Puan vermedi·288 syf.··
2023 5. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 23 Ocak 2023 20:57
“Yürü kardeşim! Ayaklarına bir kudus gücü gelsin! Nuri Pakdil” “Mescid-i Aksa’yı gördüm düşümde Götür müslümana selam diyordu Dayanamıyorum bu ayrılığa Kucaklasın beni İslâm diyordu Mehmet Akif İnan” Kudüs; üç ilahi din için de vazgeçilmez bir yerdir; 1-KUDÜS YAHUDİLER İÇİN NEDEN ÖNEMLİ Yahudiler için; Rabb’ın dünyayı yaratmaya başladığı yer, dünyanın merkezi, tanrının seçtiği şehirdir. Tanrı dünyayı yarattığı güzelliğin on parçasının dokuzunu Kudüs’e, birini geri kalanına vermiştir. Kudüs yahudilerin kıblesidir. Kudüs’ün gökte yapılıp yere indirildiğine inanırlar ve Zeytindağı’na yakın gömülüp yeniden diriliş başladığında mabede daha yakın olmak isterler. Hz Davut israiloğlurının kralı olarak Kudüs’ü başkent ilan eder ve oğlu hz. Süleyman kutsal sayılan mabedi 7 senede yaptırır. İçine yahudiler için çok önemli olan ahit sandığı koyulur. (Sandık şuanda kayıptır) Bu mabet Süleyman mabedi olarak anılan ve batı duvarı halen ağlama duvarı olarak kullanılan yerdir. Mabet ilk olarak Babilliler tarafından yıkılmış, daha sonra yeniden yapılmış ama tekrar Roma dönemi imparator Titus zamanında sadece batı duvarı ayakta kalmak suretiyle yıkılmıştır. Meşhur Davut yıldızı; Allah hz davuta bir yüzük ve 10 soru yollar ve soruları bilen çocuğunun kral olacağını ifade eder ve bu kişi hz Süleyman olur. İşte bu yüzüğün üzerinde hz Davut Yıldızı dediğimiz şekil vardır. Hz. Süleyman kuşlarla konuşabilen, rüzgara hükmeden, cinleri çalıştıran bir peygambermiş. Yahudilerin yegane amacı Süleyman mabedini eski ölçülerinde tekrar yapmaktır. Bubun için de Kubbetüs Sahranın yıkılması gerekmektedir. 2-KUDÜS HRİSTİYANLAR İÇİN NEDEN ÖNEMLİ? Kudüs Hz. İsa’nın yaşadığı, çarmıha gerildiği, defnedildiği, dirildiğini ve semaya yükseldiği şehirdir. Ve en önemlisi de geleceğine inandıkları Mesih
Kudüs'ün Gizemli TarihiPelin Çift · Destek Yayınları · 20161,427 okunma
Anadolum insanı
8/10
·311 syf.··
Beğendi
·
2022 44. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 11 Ekim 2022 00:11
Bizler; padişahların, kralların, devlet başkanlarının gözünden tarih okumaya alıştırılmış bir milletiz. Bu yüzden padişah türküsü çığırır, şehzade kavgası veririz. O kadar yüksekten ve uzaktan bakarız ki bırakın halkın ahını duymayı vezirin sesini dahi duyamayız çoğu zaman. Zira dünyayı padişah gözünden seyretmeye alışmışızdır ve göz yalnızca görür, duymaz... İşte Kemal Tahir tam olarak bu bakar körlüğümüze isyan eden bir yazardır. Tıpki Bekir Büyükarkın ve Yaşar Kemal gibi “Sen Kanuni değilsin ulan, anadoluda aş isteyen reayasın. Tarihe bakacaksan, anadoludaki bir taş evin çıplak ve çökük penceresinden bak. Sarayın yüksek ve buzlu camından bakmak senin ne haddine(!)” diyor. İnanın bana bu fırça, öyle güzel kendimize getiriyor ki bizi, bugünün siyasi kavgalarında bile bir anda sıyrılıp aslolana yani ekmek kavgamıza dönüveriyoruz. Yani bu adamlar bizi, yalnızca yaratılmış hayatı gösteren o altın sarısı gözlüklerden kurtarmakla kalmıyor gözlüksüz görmeyi de öğretiyor efenim. Bu yüzden ben, bu yazarları ve eserlerini çok değerli buluyorum. Mezkur eser de, cumhuriyetin ilk dönemlerini ve ilk insanlarını olabildiğince doğal olarak resmetmekle, bu ilk insanların kılık kıyafetini değil, dünya görüşünü yani bütün bir ruh dünyasını izletiyor bize. Bu yönüyle genç cumhuriyetin ve ülküsünün halk tarafından nasıl göründüğünü, yine genç cumhuriyetin halkın hayatına olan etkilerini bir bir seyretme şansı buluyoruz. Eserin okuyucuya elbette birçok şey katacağını biliyorum. Ancak ısmarlama tarih kitapları gibi “devletin çıkarı, halkın çıkarından bağımsızdır” gibi bir yapay ve sahte bir fikir katmayacağını da ifade edeyim. Bu eser, insan elinden çıkmış ancak insanı beğenmeyen devlete hasredilmeyecek kadar değeli. Zira bizim en değerlimiz olarak insanı hatta en orijinal insanımızı konu ediniyor.
Edebiyat
SağırdereKemal Tahir · İthaki Yayınları · 20061,019 okunma
Reklam
10/10
·1040 syf.··
2020 17. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 11 Nisan 2020 23:36
Iri Memeler Ve Geniş Kalcalar Çin Edebiyatı yazarlarından 2012 Nobel ödüllü Mo Yan'dan okudugum geniş hacimli bir kitap.Yazmak istediğim o kadar çok şey var ki kitap uzerine ,nasıl toparlayabilecegim bilemiyorum. Kitap Jintong 'un anlatımıyla biz okurların önüne çıkıyor.Jintong 'un doğumuyla başlar 60 lı yaşlarına varırken sonlanir.Bu sürede koca bir savaş dönemi geçer gider Kültür Devrimi başlar.Asıl karakter 9 çocuklu bir annedir.Neler yaşamış neler görmüştür okurken heyecaninizi biran bile kaybetmeyeceginizi düşünüyorum. Çin ile Japonlar arası yaşanan savaş daha sonra Çin içerisinde bir iç savaşa dönüşür.Toprak Ağaları, Devlet adına çalışanlar arasında gücü yeten yetene..Savaşın yaşandığı her toprakta olan sefalet ve acı dolu yaşam gözler önüne serilecek okuduğumuz satırlarda.Çinli kadınların saçlarını, neden kısa kesim önü percemli model yaptığını bunun savaş dönemi bir baskaldiris modası olduğunu öğrendim.Çok ama cok ilgimi çeken bir durum ise Lotus Ayak meselesi.Neden kız çocuklarının ayakları sıkı sıkı baglanmaktaydi. 5 yaşını alan her kiz cocugu bu geleneksel durumu yasamak zorundamiydi.Ayakları bağlanmadan evlenmeleri mümkün degilmiydi.Ufak bir araştırma yapınca bu gerçeklik beni çok etkiledi. Kitabın kalınlığı veya ismi sizi yanıltmasın lütfen.Tamam içeriğinde alanen küfür içeren cümlelerle karşılaşacaksınız bu durumu yadirgayabilir, olmaması gerektiğini düşünebilirsiniz.Benim iyi ki okudum dediğim eserlerden biri oldu Iri Memeler Ve Geniş Kalçalar. Çocuk Jintong (meme düşkunu)annesinin memeleri için şöyle der _"Onunkiler aşktı, siirdi,o yüce ve uçsuz bucaksız gökyüzü üzerinde altın sarısı basaklarin dalgalandığı zengin ve verimli topraklardi." Kitapta biraz hangisi hangi çocuktu kim kiminle evlendi karmaşası
İri Memeler ve Geniş KalçalarMo Yan · Can Yayınları · 20191,034 okunma
Puan vermedi·280 syf.··
2020 16. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 16 Haziran 2020 21:29
Hiç bilmediğimiz, görmediğimiz bir yer hakkında bilgi sahibi olabilmemiz için yapmamız gereken şeyler hemen hemen bellidir. Orada olma amacımıza göre “ düşüncemizde dahil “ bir rota çizebiliriz… Tatil için gitmişsek şayet pekala hoşça vakit geçirmek üzerede ve özellikle de hiç kimsenin bilmediği yerlerin ağırlığında mekanlarla olmak isteriz. Tesadüfen keşfettiğimiz bir sokak arasındaki o koparılmış, bir köşeye atılmış, kirletilmiş bir kaldırım çiçeğinin dahi sahibi olabilmek… Her şey tek bir fotoğrafa ve onu en albenilisinden allanıp pullanıp bir güzelde yumurtalanıp – sarısı olacak, birazda toz şeker pembelik için, - çörek otunu unutma!! – fırınla, pardon sosyal alemdeki takipçilerimizle, takip ettiklerimizle, nispet ettiklerimizle dahi – kabartma tozunuda unutmayın. – paylaşmayı isteriz. Öyle ki mucidi bizizdir, o kaldırım çiçeğini bulan Baş Kaşif. O sokağın adının bizim adımızı taşıması dahi gerekir ve içten içe bilinçaltımızın kuytularında da onu kutsal atfederiz. Kim bilir belki o ilk ve elbet son olacak aşkımızı götüreceğimiz bir mekan yahut yine kim bilir kendimizi belki hiç bulmayı dahi ummadığımız, kendimizle tıpkı koparılıp bir köşeye atılan, kirletilmiş o kaldırım çiçeğinin diyelim ki yanında biriken bir başka unutulmuş “kirli” bir yağmur suyunda, aksimizi, bizzat aksimizi dahi görebiliriz. Ve hatta, ürkedebiliriz…. İşte bahsimiz bir şiir üzerinden, hiç doğmamış, hiç yaşamamış belki, bir tebessüm üzerinden, o gülüş üzerinden ki Özdemir Asaf Gülüşü diyorum ben; tatilden de erkenden apar topar geldiğimizi varsayalım, düşlerimizide en ince ayrıntısına kadar toplayıp, konuşmanın bahsidir. Bir şehri, hiç bilmediğimiz o bir yeri tanımak için bunca plana gerek varken; Bir insanı tanımak için; ona yolculuk yapmak için ne yapmak gerekir peki? Açık adres: Özdemir
Benden Sonra MutlulukÖzdemir Asaf · Yapı Kredi Yayınları · 20194,427 okunma
Puan vermedi·85 syf.··
2020 6. kitabı
PAUL LAFARGUE-TEMBELLİK HAKKI çeviri: suha demirel böyle bir kitabı, tembelliğe ayırdığımız bir pazar gününde tanıtmak, kitabın içeriğiyle de uyumlu bir ima taşır sanırım. yaşamak için sürekli çalışmak zorundayız. daha iyi yaşamak için de iki katı çalışmak zorundayız. ya da kestirmeden, daha fazla para kazanmanın pek ahlaki olmasa da bir yolunu bulmalıyız. zira kapitalist sistem bu son şıkka oldukça uygun alanlar sunuyor. hepimiz,gün içinde yukarıdaki düşüncelere benzer düşünceleri defalarca zihnimizden geçiriyoruz. bu amaçla hem kendimiz bütün varlık sebeplerimizi unutarak sürekli bir koşturmacanın içinde çırpınmaktayız hem de garip bir akılsızlıkla çocuklarımızı, içinde çırpındığımız bu çıkmazın içine bir an önce çekmek için onları insanlık dışı bir ders çalışma temposuna mahkum kılmaktayız. bir taraftan da daha az çalıştığımız, daha az paramızın olduğu,şimdi sahip olduğumuzu sandığımız birçok teknoloji ürününe neredeyse hiç sahip olmadığımız ama bugünden çok daha fazla mutlu ve sağlıklı olduğumuz günleri anıp duruyoruz. bir konuda hemfikir olabiliriz sanırım: hepimiz; sohbete,paylaşmaya,muhabbete, komşuluğa, aylak aylak gezip tozmaya, sabah akşam siyaset konuşmamaya, her gün çeşitli sebeplerle birbirimizi ötekileştirip örselememeye, kafamızı kaldırıp gökyüzüne bakmaya, ağaçları, kuşları, denizi, dağı-taşı-toprağı doyasıca seyretmeye,fark etmeye; gelecek kaygısından kurtulmaya büyük bir özlem içindeyiz, değil mi?... işte,bu soruların cevabını bundan on yıllar önce paul lafargue de düşünmüş.tembellik hakkı adıyla da bir kitap yazmış.ne demiş bakalım... paeping'in şu deyişinde olduğu gibi: '' uygarlığın zehirli soluğu'' ile henüz kirlenmemiş olan ilkel topluluklardaki insanların bedensel güzellikleri ve mertçe davranışları karşısında avrupalı kâşifler apışıp
Tembellik HakkıPaul Lafargue · Sarmal Yayınevi · 201013,3bin okunma
ÖTEKİLER ROMANININ VAROLUŞ EKOLÜNDE BİR UFAK İNCELEMESİ.
Puan vermedi·256 syf.··
Beğendi
·
2019 2. kitabı
Sanırım artık Türk Edebiyatı'nda varoluşun dayanılmaz belirsizliği ile benliğin en karanlık dehlizlerine merakın fısıltısıyla değil binlerce yıldır varolmanın, varolmaya itilmenin, varolmaya çalışmanın acısıyla kabuk bağlayarak,kabuk bağlayan yeri kaşıyarak, bağırarak sorular sorup, postmodernliğin ve milenyumun karmaşasından daha uzaklaşmamışken gelmiş, geçmiş, gelecek tüm filozoflara selam çakan, yazarların habercisi, müjdecisi olan ahir zaman yazarıyla tanışıp, sayfalar arasında çatışmanın vakti gelmişti. Babası Sartre olan Existentialism akımının, Hiçliği evlatlık edinen Nietzsche'nin çocuklarının artık Türk Edebiyatı ufuklarında dolaşmaya başladıklarının bir bildirisi, manifestosu niteliğinde bu kitabın vesilesiyle tanıştım satırlarının arasında pusu atmış, siperler kazmış, sizi her cümle sonunda uçuruma kadar götürüp geriye dönmeniz için ekmek kırıntıları bırakmış yazarla. Tanıdım. Öteki,ötekiyi en çok yaralarından tanır. Her ötekinin kendine has derine inen bir yarası vardır. Kitabı okuduğunuzda yazarın tüm yaralarını karakterler arasında babadan kalma bir miras gibi, adaleti sağlayan bir antik çağ tanrısı gibi paylaştırdığını göreceksiniz. Yazılarımın bundan sonraki kısmı spoiler içerir. Okumaya devam edeceksiniz sonuçlarına katlanmanız gerekir. Çünkü" İşte ben de bugün romanı silahlandırıyorum. Yüzyıllardır uysal,evcil,şirin olan romanı.." diyen bir yazarı dişinize kadar silahlanmadan okuyamazsınız. Eleştirmenlik yapamazsınız. Âdem'den (insandan) Adem'e(Hiçliğe) geçişin uzun hikayesini anlatan Emre Timur, Romanına Türkiye'nin modernliğine, şişirilmiş bir mükemmeliyetinin başarısına dahil olmuş ünlü bir başarı hikayeler anlatıcısı ve modern kahini olan Âdem Bey'in bir seminer esnasında geçirdiği bir rahatsızlıkla kendi deyimiyle bir kopuşuyla başlıyor.
Edebiyat
ÖtekilerEmre Timur · Az Kitap · 2019340 okunma
Reklam