Önce çok büyük çoğunluğu samimi Müslüman olan halka, laikliğin teminatı altında olması gereken vicdan hürriyetini 1000 yıllık ulusal inanç ve kültür birikimine hiçe sayan ağır baskılar yapıldı.
Halk bundan çok bunaldı sonra bu baskıyı kaldırırlar beklentisi içinde Halk büyük bir çoğunlukla demokrat partiyi iktidara getirdi.
Evet Menderes adıyla özleşen DP gelir gelmez yurdun 4000 lira camiler yaptırdı ya da yapılmasına izin verdi neden olmasın?
Öyle ya Müslüman ahali isterse Cami yaptırır; Alevi Müslüman halk isterse cemevi yaptırır. Olağan ama şimdilerde pek bol ve devlet desteği ile olduğu gibi hristiyanı olmayan bölgelere kiliseler yaptırılmadı yaptırılmadı dediysek sıkı durun devlet destekli misyoner faaliyetlerin tohumları çaktırmadan o zaman atılmaya başlandı.
Menderes öncesi dönemde, Müslümanlığın ve Müslüman Türk kültürünün adeta yasaklanmasından bunalmış olan halk biraz ferahlayınca, menderes'te İslam'ın kurtarıcısı diye sarıldı.
Ama unutmayalım ki 1878'de bir kısım halk, başta İstanbul müftüsü olmak üzere İngilizlere Veli nimetimiz İslam'ın hamisi koruyucusu diye sarılmış veya öyle gösterilmiş ve hatta o zat ve bazı din adamları İngiliz sefirinin at arabasından atları çözüp kendilerini arabaya koşmuşlardı.
Ancak eminim ki o zamanlar da aklı başında halk ve Aydınlar bu İngiliz tezgahları karşısında kendilerini mustarip hissetmişlerdi.
Menderes döneminde bir yandan muhteşem Osmanlı Türk mimarisinin taklidinin tekdüze taklidi, ölçü ahenkleri her nesilde biraz daha yozlaşan mimarili camiler yaptırılırken bir yandan da halkın önceleri pek fark edemediği sessiz sedasız derin işler yapıldı.
Osmanlı Türk sana şaheserleri ve insancıl su kültürünün soyutlaşmış abideleri şehri İstanbul çeşmelerinin muslukları bir kayçe içinde koparıldı hazneleri tıkandı Birgül sular
Cevdet Paşa'yı dinleyelim:
Yeniçerilerin ilgası strelitz askerinin ilgasına bazı yönleri ile benzer ama birçok yönleriyle de farklıdır. Şöyle ki, devlet denen içtimaî bütün esas olarak üç tabakaya ayrılır: Padişah ve saray “vücuh ve eşraf-ı millet” halk. Bu üç sınıf arasında denge varsa cemiyet ahenk içindedir. Yoksa ahenk bozulur. Bozuk sözler, buruk sesler işitilir. Son bu üç sınıftan hangisi önce davranıp ahengi düzeltirse cemiyet çok defa onun havasını çalar ve hükümet o perdeden dem vurur.
Bırakalım herkes inandığını ifade etsin, ifade ettiğini başkalarının hürriyetini sınırlamadan yaşasın. Kimse kimseye inanç, ideoloji ve mezhep dayatmasın. Devlet bu ahengi koruyan bir hukuk zemininin takipçisi olsun.
Her an kapımız çalınabilir. Postacı vazgeçmedi evimizi arıyor. Kınalızâde, "Nasıl yaşamalı?" sorusunu, "Erdem ve adaletle!", "Erdem nedir?" sorusunu, "Zekâ, cesaret ve iffetin ahengi!" diyerek cevaplıyor. Sorular ve cevaplar iki yakada gitgide çoğalıyorlar. Sonunda bu iki kıta arasına bir köprü inşa etmek zorunda kalıyor Kınalızâde: "Ahlâk-ı Alâî." Şam'da kadıyken kaleme alıp Suriye Beylerbeyi Ali Paşa'ya ithaf ettiği bu eserinde aile ve devlet ahlakını iç içe ele alıyor. Eğitimden hiçbir zaman ümidini kesmeyen Ali Efendi, hiçbir karakterin fıtrî olmadığını ileri sürerek "Kurdu terbiye etmek boşunadır," inanışını reddediyor. "Allah' ın yardımıyla ümidim odur ki bu kitabım kalplerde öncekilerden daha çok kabul görecek, olgunluk arayanlara yeni bir elbise giydirecektir," diyerek çıktığı avda çantaları dolu olarak evine dönüyor. Terbiyenin ilk işinin çocuğu olumsuz etkilerden ve kötü ortamlardan korumak olduğunu vurgulayan Kınalızâde, "İnsan mümkünse kendisinden daha iyi varlıklar dünyaya getirmek için evlenmelidir. Evlenip de böyle yapmayan şeytanın kardeşidir!" diyor.
Platon, Devlet isimli eserinde ideal devleti tanımlarken popüler müziği konu dışında bırakır. Şehirlerde sadece harp ve lir’in çalınmasına izin verilir. Çünkü bu iki enstrümanın ahengi halka yaraşan özgürlük nağmesi, talihsizlik nağmesi, talih nağmesi, cesaret nağmesi ve ılımlılık nağmesi yaratmaktadır. Şehir sakinleri Pan flütten ve onun iç güdüleri ayağa kaldıran gücünden önce panik içindeydiler. Ülkede sadece çobanlar Pan flüt çalabilirlerdi.