Bu arada dedelerle ilgili en ilginç olay da ölüm tarihleridir. Bana ve kardeşime, daha sağlıklarında iki dedemizin isimleri verilmiştir. Yıllar sonra Zülfikâr Dedem benim doğum günüm olan 20 Haziran'da, Asım Dedem de Asım'ın doğum günü olan 2 Temmuz'da öldü. Sanki bu dünyayı, isimlerini taşıyan torunlarına devredip gittiler. Bu nedenle onların ölüm ve bizim doğum tarihlerimiz, bir çeşit devir teslim anlamı taşımakta bizler için.
Sayfa 26·Kitabı okudu
Davam - Kitaptan alıntılar
· Almanya-Ruhr sahasında gördüğüm fabrikalar, Türkiye'de de ağır sanayi hamle­si başlatılması fikrinin bizdeki ilk kıvılcımları oldu. Yer­li bir motor sanayi kurmanın ve tamamen yerli olan fabrikalara sahip olmanın, Türkiye gibi yoksulluktan yeni çıkmaya çalışan bir ülke için ne kadar önemli ve gerekli olduğunu anladım. "Milli Ağır Sanayi" fikri o günden sonra, Milli Görüş Davası'nın en önemli hedeflerinden biri olarak hayatımızda yer aldı. · Gümüş Motor'un ilk prototipi yapılıp test için ilgi­li makamlara götürüldüğünde bir engel çıktı. Neymiş; Avrupa standartlarına göre 5.6 litre olması gereken yakıt, bizim motorda 5.7 litre çıkmış. Bunun için onay veremeyeceklerini söylediler. Geri dönüp tekrar çalış­ maya başladık. Gümüş Motor'u, Avrupa standartla­ rının dahi altında, saatte 5.5 litre motorin harcar hale getirdik. Yine standartlara uygun olmadığı gerekçesiyle reddedildi! Tabii ki mesele aslında standart meselesi değildi. Mesele, Türkiye'nin şeftali yerine, motor üret­mek istemesiydi. Bu ilk sanayileşme mücadelemizde, elbette Rahmetli Mehmet Zahid Kotku Hocamızın nasihat ve tavsiyele­ rini unutmamız mümkün değildir. Kendileri, ülkemiz­ de ilk yerli motorun üretilmesi için çok büyük bir teş­vikte bulunmuştur. Hocaefendi, sohbetlerinde sürekli milli sanayinin kurulmasının öneminden bahsederdi. Dergahın önündeki otomobilleri göstererek, "Keşke, dış ülkelerden getirilen bu otomobillerin yerine, imalat fab­rikaları kurabilsek, aç susuz ülke insanımıza iş imkanı sağlayabilsek..." derdi. Türkiye'nin ekonomik olarak Batıya bağımlılığının kültürel bağımlılığı da beraberinde getireceğini söy­ lerdi. Şuurlu Müslümanların, kalkınma için birleşme­ lerini, güçlerini bir araya
Düşünce
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
İnanmak
Beni körkütük inanışlarım kahretti Gözü kapalı teslim oluşlarım aşka Bu yüzden içimde bütün oyunlar bitti Ben böyle olacak adam değilim yoksa
Sayfa 257·Kitabı okudu
İlim Din Üretmez Devrim Üretir
] İlim Din Üretmez Devrim Üretir Spinoza diyor ki siz Musa'nın yaşattığı gerçeği çıkarınıza uygun bir şekilde defalarca değiştirdiniz. Spinoza'yı dinden aforoz ediyorlar. Yıllarca doğduğumda sen müslümansın dayatması ile yaşadığımız için bir zamanlar namaz kılmak için camiye gittim. Sonra cminin bir ibadethane değil siyasethane olduğunu gördüm. O zaman kararımı şöyle verdim. Fatiha suresinin anlamı namaz zulme karşı kılınır. Zulmün karşısında değil yaratanım karşısında eğitmektir dedim ve ilmimin gereğini yaptım. Bugün yaşanan müslümanlık dini ile ilgili bir din değildir dedim ve her zaman olduğu gibi Türk kalarak aslım oldum. Dinde zorlama yoktur diyenler sen nasıl müslüman olamazsın diyerek kendi sonlarını getirdiler. Camide yaşadıklarım ile ilgili çok ilginç yaşanmışlıklar daha önce yazdım. Bu insanlık devrimi mücadelesinden bir din çıkarmasınlar diye bu şekilde açık açık yazıyorum. Ortadoğu ilim ile üretilen dinleri de beğenmeyen dünya yaşamında sömürünün yani tefecilik, ticaret ve aklınıza ne geliyor ise dünyanın her sömürge edilmesi gereken yerine din ve uydurulmuş hali ihraç edilerek sömürge aracı kullanılan küresel bir çetenin şer mezkez fabrikalarda üretilen kullanışlı bir araç haline gelmişti. Mustafa Kemal Atatürk'ü din düşmanı laiklik üzerinden göstermek ve üzerine böyle bir sömürge bina etmek için de dine ihtiyaç vardı. Çok partili siyasetin ağzından hepsinin ağzından dini siyasete alet etmeden din sömürüsü yapmayan bir siyasi parti yoktur. Tümü bu zulmün aracı olduğu için yaşamsal misyonlarını tamamladılar. Türk gücünü de siyasete alet etmeden siyaset yapmayan yoktur. Türk ordusu bir ümmet ordusu değildir. İslam dini peygamberi Hz Muhammed devlet başkanı olmasa, halifelik diye bir devir teslim süreci olmamış olsaydı bugün din siyasete alet
Edebiyat
"Meclis ittifakla saltanatı kaldırdı" İTTİFAK MI, HANGİ İTTİFAK? Buyurun, ittifak mı, ihtilaf mı? Yıl 1921... Henüz İstiklal Savaşı sürerken, Ankara ve İstanbul'da yeni arayışlar başlamıştır. Temelde İstiklal Savaşı'nı destekleyen Ahmed Tevfik Paşa başkanlığındaki İstanbul Hükümeti'nin niyeti Ankara Hükûmeti ile ~ki o dünemde 'hükûmet' denmemekte, 'kongre' olarak isimlendirilmektedir~ uzlaşıp, hiçbir şey olmamış gibi yola devam etmektir. Ancak Ankara buna sıcak bakmıyor: İstanbul ile bütün köprüleri atıp yepyeni bir oluşumu başlatmak istiyor. İstanbul Hükümeti, özellikle de son Padişah'ın son Sadraza- mı Ahmet Tevfik Paşa, olayı farklı boyutlarda düşünüyor, "tövbe, tövbe" diyor, "nizam-ı mübareke ~mübarek düzene bir anlamda hilafet müessesesine~ rakip koşmak mümkün müdür?" Böyle düşündüğü için bazı iyimser teşebbüslere girişiyor. Bu teşebbüslerden biri de, Bursa'da bulunduğu bir sırada, Mustafa Kemal Paşa'ya, "artık birleşelim" şeklinde özetlenebilecek bir mesaj göndermesidir: "birleşelim ve Londra Konferansı'na 'Türk Heyeti' olarak birlikte gidelim." Mesajı Büyük Millet Meclisi yerine Mustafa Kemal Paşa'ya göndermesinin sebebi, Mustafa Kemal Paşa'yı Ankara'nın tamamı' olarak görmesiyle ilgilidir. Sanırım İstanbul'dan Ankara'ya bakılınca, sadece Mustafa Kemal Paşa ile çevresi görünmektedir. Tevfik Paşa'ya göre, İstanbul ile Ankara arasındaki ihtilafın artık sona ermesi gerekiyor. Herkes 'Halife-i rûyizemine biat tazeleyip hizmetine girmelidir. Tabii Ankara, özellikle de Mus- tafa Kemal Paşa aynı fikirde değildir. Padişah'a ve çevresine 'hain' gözüyle bakıyor ve bir süre sonra Londra'da toplana- cak olan konferansa sadece Ankara Hükümeti'nin katılmasını planlıyor. Böylece Ankara, kendi meşruiyetini cihana tescil ettirmiş olacak, oluşacak rüzgârla zaferin
Sayfa 65·Kitabı okudu
IV. İvan (Korkunç İvan) tahta geçer geçmez (1547) hemen ertesi sene Kazan'a karşı bir sefer açtı, fakat bir şey yapamadan geri döndü. 1550 de Ruslar ikinci defa sefer açtılar, yine bir netice elde edemediler. İvan Kazan'ı muhakkak surette ele geçirmeğe karar verdiğinden Kazan'dan 60 km. yukarıda Züye ırmağının Volga'ya döküldüğü yerde Züye (Sviyajsk) kulesini inşa ettirdi (1551). Buraya malzeme sevkedildi ve ertesi sene Çar İvan 150.000 kişilik bir kuvvetle ve toplarla Kazan üzerine dördüncü seferini açtı. Kazan şehri, bu devir için kuvvetli bir kale idi; şehirde 30.000 kadar asker vardı. 20 ağustos tarihinde şehir her taraftan kuşatıldı. Ruslar birkaç defa hücum teşebbüsünde bulundularsa da her defasında püskürtüldüler. Bu defa Rus ordusunda hizmet gören İskoçyalı mühendis Butler, Kazan'ın surları ve yolları altına fıçı ile barut koydurdu ve surlar havaya uçuruldu. Ancak bundan sonra Ruslar şehire girebildiler, çetin ve kanlı savaştan sonra Ruslar vaziyete hakim oldular. Kazan hanı Yadigâr Ruslara teslim edildi. Kazanlı müdafiler bundan sonra da çarpışmağa devam ederek, son ferde kadar döğüştüler ve öldüler. Böylelikle 2 ekim 1552 günü Kazan şehri ve Hanlığı Rusların eline geçti. Orta İdil sahasında, M. S. VI. yüzyıldan beri devam edegelen Türk hâkimiyeti bu suretle sona ermiş oldu.
Tarih