Said Nursî'ye atfedilen "şeytandan ve siyasetten Allah'a sığınırım" sözü, onun "Eski Said'in yaptığı gibi" siyaseti vasıta edinen bir ıslahat hareketini değil de halk tabanını ilim, ahlak ve maneviyat üzerinden dönüştürecek uzun soluklu bir terbiye sürecini öngören kültürel bir ıslahatçılığı benimsediğini göstermektedir. Nursî'nin 1950'li yıllarda Demokrat Parti'ye ve Türkiye'de yeni yeşeren çok partili demokrasiye vermiş olduğu destek cemaatin siyasallaşması olarak anlaşılmamalıdır. Cumhuriyet Halk Partisi (CHP)'nin baskıcı laiklik politikalarına karşı liberal bir anlayışla dinî hürriyetlere imkân tanıyan Demokrat Parti politikaları, Nursî ve talebeleri tarafından ehven-i şer olarak değerlendirilerek Nur hareketinin ve dindar kitlelerin menfaati adına desteklenmiştir.
Türkiye' de siyasette rol oynayan sol partiler için bir dünya görüşünden, dünyadaki diğer sol hareketlerle bir benzerlikten söz edilemez. Bu partilerin toplumsal tabanı da emekçi ya da düşük gelirli kimseler değildir. Sağ ve sol arasında bu açıdan bir fark gözlenmez hatta solun daha varlıklı kesimlerden destek gördüğü söylenebilir.
Kendini bir bastona yaslanırken birden destek almadan yürümeye zorlanan bir adam gibi hissediyordu. Gerçekten de günler daha soğuk, geceler daha yalnız gibiydi.
Kimlik Bir Yöre ve Töre Bütünlüğüdür
Aynı duyguların dili konuşarak anlaşabilir.
Kin, intikam, dava adı altında üretilen duygular herkesi aynı duygular da konuşturmamak niyetidir.
Yaşam her varlığa hak ettiğini yaşattığında güzelleşir.
Anlayışlı ve niyeti tutumu ile uyumlu insanlarla güzellik yaşamı kapsar.
Yaşam her niyete uygun yol verir. Her yol aynı hakikate götürmeyebilir. Her niyet aynı ve iyi niyetli değildir.
Dili başka söyler, içi başka söver insanlar bir araya gelince örgütlü kötülük ürettikleri için çok tehlikelidir.
Kimse kimsenin mecburi istikameti değildir. Kimse kimseye istikamet konusunda dayatmada bulunamaz. Kimse ötelerden gelip düzen yıkma hakkını kendinde göremez.
Birlikte yaşama değer katma ahlakı uygarlığın en zirve noktasıdır.
Uygarlığı yok etme çabasının içimizden destek görmüş olması utanç verici bir sonuçtur.
Yaşam da kimse kimseyi zorlama yöntemler ile değiştiremez, kimse de bir dayatma karşısında değişmek zorunda değildir.
Kimliğini kaybeden, yaşamını, dilini, kültürünü, tarihini çöpe atar. Kimlik bir yöre ve töre bütünlüğüdür.
İstemediğin hiçbir dayatma karşısında en küçük bir ödün vermeyeceksin.
Gün gelir verecek hiçbir şeyin kalmayabilir. Yaşamda sahip olmak zorunda olduğunuz her değer kimliktir.
Kendin olarak kalmakta ısrar ettiğin müddetçe özgür, bağımsız ve mutlu olursun.
Önder Karaçay