“bana berbat sürprizler yumağı olmaktan korktuğunu söylemiştin, hatırlıyor musun?” diye soruyor, jude da başını öne arkaya sallıyor hafifçe. “değilsin” diyor ona. “değilsin. ama seninle birlikte olmak, muazzam bir manzaranın parçası olmak gibi” diye devam ediyor. “ormandasın sanıyorsun ama bir anda değişiyor, çayıra dönüyor, ya da yağmur ormanına, buz uçurumlarına. hepsi çok güzel ama bir o kadar da yabancı, elinde harita yok, bir ortamdan diğerine nasıl bu kadar hızlı geçtiğini anlamıyorsun, bir sonraki dönüşümün ne zaman olacağını bilemiyorsun, üstünde hiç araç gereç yok. yürüyorsun sen de, karşına çıkana uyum sağlamaya çalışıyorsun ama ne yapacağına dair bir fikrin yok, ara ara hatalar yapıyorsun, kötü hatalar. işte bazen böyle geliyor bana.” susuyorlar. “yani esasında” diyor jude sonunda, “bana diyorsun ki sen yani zelanda’sın.” jude’un şaka yaptığını bir saniye sonra anlıyor, anlayınca da rahatlayarak, kederlenerek kahkahayı basıyor, jude’u kendine çevirip öpüyor. “evet” diyor. “evet, yeni zelanda’sın sen.”
Sayfa 614·Kitabı okudu
Alıntı
Yahudiler ise farklı bir yol tercih ettiler. Yasayı aldılar ve onu yeniden yorumladılar. Her yeni yorumu kutsallaştırdılar. Kitabın bilgisine sahip olmayan büyük çoğunluk, kendisine “İstediğin şey dine uygun!” diyecek birini arayıp durdular. Bulduklarında da “Evet, işte bu fikir var.” diyerek o fikri meşrulaştırdılar. Örneğin finansal işlem yapacak bir kimse, işlemin helal olup olmadığından emin değilse bir imama müracaat ediyor. İmam, “Hayır, helal değil” derse “Teşekkürler!” diyerek yanından ayrılıyor. İnternette kendisine bu işlemin helal olduğunu söyleyecek birini bulmaya çalışıyor. Google’da bir forum sayfasına bakıyor. Cevap yine “Hayır, helal değil.” ise o zaman başka bir forum sayfasını deniyor. Cevap yine “Helal değil.” ise bir facebook grubuna yazıyor. “Hayır, helal değil.” cevabını aldıysa aramaya devam ediyor. Karşısına kim olduğu belirsiz bir grup da çıksa soruyor. “Evet, ortada böyle bir fikir var.” diye cevap verirlerse mesajın kalanını okumuyor bile. İstediği cevabı veren kişi Müslüman olmasa bile onun için fark etmiyor. Çünkü önemli olan böyle bir fikrin varlığı. “Bazı fikir ayrılıkları var.” gibi cümlelerin arkasına saklananlar var. Bu , Yahudi tavrıdır. Yahudiler ne yapıyordu? Vicdanın doğru olmadığını söylediği bir şeyi hayali bir senaryo yazarak izin verebilir hale getirmeye çalışıyorlardı.
Sayfa 257
Din
Reklam
Türkiye, bugün de tarihiyle hesaplaşmış olmadığı için, özellikle yakın tarihin (Abdülhamid de "yakın" sayılırsa!) birçok sayfası böyle taze bir kavganın konusu oluyor. Hesaplaşılmayan tarih, tarih olamıyor, hortlak oluyor. Aramızda, zincirlerini şakırdatarak varolmaya devam ediyor. Abdülhamid de bu hortlaklardan biri. II. Mahmud'dan Cumhuriyet'e uzanan çizgide onun kadar akıllı ve kişilikli bir padişah çıkmadığı için, ötekilerini ebedi istirahatgählarına tevdi ettik, Abdülhamid'i bir türlü gömemiyoruz.
Alıntı
“Görüyorsun değil mi Musa! Bırakmıyorlar ki kendi felaketimizi yaşayalım! Bırakmazlar ki herkes kendi felaketini yaşasın. Kendi zihninin dehlizlerine, kendi hafızasının koridorlarına dalsın! Bırakmıyorlar bak! Beynimi, yüreğimi, göğsümü sıkıştırıyorlar! Dünya dönmekte devam ediyor diyorlar…”
Sayfa 58 - YKY·Kitabı okuyor
Ahlaki açıdan embesillerde aşırı yüksek çoğalma oranları uzun süredir devam ediyor. Toplumsal açıdan aşağı insan materyali sağlıklı topluma nüfuz ediyor ve niyahetinde onu yok edecek. İnsanoğlunun seçkin faktörlerinin yokluğunda evcilikle uyarılan dejenerasyon sebebiyle mahvolması istenmiyorsa bir tür insan kuruluşu dayanıklılık, kahramanlık, sosyal fayda gibi özellikler üzerinden seçim yapmaya başlamalı. Devletimizin temelindeki ırksal fikir, bu anlamda zaten oldukça yol kat etti. En iyilerimizin sağlıklı duygularına güvenmek zorundayız ve güvenmeliyiz. Ve onları süprüntülerle dolu nüfus unsurlarının yok edilmesiyle görevlendirmeliyiz. (Konrad Lorenz)
Sayfa 9 - Pegasus Yayınları·Kitabı okudu
Psikoloji
Rus yazar Tolstoy kısaca kendi hayatını anlattığı "İtiraflarım" adlı kitapta, küçükken dini bir eğitim aldığını fakat koleje gittiğinde öğretmenlerin ve eğitimin tesiriyle ateist olduğunu, sonra da her türlü günahı işlediğini anlatır. Tolstoy, "İki olay benim gözümü açmama vesile oldu." diyor. Birinci olay, Paris'e yaptığı bir yolculukta bir mahkûmun giyotinle idam edilmesini görmesi, ikinci olay da genç yaştaki kardeşinin bir hastalıktan dolayı acı çeke çeke ölmesidir. Tolstoy kendi kendine, "Ölüm diye bir şey var. Fakat ölüm niçin var?" sorusunu sorar. Tabi bu sorular, "Hayat niçin var? Hayatın amacı nedir? Niçin yaşıyorum?" sorularını da beraberinde getirir. Allah'a inanan bir kişi için bu soruların cevabı kolay ve basittir. Fakat Allah'a inanmayan biri için bu sorulara cevap bulmak zordur. Tolstoy, "Başlangıçta bu sorular bana çocukça geldi fakat daha sonraları dünyanın en önemli sorularının bunlar olduğunu gördüm." diyor. Ve şöyle devam ediyor: "Bu soruların cevabını bulmak için felsefeye ve bilime müracaat ettim. Onlar bana dediler ki: Bize istediğini sor. Yıldızları, hayvanları, bitkileri her şeyi sor. Fakat bunları sorma. Çünkü bu soruların cevabı yok, dediler." Tolstoy, bu soruların cevabını bulamadığından depresyona girdiğini, hatta kaç defa intiharı düşündüğünü fakat "İleride bunlardan kurtulurum." düşüncesiyle kendini tuttuğunu söylüyor. Nihayet üç yıl süren bu depresyonlu dönemin ardından güçlükle Allah'a inanır ve o hallerden kurtulur.
Sayfa 14 - Süeda Yayınları·Kitabı okuyor
1000Kitap
Reklam
Reklam