Knut, ayağında tahta çarıklar, kırda belde sürü güderek geçirdi çocukluğunu. Sekiz yaşında, çok sert bir adam olan dayısının isteği üzerine, anasıyla babası, onu, korka çekine, bu rahibin eğitimine verdiler. Baba ocağından bir fersah uzaktaki bu rahip çiftliği küçük Knud’un gönlünce dünyasına bir kabus gibi girdi. Hayatın çetinlik ve insafsızlığını, ona önce bu dayının çok sert disiplini öğretti (7).
Tüccar, uzatılan kağıtlara değil Knud’un yüzüne baktı, düşündü. Genç Hamsun, tüccarın yazıhanesinden çıkarken cebine bin kronu indirmiş bulunuyordu (9).
Bu yoksulluk içindeyken bir yol yapımı ekibinde iş buldu. Kum ocağında katiplik edecek, çekilen kumların hesabını tutacaktı; zor değildi bu iş (9).
Giriş
Bataklıklardan geçerek ormana giren bu uzun patikayı kim mi açtı? O adam, buralara gelen ilk insan açtı (19). İlk adımı atan kişinin aldığı belirsizliği ve gösterdiği cesareti anlatıyor çok güzel bir giriş.
Irkçı: Günaydın dediler. Buraya beyler efendiler gelmiş anlaşılan Lapon kısmı daima yaltaklanmaktan hoşlanır (22)
Yalnızlıktan deliriyor (Din): Tanrı ile meşgul oluyordu, başka türlü yapamazdı, ruhunda iman ve tazim hislerine yer vermişti. Yaldızlı gök, ormanın hışırtısı, ıssızlık, kar yığınları, toprağın üstünde ve üzerindeki kuvvetler; onu çok kere gündüzleri düşüncelere, huşulara gark ediyor; kendini günahkar görüp sofulaşıyor, pazarları mübarek günün şerefine yıkanıyor; ama başka günlerdeki gibi, o gün de çalışmasına devam ediyordu (24).
Yetinmek: zaten bu sakat ağız da olmasaydı kız, hiç ona gelir miydi (26)?
Roman dünya savaşı sırasında yazılmış.
Devlet olmazsa herkes keser orman biter: harıl harıl ağaç kesiyor, kestiklerini çeki odunu şekline sokuyordu (38).
Patates eşi bulunmaz bir üründü; kurak da kalır, ıslak da kalır, yine de büyür. Havaya kafa tutar, çok