Arabistan ve Irak çöllerinde yarı müstakil şeyhlikler ve emirlikler olduğunu bilirsiniz. Bunlar, oturulan toprakla deniz arasındaki boşlukta hüküm süren devlet taslaklarıdır.
İslami devlet nosyonu Mustafa Kemal ve taraftarlarına yabancıydı. Onlar böyle bir devleti statükonun devamı ve Türkiye’nin geriliğinin sürmesi olarak görüyorlardı. Kemalistler Türkiye’nin modern bir ulus-devlete dönüştürülmesini, Mustafa Kemal’in (Atatürk) sözleriyle, “çağdaş uygarlık seviyesinde ileri ve uygar bir ülke olarak” yaşamasını istiyorlardı. Böyle bir ulus, modern bir sanayileşmiş ekonomi yaratmak için bilime ve modern eğitime önem veren laik ve akılcı bir ulus olmak zorundaydı.
Siyasetin iç işleyişleri konusunda ilk elden deneyimleri olan Prusyalı devlet adamı Otto von Bismarck'ın görüşü yer alıyor: "Devlet adamının görevi tarihin koridorlarında yürüyen Tanrı'nın ayak seslerini duymak ve O geçip giderken paltosunun kuyruğuna yapışmaya çalışmaktır.
Usame'nin ve yandaşlarının derdini anlamak için iki deyişten söz açmak gerekiyor...
Darülharp..
Darülislam..
'Dar' sözcüğü 'yer' ya da 'yurt' anlamına gelir; sözgelimi 'Darülislam' İslam ülkesi demek...
Şeriat hukukunun egemen olduğu bir devlet İslamdan sayılabilir; yoksa 'kafirler'in egemenliği geçerli olduğundan çekiver kuyruğunu...
Daha açık deyişle 'Darülislam'ın açık ve kesin anlamı, şeriat hukukunun geçerli olduğu yer...
'Darüssulh' yani barış yeri olmak için ille de şeriat hukuku gerekli...
Peki, Türkiye'nin yeri nerede?..
*
El Kaide veya herhangi bir ortağının amacı, şeriatçı düzeni kurmak olduğuna göre, Türkiye'de düzenlediği saldırılar bal gibi 'İslami, İslamcı, şeriatçı, dinci' terördür.
İstanbul'daki İslamcı eylemlerin önemi, verilen bir kararı vurguladığı içindir...
Yerli 'Hizbullah'ın bu eylemlere ortak oluşu da rastlantı değil...
Ortadoğu'yu saran kıyametin ortasında Amerika'ya karşı çıkan İslamcı güç, RTE ve AKP'ye ilişkin kararını veriyor:
- Bunlar tam Müslüman değil, Türkiye de İslamın egemenliği altında değil...
Talat’ın hauralannda belirttiği gibi Osmanh Devleri, İç yönetimini
örgütlemek, ticaret ve sanayiini geliştirmek ve korumak gibi amaçlan
doğmltusunda bir ittifaka dahil olmak istemiş; ancak hiçbir devlet
bunu kabul etmemişti.
Almanya Büyükelçisi Wangenheim bir gün
Sadrazam aracılığıylaTalat, Enver ve Halil’e Almanya’nın Türkiye ile
eşit şardar altında bir andaşma yapmak istediğini söylemişü. Devletin
varlığını koruyabilmesi ve gelişebilmesi İçin Avrupa’daki bilim, sanat,
sanayi ve ticaret bakımından ileri bir devletin yardımıyla böyle bir
andaşma yapmasının gerekliliği ortadaydı. Talat ve arkadaşlan genel
bir savaşın çıkacağına inanmıyorlardı.
Ilk resmi Poet Laureate, Restorasyon döneminin en tamnmış şairi john Dryden'dir ve "devlet şairi" anlamına
gelen Poet Laureate'lik, Ingiltere'de ünlü şairlere hala bağışlanan bir unvandır.