Güzel başlayan bazı romanlar ilerledikçe sarpa sarmaya başlar da bir umut okumaya devam edersin ya, hah işte ben öyle yapmayı bıraktım. Neresinde kaldığımı unutmayayım diye değil, tam da neresinde vazgeçtiğimi hatırlayayım diye sayfayı köşesinden katlayıp rafa kaldırıyorum.
Bu pragmatizm, XVl. yüzyılda Osmanlı taşra idaresi ve gelir yönetiminin ayırt edici özelliği olmaya devam etti. Osmanlılar genellikle eski mülkiyet ve vergilendirme biçimlerini korudular, önceki tarım ve madencilik düzenleme sistemlerine uyum sağladılar ve yerel sikkeleri benimsediler. Küçük Asya'nın doğusundaki ilk Osmanlı taşra vergi düzenlemeleri genellikle eski Akkoyunlu, Dulkadir ve Memlük hükümdarlarının kullandığı vergi kanunlarının kopyaları ya da çeşitlemeleriydi. Macaristan ve Irak'ta Osmanlılar, yeni kurulan Budin ve Bağdad vilayetlerinin kanunnamelerinde görüldüğü gibi, Macar ve Safevi düşmanlarının vergi düzenlemelerine itibar ettiler ve onları uyarladılar. Ayrıca sınır bölgelerinde Osmanlı idaresinin vergi ve yargı işlerinde yörenin ileri gelenlerini işin içine kattığını göreceğiz. Osmanlı idarecileri günlük işleri yürütürken genellikle yerelde köy muhtarlarına, ihtiyar heyetlerine ve eşrafa güvenirlerdi.
Hayatın sürekli kendisini yenileyen o sonsuz mucizelerinden birine
yakın hissetti kendisini bu mucize, çocukların kadınlardaki
iyiliği, şefkati, fedakarlığı ortaya çıkarması ve sonrasında
bu duyguların kadınlardan çocuklarına geçmesiydi; kadından çocuğa, çocuktan tekrar kadına geçen, hiç kesilmeyen, sürekli devam eden bir döngü; böylece kadın kendi çocukluğunu asla kaybetmiyor, aksine iki kez yaşıyordu, hem
kendi içinde hem de karşılaştığı her insanda yaşıyordu.