Hiç bilmediğimiz, görmediğimiz bir yer hakkında bilgi sahibi olabilmemiz için yapmamız gereken şeyler hemen hemen bellidir. Orada olma amacımıza göre “ düşüncemizde dahil “ bir rota çizebiliriz… Tatil için gitmişsek şayet pekala hoşça vakit geçirmek üzerede ve özellikle de hiç kimsenin bilmediği yerlerin ağırlığında mekanlarla olmak isteriz. Tesadüfen keşfettiğimiz bir sokak arasındaki o koparılmış, bir köşeye atılmış, kirletilmiş bir kaldırım çiçeğinin dahi sahibi olabilmek… Her şey tek bir fotoğrafa ve onu en albenilisinden allanıp pullanıp bir güzelde yumurtalanıp – sarısı olacak, birazda toz şeker pembelik için, - çörek otunu unutma!! – fırınla, pardon sosyal alemdeki takipçilerimizle, takip ettiklerimizle, nispet ettiklerimizle dahi – kabartma tozunuda unutmayın. – paylaşmayı isteriz. Öyle ki mucidi bizizdir, o kaldırım çiçeğini bulan Baş Kaşif. O sokağın adının bizim adımızı taşıması dahi gerekir ve içten içe bilinçaltımızın kuytularında da onu kutsal atfederiz. Kim bilir belki o ilk ve elbet son olacak aşkımızı götüreceğimiz bir mekan yahut yine kim bilir kendimizi belki hiç bulmayı dahi ummadığımız, kendimizle tıpkı koparılıp bir köşeye atılan, kirletilmiş o kaldırım çiçeğinin diyelim ki yanında biriken bir başka unutulmuş “kirli” bir yağmur suyunda, aksimizi, bizzat aksimizi dahi görebiliriz. Ve hatta, ürkedebiliriz….
İşte bahsimiz bir şiir üzerinden, hiç doğmamış, hiç yaşamamış belki, bir tebessüm üzerinden, o gülüş üzerinden ki Özdemir Asaf Gülüşü diyorum ben; tatilden de erkenden apar topar geldiğimizi varsayalım, düşlerimizide en ince ayrıntısına kadar toplayıp, konuşmanın bahsidir.
Bir şehri, hiç bilmediğimiz o bir yeri tanımak için bunca plana gerek varken;
Bir insanı tanımak için; ona yolculuk yapmak için ne yapmak gerekir peki?
Açık adres: Özdemir