Bir şeyi anladım; kıyamete kadar artık başka bir gül açmayacaktı ve bütün insanlık mahşer yerinde Allah’ın huzurunda toplandığı zamana kadar onun ıtırları ve desenleriyle yaşayacak, ondan saptıkça sancılanacak, ona sarıldıkça aydınlanıp derman bulacaktı.
Nefsin utanması çok mühimdir. “Tövbe” denilen şey nefsin utanması için emrolunmuş ve mezar kapısına kadar tövbe kapısı daima açık olduğu kelâmullah ile haber verilmiştir. Böylelikle nefsini kötüleme. Ona kabahat yükleme. Onu seninle cesedin arasına görünmez sûrette koyana bırak...
İnsanda: cesed, nefis, ruh denilen kelimelerin ifade ettiği meseleler vardır. Cesed: ruhun oturduğu ve hünerlerini gösterdiği meçhullerin meçhulü ilâhî bir âlet, bir makina...Malzemesinin esası toprak... Canlılık, bunun bir intizam içinde işlemesi. Bu işleyen makinaya muvakkat gönderilmiş ve hünerlerini izhar için “Ruh” oturtulmuş. İşleyen bu cesedle (ki cesed arza aittir). Onunla (ruhun, cesedi arzularla) mücadelesi uyuşamaması “nefis” denilen nesnedir. Daima mücadele var aralarında. Bu mücadeleyi asgariye indirmek için usuller, kaideler bildirilmiştir. Cesedi nefisten ayırmak ve ruhla arkadaş yapmak... “En büyük mücadele nefs iledir!” buyurmuş. Kim? Resûlü Ekrem... “Nefsini bilen Rabbini bilir.”
Nefis imkân âlemine mütehammildir. Yani oranın kanunlarına dayanabilecek şekildedir, demektir. Kudret âlemine ne cesed, ne Hayy, ne nefis tahammül edemez. Ancak emir âleminden olan ruh, bu kudret âlemine ait olduğundan mütehammildir. Bundan dolayı nefsin ruha tabi’ olması gerekir.