“Bu dünyada yaşayan gerçek hayat sahipleri ölümün ve onun sonuçlarının farkında olanlardır. Gerçek diriler onlardır. Onlar ölmeden önce ölenler, görmeden önce görenler, buna göre anlayıp, buna göre yaşayanlar, Allahın rızasını kazanmak gibi bir derdi olanlardır. Onlar unutmaksızın bu derdi her daim ananlar, bu dert ile kavrulup yananlardır. Ateşte yanan odun kül, bu dertle yanan ise kul olur. Ezcümle, kulluk hayatın ruhudur.” “
İnsan bir dertle boğuşurken hiç geçmezmiş gibi hissediyor ya, o gece, hava bunaltıcı bir sıcaktan şiddetli bir fırtınaya dönünce, işlerin nasıl da şak diye değiştiğini tüm hücrelerimle gördüm işte.
Mütareke sonrasında İstanbul peşpeşe müdahalelere uğruyor ve işgal ediliyordu. İşgal kuvvetlerinin öteye beriye astıkları onur kırıcı pankartlar şairin oturduğu Çengelköyü civarına kadar gelmişti. Şaşkınlıktan, şartların iyice kötüleşmesinden ve ümitsizlikten manda idaresini savunacak kadar savrulanlar veya düşmanla ittifak yollarını arayanlar bile türemişti. Said Halim Paşa, Abbas Halim Paşa, Süleyman Nazif gibi Akif'in yakın olduğu bazı zevat İngilizler tarafından payitahttan apar topar alınıp Malta'ya sürgün edilmişti. Necit seyahatindeki arkadaşı Kuşçubaşı Eşref de Malta'da sürgündü... 16 Mart 1920 günü hilafet merkezi İstanbul'un doğrudan ve müstevli askerlerin rencide edici nümayişleriyle işgal edilmesi ve halife-padişahın âdeta göz hapsine alınması Akif için Milli Mücadele'ye katılmak için daha köklü kararlar almasına sebep oldu.
Şeyhülislamlık'ın yayınladığı 11 Nisan 1920 tarihli Milli Mücadele aleyhtarı sert fetvadan birkaç gün sonra Eşref Edip'e, "Artık burada duracak zaman değildir, gidip çalışmak lazım. Bizim tarafımızdan halkı tenvîre [aydınlatmaya] ihtiyaç varmış. Çağırıyorlar [rivayetlere göre davet Mustafa Kemal Paşa'dan Ali Şükrü Bey vasıtasıyla gelmiştir]. Mutlaka gitmeliyiz. Ben yarın Ankara'ya hareket ediyorum. Hiç kimsenin haberi olmasın. Sen de idarehanenin işlerini derle topla, Sebilürreşad klışesini al, arkamdan gel. Meşihat'tekilerle de temas et, Harekât-ı Milliye aleyhinde [yeniden fetva çıkarmak gibi] bir halt etmesinler" diyecek ve oğlu Emin'i yanına alarak Üsküdar Özbekler Tekkesi üzerinden Ali Şükrü Bey'le gizlice yola çıkacaktır. Sabah erkenden yolcuları evden yola koyan Ömer Rıza'nın beyanına göre yanına aldığı tek şey Celâleyn tefsiridir¹⁵⁹.
Coğrafi konumu sebebiyle hem bir şekilde toplanan/teslim edilmeyen silahların kaçırılması hem
"Alemin bir zevki yok kim âhiri ders olmasın.
Mâhitâb-ı ıyde der-peydir hilal-i matemin"
*Alemde,sonu dertle bitmeyen hiçbir zevk yoktur.Bayram mehtabının ardından bile derhâl matem hilâli görünür
Halimi soracak olursan, muğlak hayallerin hanesinde bir başıma ve kalemsizim. Yalnızım ve epey de düşünceliyim. Gönlümden dışıma, aklıma ve de vicdanıma, kaburga kemiklerimi esneten bir dertle çaresizim. Nedametse her gece yakamdan tutuyor, kuvvetsizim.