Halk ne diyecek? O anda eşyalar çıkıyor meydana. Sonra iki tim giriyor, arama yapıyor, boşaltma yapılıyor, sonra yakılıyor yıkılıyor. Benzinle tutuşturuluyor, kenarlardan falan yanıyor. Köy yanarken seyrediyoruz. Görüyoruz, zaten yakın arazi, biz korumadayız. Merakımın bütün cevaplarını orada buldum. Devletin bunu sürdürmek istediğini görüyorum. Çünkü devlet oradaki insanlara sahip çıksa, kültürel, dil, ırk yönünden sahip çıksa, yaşamsal şeylerini iyileştirmeye baksa savaş olmaz..
Sayfa 128 - Metis Yayınları·Kitabı okuyor
Anı
"Çünkü insan denen hayvanın yaradılışı öyle. Onlar uzun zaman boyunca, kayıtsız şartsız insanların yaşatılması gerektiği etiğine bağlı kaldılar. Bu nedenle hastalar dayanılmaz acılar çekseler bile onları hayatta tutmaya çalışıyorlar. Hastanın fikrini görmezden gelerek. Her ne olursa olsun yaşamın değerli olduğunu iddia etmelerine rağmen bu altın kuralı hiçbir koşulda muhafaza etmediler. İnsanlığın açtığı sayısız savaşı bir düşünün. Ama bu, insanların sorunu. Biz bir hümanoidin kaderinden bahsediyoruz. Benim şu anda sorduğum şey bu hümanoidi etkinleştirmenin, yani sizin deyiminizle yaşatmanın, gerçekten de hümanoidin kendisi için iyi olup olmadığı konusunda emin olup olmadığınız.”
Sayfa 122·Kitabı okudu
Alıntı
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Mesela, benden önce askerden para toplanmış bir çanak anten alınmış, iki kanal TRT I ve Show TV. Beş gün imanınız gevremiş, perişan bir halde operasyondan geliyoruz. Televizyonda vur patlasın çal oynasın insanlar eğleniyor. Ben bunlar için buradayım, şunların haline bak! İnsanları duyarsızlıkla suçluyorsun, böyle bir psikoloji. Biz devlet için şunu yaptık bunu yaptık, devlet bizim için ne yaptı? Bir ayrıcalığınız yok, toplum da bunu vermiyor, askerliğini orada yapmışsın, belki bir iyilik bekliyorsun, ama o da yok. İş bulma konusunda da bir avantaj yok..
Sayfa 62 - Metis Yayınları·Kitabı okuyor
Anı
XVII. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu için en büyük sorunun, daha çok Orta-Avrupa olduğunu unutmamak gerekir. 1526'dan 1699'a kadar Osmanlı siyasî tarihi Orta-Avrupa sorunu etrafında dönmüştür. Kırımlılar coğrafî konumları sonucu, bütün kuvvetlerini kuzeyden gelen tehlike önünde toplamak istedikleri halde, Osmanlı hükümeti onları daima Orta-Avrupa savaş meydanlarına getirmek isteyecektir. Tatar süvari ordusu akınlarla düşmanın geri hatlarını bozma görevini üstlenirdi. Osmanlı Devleti'nin, Kuzey işlerini ertelemek zorunda kalması, ilkin Kazakların Karadeniz kuzeyindeki stepleri gittikçe daha yoğun Slavlaştırmalarına meydan vermiş ve nihayet burada onları egemenliği altına almak isteyen üç devlet -Türkiye, Polonya, Rusya- arasındaki mücadele, XVII. yüzyılı dolduran uğraşı sonunda Rusların yararına sonuçlanmıştır. Son olarak Kara Mustafa, Ruslarla mücadeleye bir an önce kesin bir çözüm bulmak için bütün kuvvetleriyle, Rusya üzerine yüklendi (Çihrin Seferi); imparatorluk için en önemli sorun olan Orta-Avrupa sorununu kökünden çözmek istedi (1683 Viyana Seferi) ve devleti Orta-Avrupa'da uzun bir savaşa sürükledi. Bu durum, devleti, Kuzey işlerinde ister istemez hareketsiz bırakacak, buradaki uğraşı yalnız Kırım Hanlığı'nın omuzları üzerine yüklenecek, Hanlık kuvvetlerinin Orta-Avrupa'daki ölüm kalım uğraşısı için harcanmasına neden olacaktır. 1683-1699 savaşı sonunda imparatorluğun ve hanlığın bir daha belini doğrultamayacak bir şekilde çöküşü, Habsburgları Balkanlar'a, Rusları Kırım'a, Karadeniz'e kadar getirecektir. XVIII. yüzyılda imparatorluk için Kırım ve Karadeniz'in savunması, başlıca sorun olacak ve Kırım Hanlığı düşünce (1783), ölçüsüz büyüyen Rus tehlikesi doğrudan doğruya İstanbul'u tehdit edecektir. Görülüyor ki, yüzyıl süren bir mücadelenin son kanlı dönemi olan
Sayfa 12 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Tarih
Osmanlı İmparatorluğu için Kuzey sorunu, Büyük Petro ile meydana çıkmış bir sorun değildir. Karadeniz'e inmek için, Kuzey-Karadeniz steplerinden geçmek gerekir. Sorunu, Moskof Devleti'nin, Altun-Ordu'nun mirasını adım adım alarak Karadeniz kuzeyindeki Türk-Tatar bozkırını ele geçirmeye başladığı döneme, 16. yüzyıla kadar çıkarmakta abartma yoktur. Bu gelişim, sonraları Boğaz'a kadar genişleyecek siyasî bir yayılışın ilk aşamasıdır. Bölgeyi savunma, Osmanlı Devleti için Kırım'ın, Karadeniz'in ve nihayet İstanbul'un savunulması olacaktır. XVII. yüzyıl sonundaki (1683-1699) çetin uğraş içinde Kırımlılar ve Osmanlı devlet adamları bunu iyi sezmiş ve ilk defa Kırım'ın Ruslara, İstanbul'a saldırma için bir köprü olacağını söylemişlerdir.
Sayfa 11 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Tarih
Kürt Lawrence'ı olarak tarihe geçen Binbaşı Edward Noel, Kürtler arasında faaliyet yapmak için görevlendirilmişti. İyi derecede Kürtçe bilen Noel, 1919 yılı Haziran'ından itibaren Kürt aşiretleriyle irtibata geçerek, Türkiye topraklarında bir devlet kurulması için aşiret liderlerini kışkırtmaya çalışıyordu. Kürdistan Teali Cemiyeti ve Kürtlerin Bağımsızlığı Komitesi gibi organizasyonlar Kürt bağımsızlığıyla ilgili taleplerini yüksek sesle söylemeye ve İngiltere'nin destek olmasını istemeye başlamışlardı. Hatta Sevr'deki görüşmelere bir harita sunmuşlar ama İngiltere bu talepleri kabul etmemiş, Kürtlerin haritaya dahil ettiği toprakları Büyük Ermenistan olarak tanımlanan devletin sınırları içine katmıştı. Kendi hakimiyet alanında Kürt isteklerini reddeden İngiltere, milliyetçi hareketleri Türkiye topraklarına kaydırarak Musul'u rahatlatmaya çalışıyordu.
Sayfa 363·Kitabı okudu
Siyaset