Kim olduğunu bilememesi komik değil miydi? Ya kendi
görünüşünü belirleyememek biraz fazla kaçmıyor muydu?
Sanki beşiğinde gelip bulmuştu bu görünüş onu. Arkadaşlarını
seçebilirdi belki, ama kendisini seçmemişti. Hatta insan
olmaya bile karar vermiş değildi.
İnsan ne kadar “kendim gibi davranıyorum” dese de, çoğu zaman öyle değildir. Gün içinde giydiğimiz maskeler, söylediklerimiz ve yaptıklarımız, bize ait gibi görünür; ama aslında her hareket bir rol, her söz bir prova gibidir.
Belki biz fark etmeyiz, belki başkaları fark etmez; ama gerçek benlik, çoğu zaman sahte bir yüzün ardında kalır. Kendi gözümüzle kendimizi gördüğümüz anlar bile, çoğu zaman yanılgıdır. Çünkü “ben” dediğimiz şey, tamamen açığa çıkamaz; hep bir perde, bir giz, bir maske vardır.
Ve en trajik olanı: Ne kadar çabalarsak çabalayalım, başkalarının gözünde de aynı şekilde görünürüz. Kimseyi tamamen kendimizle buluşturamayız. Bu, insan olmanın acı ama gerçek yönüdür. Maskelerimizi çıkarabileceğimiz tek yer yalnızlıktır; ama yalnızlıkta da başkaları yoktur, sadece kendi hakikatimiz ve ona dair sorgularımız kalır
Kadınlar beni erkekler kadar korkutmuyor.
Savaşta erkekler öldürür, kadınlar iyileştirir, onlar hemşire olurlar. Ağlayan çocukları teselli etmeyi, pasta yapmayı bilirler; ayrıca tenleri de yumuşacıktır, onları öptüğünüzde yanağınıza bir şeyler batmaz, en önemlisi de erkekler gibi her konuda hep haklı olduklarını düşünmezler.
Erkekler konuşurlar, kadınlar dinlemeyi bilirler.