Savaşan iki tarafın -hükümet ile devrimcilerin- konumları, eylemleri ve şiddete dayalı yöntemleri, içinde yaşadıkları evin tahta duvarlarını ısınmak için kırıp ateşe atan insanların yöntemlerine benziyor.
Neolitik Devrimin merkezi, Bereketli Hilal olarak bilinen topraklardı. Nil kıyılarından başlayıp Akdeniz kıyılarına, oradan Dicle ve Fırat boyunca Basra Körfezi’ne kadar uzanan bu topraklarda ya da medeniyetin beşiğinde, insanlar olarak tarihimizin en büyük geçişlerinden birini gerçekleştirdik.
“İnsanları ayırt eden aramaktır. İçsel yabancılık tarafından belirlenmiş bir kendilik, kendi içinde reddetme zorunluluğu hissettiği şeyi, kendi dışında bir yere yerleştirmek ve dolayısıyla mücadele etmek için sadece dış düşmanlar arar. İçsel kimlik referanslarına dayanan bir kendilik ise, ayakta durabilmek için düşman imgelerine ihtiyaç duymaz.”
Nitekim -ki bu sadece bir örnek- çocuklarının okula gitmesine asla razı olmamıştır. Onun yolundan yürüyelim isterdi: Bir lala, eve gelen hocalar. Kalkıp bunun ilerici düşüncelerine pek uymadığını söyleyen olursa, hararetle itiraz ederdi; insanların isyancı doğduğunu, okulun ise onları boyun eğen, kaderine razı olan, evcilleştirilmesi daha kolay varlıklar haline getirdiğini söyleyerek. Geleceğin devrimci önderleri böyle bir yola giremezlerdi! O şekilsiz sürünün içinde boğulup gidemezlerdi!
Kimliğin OLUŞu, bir virüsün amacı HAYATTA KALMAKTIR. İşgal edilen ev taşıyıcıya ne olursa olsun hayatta kalmak. Bir hayvan olmak, bir beden olmak. Virüsün işgal edebileceği bir hayvan bedeni olmak. Hayvanlar olmak, bedenler olmak. Virüs bir bedenden diğerine geçebilsin diye daha fazla hayvan bedeni olmak. Bir hayvan bedeni olarak mevcut olmak, anti-beden ya da beden işgaline direnç olarak aklı başka yerde olmak.