Denizin Altında Kaybolan Potansiyel
6/10
·280 syf.·
2026 79. kitabı
Selam. Beni yeterince tatmin etmeyen ancak oldukça masalsı olan bir kitaplayız bu gün. Fantastik öğelerle bezeli, Kore mitolojisinden ilham alan ve son yıllarda oldukça ilgi gören Denizin Altına Düşen Kız, özellikle atmosferi ve masalsı dünyasıyla dikkat çeken bir kitap. Ben de kitaba beklentilerle başladım ve okuma deneyimim boyunca hem beğendiğim hem de eksik bulduğum noktalar oldu. Axie Oh'un Denizin Altına Düşen Kız kitabını bitirdiğimde bu kitabın aslında kötü olmadığını düşündüm. Hatta yer yer çok güzel fikirleri, etkileyici sahneleri ve gerçekten ilgi çekici bir dünyası var. Ancak bütün bunlara rağmen bende büyük bir etki bırakmayı başaramadı. Bunun sebebi de sanırım yazarın kafasındaki fikirlerle bunları sayfalara aktarma başarısı arasındaki mesafe. Kitabın en güçlü yanı kesinlikle atmosferi. Denizler, ruhlar, tanrılar, efsaneler ve masalsı anlatım zaman zaman gerçekten büyüleyici bir hava yaratıyor. Özellikle bazı betimlemeler çok başarılıydı. Hatta kitabı okurken neden bazı insanların ona bir Ghibli filmi havası yakıştırdığını anlayabiliyorum. Eğer bu hikâye animasyon olarak izleseydim muhtemelen çok daha fazla etkilenebilirdim. Fakat aynı hissi kitapta alamadım. Çünkü atmosfer ne kadar güçlü olursa olsun hikâye ve karakterler onu desteklemekte zorlanıyor. En büyük sorunlarımdan biri anlatım dilindeydi. Özellikle büyükannenin hikâyeleri o kadar sık tekrar ediliyor ki bir noktadan sonra dikkat dağıtmaya başlıyor. Sürekli "büyükannemin anlattığı hikâyelerdeki kadınlar", "büyükannemin öğrettiği şeyler", "büyükannemin hikâyeleri" ifadelerini görmek karakterin kendi düşüncelerini geliştiremediği hissini yaratıyor. Üstelik bu sadece büyükanneyle de sınırlı değil. Dedem şöyle derdi, ağabeyim böyle söylerdi, büyükannem şunu anlatırdı... Bir süre sonra karakterin
Denizin Altına Düşen KızAxie Oh · Yabancı Yayınları · 2023848 okunma
9/10
·126 syf.··
2026 23. kitabı
·
17 saatte okudu
·
Okunma: 13 Haziran 2026 13:46
Yazarın okuduğum ilk kitabı idi. Kitabın dili çok akıcıydı ve severek okudum. Keiko'nun hayatını okurken onu otizmli bir birey olarak düşündüm. Bu şekilde okuyunca kitap bana daha anlamlı geldi. Ama sadece otizmli bireyler değil nöroatipik bireylerin hepsinin hayatı, normal kavramını sorgulayarak geçiyor. Bu bireyler "normal" insanların başarılı olduğu şeylerin yanı sıra daha sıra dışı alanlarda başarı gösterebilir, bu kitap özelinde de bunu markette görüyoruz. Keiko'nun marketteki yetenekleri kimse tarafından bir yetenek olarak görülmüyor, sadece tuhaflık olarak adlandırılıyor ve onu da gözden çıkarmak konusunda çok da hassas değiller. Çünkü kendileri bile yaptıkları işe değer vermiyorlar ki bir başkasının bu işteki becerilerini takdir etsinler. Ancak ben Keiko'nun marketteki olağan üstü becerisini bir çok yerde sergileyebileceğine inanıyorum. Sadece bunu tercih etmemiş ve etmesine de gerek yok zaten. Üniversiteye başladığında yarı zamanlı iş olarak kasiyerlik yerine başka bir iş imkanı önüne çıksaydı onda da bu şekilde bir takıntı geliştirip yetenekli olma potansiyeli olduğunu düşünüyorum. Japon edebiyatının dinginleştirici, olaydan olaya sürüklemeyen, sıradan olaylara odaklanıp, sıradan insanların hayatlarına mercek tutmasına bayılıyorum. Bu kitaplar beni sakinleştiriyor ve oradan oraya uçan zihnimi alıp bulunduğum yere getiriyor. Bu kitap da yine bu şekilde deneyim yaşadığım bir kitap oldu. Ayrıca giriş gelişme sonuç değil de sanki yol üstünde biriyle tanışmışız, kısacık bir an hayatına şahit olmuş gibi bir his veriyor bu kitaplar. Vedalaşmayı hiç sevmem ve japon edebiyatının bu yarım kalmışlıkları o yüzden bana iyi hissettiriyor. Bu yarım kalmışlık sayesinde o karakterle başka bir yerde bir daha karşılaşma imkanım varmış gibi hissediyorum. Ben kitabı severek
KasiyerSayaka Murata · Turkuvaz Kitap · 20193,673 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Biraz ara vererek okuduğum bir kitap oldu ama keyifli ve güzeldi
Puan vermedi·325 syf.··
2026 8. kitabı
·
103 günde okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2026 22:07
Daniel Keyes'in Algernon'a Çiçekler adlı eseri, modern edebiyatın en etkileyici psikolojik romanlarından biri olarak kabul edilmektedir. İlk bakışta zekâ üzerine kurgulanmış bilimsel bir hikâye gibi görünse de, derinlerinde insan olmanın anlamını, toplumsal kabul arayışını, yalnızlığı ve bireyin kendini keşfetme sürecini ele alan güçlü bir anlatı sunmaktadır. Romanın başkahramanı Charlie Gordon, zihinsel gelişimini artırmayı amaçlayan deneysel bir çalışmanın parçası olur. Ancak Charlie'nin geçirdiği dönüşüm yalnızca bilişsel kapasitesini değil, dünyayı algılama biçimini de kökten değiştirir. Bilginin ve farkındalığın artmasıyla birlikte geçmişin kırgınlıkları, insanların gerçek niyetleri ve hayatın karmaşık yönleriyle yüzleşmek zorunda kalır. Daniel Keyes, Charlie'nin gelişimini günlükler aracılığıyla aktararak okuru karakterin zihinsel ve duygusal yolculuğuna doğrudan ortak eder. Bu anlatım tekniği, romanın etkisini artırırken karakterle güçlü bir empati kurulmasını sağlar. Eser boyunca zekâ ile mutluluk arasındaki ilişkinin sorgulanması, insan değerinin neye göre ölçülmesi gerektiği sorusunu da beraberinde getirir. Romanın en dikkat çekici yönlerinden biri, insanın yalnızca zihinsel yetenekleriyle değil; sevme, anlaşılma ve aidiyet hissetme kapasitesiyle de var olduğunu göstermesidir. Bu yönüyle Algernon'a Çiçekler, bilimsel bir deneyin hikâyesinden çok daha fazlasını sunar; insan ruhunun kırılganlığına ve insan olmanın özüne dair derin bir sorgulamaya dönüşür. Benim için bu kitap, yalnızca okunup bitirilen bir roman değil, uzun süre üzerinde düşünülmesi gereken bir deneyim oldu. Daniel Keyes'in sade fakat son derece etkileyici anlatımı sayesinde eser, okurunda kalıcı izler bırakmayı başarıyor. İnsan doğasına, empatiye ve hayatın gerçek değerlerine dair önemli
Algernon'a ÇiçeklerDaniel Keyes · Koridor Yayıncılık · 202536,8bin okunma
Az Tutunanlar
10/10
·212 syf.·
Beğendi
·
2026 17. kitabı
Kitap boyunca Ercan'ın bilinç akışıyla, zihninden hızla geçen düşüncelere eşlik ediyoruz. İkinci bölümde ise tanrı bakışıyla, ilk bölümde gözümüzün önünden geçen sahnelerin detaylarına ve diğer karakterlerin tarafına bakıyoruz. Açıkçası bu yapı çok hoşuma gitti. Çünkü ilk bölümde Ercan'ın zihninin hızına kapılıp fark etmediğimiz ya da üzerinde durmadan geçtiğimiz birçok şeyin cevabının ikinci bölümde saklı olduğunu görüyorsunuz. Dil oldukça akıcı. Ancak hızlı geçtiğiniz bazı yerlerin, aslında dönüp tekrar düşündüğünüzde hikâyenin önemli durakları olduğunu fark ediyorsunuz. Kitabın en güçlü taraflarından biri benim için psikolojik katmanlarıydı. Hikâyeden çok karakterlerin iç dünyası, özellikle de Ercan'ın duygusal yoğunluğu, sıkışmışlığı ve arada kalmışlığı bana geçti. Bu yüzden okurken sadece bir hikâyeyi takip etmedim, aynı zamanda bir insanın iç çatışmalarına da ortak oldum. Kitap bittiğinde geriye yoğun bir duygu kaldı. Ve bana şunu düşündürdü; herkesin kendi içinde kaldığı, huzursuz olduğu, çıkmaya çalıştığı bir Araf'ı var ve o yüzden hayata Tutunamayanlar var. Alper Turgay hocam, kaleminize sağlık. Yıllardır okuduğunuz kitapları nasıl hissettiğinizi, o kitapların sizde nasıl izler bıraktığını incelemelerinizden okuyorduk. Bu kez kendi hikâyenizi ve kendi kaleminizi okumak benim için ayrı bir deneyim oldu. Hem hikâyeyi hem de sizin kaleminizi takip etmek çok güzeldi. Kaleminiz daim olsun hocam. Yeni hikâyelerinizi okumayı merakla bekliyor olacağım.
1000Kitap
ArafAlper Turgay Cehiz · Kitapyurdu Doğrudan Yayıncılık · 202627 okunma
9/10
·517 syf.··
Beğendi
·
2026 42. kitabı
·
2 saatte okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2026 13:18
Martin Eden ,benim için bir başarı öyküsünden ziyade, insanın kendine karşı verdiği o uzun ve yorucu savaşın romanı. Martin’in kitaplara sığınması,yaşadığı yoksulluğa rağmen ideallerinin ,hayallerinin peşinde kendini var etmek için gösterdiği o müthiş inat ve her reddedilişte yeniden ayağa kalkışına kesinlikle hayranlık duydum. Ancak hikaye ilerledikçe asıl meselenin zirveye ulaşmak değil, o yolda yürürken neye dönüştüğümüzü görmek yaralayıcıydı. Bazen hayallerimize öyle bir körlükle odaklanıyoruz ki, hedefe varan kişinin artık eski "biz" olmadığını çok geç fark ediyoruz. Martin aynı Martin, zekası da yeteneği de aynı; ama dün onu görmezden gelenler, bugün sırf kazandığı etiketler yüzünden önünde eğiliyor. Bu durum, insanların gerçeğe değil sadece vitrine ve maddiyata ne denli değer verdiğinin en net kanıtı. Kitap bittiğinde içimde hüzünden çok şu duygu vardı :İnsan gerçekten neyin peşinden koşmalı? Toplumun alkışının mı, başarının mı, yoksa iç huzurun mu? Martin’in trajik yolculuğu bana hedeflere ulaşmanın her zaman mutlu son getirmediğini; insanın en temel ihtiyacının daha fazla kazanmak değil, kendini ait hissedebileceği bir dünya kurmak olduğunu gösterdi. Bu yüzden Martin Eden benim için sadece bir kitap değil; başarıyı, yalnızlığı ve hayatın anlamını gerçekten sorgulatan, bambaşka bir deneyim oldu.
Martin EdenJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025135,1bin okunma
Dokunmadan – Nermin Yıldırım
Puan vermedi·352 syf.··
2026 17. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2026 17:07
Nermin Yıldırım’ı daha önce Ev kitabıyla tanımıştım ama Dokunmadan benim için bambaşka bir okuma deneyimi oldu. Adalet’in iç dünyasındaki karışıklıklar, kendini bulma arayışı ve çıktığı tüm yolların sonunda yine kendine varması beni çok etkiledi. Bu kitapta kendimden çok şey buldum. Bazen böyle kitaplar okuduğumda dünyada yalnız olmadığımı hissediyorum. “Yazar bunu yazdığına göre belki o da böyle hissetmiştir,” diye düşünüyorum. Kitabın ilerleyişi ve yazarın dili ayrıca çok etkileyiciydi. Uzun zamandır beni hem edebi anlamda doyuran hem de hikâyesiyle bu kadar içine çeken bir kitap okumamıştım. Özellikle eski kelimeler kullanması, bazılarını açıp anlamlarına bakmak zorunda kalmam ayrı bir keyif verdi. Dilin zenginliği ve anlatımın gücü kitabı benim için daha da özel kıldı. İçeriği hakkında spoiler vermemek adına çok fazla detaya girmek istemiyorum ama çocukluk travmalarımızın ve geçmişte yaşadıklarımızın yetişkin hayatımızı nasıl şekillendirdiğini çok güzel örneklerle görüyoruz. Adalet’in hayatını okumak, onun yaşadıklarına tanıklık etmek benim için çok keyifliydi. Bir diğer etkilendiğim nokta ise aşkın anlatılış biçimiydi. Kitapta çok yoğun bir aşk hikâyesi yok aslında. Ancak Adalet’in Sadi Seber’le tanışması ve birlikte geçirdikleri o kısacık zamanda hissettiği heyecan beni gençlik yıllarıma götürdü. Uzun zamandır bir kitap karakterinin duygularını bu kadar içimde hissetmemiştim. İlk gençlik dönemlerindeki o tatlı telaşı, heyecanı ve kalp çarpıntısını bana yeniden hatırlattı. Bu yüzden Adalet’in yaşadıklarını okumak benim için çok özel bir deneyime dönüştü. Yazara bu deneyim için teşekkür ediyorum. Okumadıysanız mutlaka şans vermeniz gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum. Herkesin kendinden bir parça bulabileceği, düşündüren, hissettiren ve uzun süre akılda kalan
DokunmadanNermin Yıldırım · Everest Yayınları · 202511,6bin okunma