... o kafasının sesini gerçek zannet-ti. Ben eksiğim, ben yetemedim, zannetti. Dayanabilmek için bu büyük suçluluğa, ömür boyu kendisine eşlik edecek bu yetersizlik, değersizlik yarasının acısı ile baş edecek yara bantları yapıştırdı durdu kendine. Vur patlasın çal oynasın bir yaşam, kimseyi sevme, bağlanma, herkes seni sevsin ama, seni eğlendirsin, eğlen, para harca, içki iç, yaşam hep kalabalık olsun, sessizlik olmasın, hep eller havaya..."
Madem ki görenlerin ürperdigi yarayım;
Kimden medet umayım, kimden derman arayım?
Bir selâmı çok gören semte neden uğrayım?
Girmem, sevilmediğim sayılmadığım yere...
Eğer ruhumuz derdine derman olmasa bile güzel olanda bir anlığına yatışıyor, dinleniyor ve rahatlıyorsa, nedeni güzelin eşyanın ilahiliğinin, ebedi olanın tecellisi oluşudur; güzellik anın daimiyetidir.
hasır iskemle üzerinde yazı ile geçen bir günden sonra o küçük fakat şirin sarı mangalın kenarından uzak kalmış olmak, şüpheli işlerle geçinen sefiller gibi geceleri karanlıklar içinde ekmek parasına koşmak derman kıran bir dertti.