Toplumsal yaşam, başkalarının bizimle ilgili algıları ile bizim kendi gerçekliğimiz arasındaki uyuşmazlıklarla örülü. Temkinli olmaya çalıştığımız zaman aptallıkla suçlanıyoruz. Utangaçlığımız kendini beğenmişlik, başkalarını memnun etme isteğimiz dalkavukluk olarak algılanıyor, Bu varoluşçu anlamalara son vermek istiyoruz ama birden boğazımız kuruyor, ağzımızdan çıkan sözlerden hiçbiri asıl söylemek istediklerimiz olmuyor. En büyük düşmanlarımız bizim üstümüzdeki mevkilere atanıyor, bizi çekiştirmeye devam ediyorlar. Aslında, masum bir düşünüre yönelen bu haksız nefrette, bize adil davranmayı beceremeyen ya da bunu istemeyen insanlar yüzünden yaşadığımız acıların yankılarını duyuyoruz.
"Toplumsal yaşam, başkalarının bizimle ilgili algıları ile bizim kendi gerçekliğimiz arasındaki uyuşmazlıklarla örülü. Temkinli olmaya çalıştığımız zaman aptallıkla suçlanıyoruz. Utangaçlığımız kendini beğenmişlik, başkalarını memnun etme isteğimiz dalkavukluk olarak algılanıyor. Bu yanlış anlamalara son vermek istiyoruz ama birden boğazımız kuruyor, ağzımızdan çıkan sözlerden hiçbiri asıl söylemek istediklerimiz olmuyor. En büyük düşmanlarımız bizim üstümüzdeki mevkilere atanıyor, bizi çekiştirmeye devam ediyorlar. Aslında, masum bir düşünüre yönelen bu haksız nefrette, bize adil davranmayı beceremeyen ya da bunu istemeyen insanlar yüzünden yaşadığımız acıların yankılarını duyuyoruz."
Sayfa 53 - Sokrates
Felsefe
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Türkler ve İslâmiyet
Türkler İslâm dini ve medeniyeti çerçevesinde kendi ideallerini bularak yükselirken iç buhranlara ve dış istilâlara maruz kalan İslâm dünyasını ve hayatiyetini kaybeden müslüman milletlerini de kurtarmışlardır. Bu yeni devirde Türklerin Türk, İslâm ve cihân tarihlerinde rolleri o derece artar, ki bütün müslüman ve hristiyan kavimlerin kaderleri üzerindeki tesirleri bugüne kadar devam eder. Gerçekten İslâm dünyası, X. asırda, dinî, içtimaî ve siyasî buhran ve nifakla içeride, Bizans ve Avrupa'nın istilâları ile de dışarıda öyle tehlikeli bir duruma düşmüştü, ki müslümanların tek tesellisi bu asırda İslâmiyetin Türkler arasında sür'atle yayıldığına gelen haberler idi.
Sayfa 26 - Ötüken Yayınevi·Kitabı okuyor
Tarih
"Eğer siz de başkaları gibi aynı niyetle geldiyseniz, mantıklı, ikna edici sözlerinize devam etmeden önce, yalvarırım benim sonsuz bahtsızlıklarımın hikayesini dinleyin. Belki dinledikten sonra, tesellisi mümkün olmayan bir derde teselli arama zahmetinden vazgeçersiniz."
Sayfa 229·Kitabı okudu
Hikâye İzmir’de bir gece başlar. Anlatıcı, sıcak bir yaz gecesinde İzmir’de bir eğlence yerine gider. Burada karşısına sarhoş, yorgun ve hayatın yıprattığı bir kadın çıkar. Kadın bir süre sonra anlatıcıyı tanıdığını söyler. İlk başta onu çıkaramaz. Ancak kadın kendisini tanıtır: Nigar. Bir zamanlar Aydın’da öğretmenlik yaptığı dönemde öğrencisi olan küçük kızdır bu. Yüzündeki çiller nedeniyle ona okul yıllarında “Çilli” denmektedir. Bu karşılaşma anlatıcıyı yıllar öncesine götürür. Hafızasında aydınlık sınıflar, genç öğrenciler ve özellikle çok zeki, hareketli, meraklı bir kız olan Çilli Nigar canlanır. Nigar derslerde başarılıdır. Öğrenmeye heveslidir. Geleceğe umutla bakan bir çocuktur. Öğretmeni onu sıradan öğrencilerden farklı görmektedir. Fakat yıllar sonra karşısındaki kadın, o neşeli kızdan eser taşımamaktadır. Hayat onu sert biçimde değiştirmiştir. Nigar artık bir hayat kadınıdır. Anlatıcı bu değişime şaşırır ve üzülür. Ardından Nigar kendi hikâyesini anlatmaya başlar. Gençlik döneminde Nigar bir adama âşık olur. Bu kişi Kemal adında biridir. Nigar ona bütün kalbiyle bağlanır. Kemal’in de kendisini sevdiğine inanır. Ancak zamanla Kemal’in ciddi bir ilişki düşünmediği ortaya çıkar. Nigar kandırılmıştır. Ona verilen sözler tutulmaz. Bir süre sonra Nigar hamile kaldığını öğrenir. Bu durum hayatının dönüm noktası olur. O dönemin toplumunda evlilik dışı hamilelik büyük bir baskı ve utanç sebebidir. Nigar çevresinden destek görmek yerine dışlanır. Kemal ise sorumluluk almak yerine ortadan kaybolur ya da ilgisiz davranır. Nigar çocuğunu doğurur. Ancak artık toplum gözünde “lekelenmiş” bir kadındır. İş bulmakta, hayatını sürdürmekte zorlanır. Geçim sıkıntısı, yalnızlık ve çaresizlik onu giderek daha karanlık bir yaşama iter. Sonunda istemese de hayat kadını olarak
Edebiyat
“En zor şartlarda, en sıkıntılı durumlarda bile ümidimizi yeşertmenin yollarına bakmalıyız. Umitsizlik hastalığından Cenab-ı Allah'a sığınmalıyız. Şeytanın bize ümitsizlik fisıldamasından, nefsimizin bize ümitsizlik baskısı yapmasından, etrafimızdaki insanların bizdeki ümit ışıklarını söndürmelerinden Cenab-ı Allah'a sığınmalı ve adımlarımızı hep ümitle atmayı sürdürmeliyiz. Bizi aşağıya çeken bu çeşit düşüncelere karşı, bunu zihnimle aşamayacağım belli oldu, bu zor durumu ancak ümitlerimle, Allah'ın her şeye gücü yeter bilgisini bana sağlayan inançlarımla aşabilirim, diye mukabelede bulunup yolumuza devam etmeliyiz.”
Sayfa 47·Kitabı okuyor