimiz gibi. Onu anlamak güç. Zaten yazar da Nietzsche’nin kendinin pek anlaşılmak istemediğinden bahsediyor. Ona göre onu basit beyinler anlayamaz. Anlayacak olanlar henüz doğmamıştır. Peki nasıl bu kadar popüler oldu? Bir yazar olarak pek başarılı olduğu söylenemez. Kitaplarını ilk çıkardığı günden beri satış rakamları hayli komik. Ders verdiği üniversitede bile ne öğrencileri ne de diğer hocalar onun kitaplarını ciddiye alıyorlar. Ve tüm bunlara rağmen o, bu kitapların anlaşılılmadığı için satılmadığından dem vuruyor. Ve yazmaya çağdaşlarına ve eski filozoflara savaşmaya devam ediyor. Başta bir filolog olarak işe başlasa da ilerleyen zamanlarda bir feylesof hissediyor kendini. Kadınlara düşkün olduğu ve genelevlerden çıkmadığı da rivayetler arasında. Hatta son günlerinde nörolojik belirtiler göstermesinin genç yaşlarında yaşadığı frenginin uzun dönem etkileri olduğu söyleniyor. Yazar tüm bunlara kesinlik olarak bakamıyor. Ancak hastalığın seyri ilerleme sıralaması ve son dönemdeki belirtiler bu hastalığa uyumlu görünüyor demekle yetiniyor. Nietzsche hastalandıktan sonra kardeşi Elizabeth özellikle Antisemitik kocası yüzünden onun yazılarının telif haklarını satın alıyor ve nazif propagandasında bunların kullanılmasını sağlıyor. Esasında Nietzsche sağlığında birkaç Antisemitik dergiye karşı tavrını ortaya koymuş ve kesinlikle milliyetçilikten uzak durmuştur. yaramaz çocuk nietzsche‘nin okuduğum onca kitabından sonra bu kitapla Nietzsche okumalarıma son vereceğim. Bir çok şey söylemiş ancak tam olarak ne söylemiş yazar da bunu söyleyemiyor. Maalesef Shoppenhauer’in kadınları aşağılayıcı tavrından kurtulamamış. Ve yıllar boyunca aforizmaları’nı her yerde görmeye devam edeceğiz. Ne kadar popüler olsa da bazı konularda ilkel
Felsefe
Şipşak NietzschePeter Zudeick · Doğan Kitap · 201441 okunma