Buradan Bir Sincap Geçti Mi? #okudumbitti
Bende tam anlamıyla sayfa sayfa oyun kurduran kitaplardan biri oldu. Daha ilk cümlelerde “tamam, bu kitap beni de işin içine katacak” diyorsunuz zaten. Çünkü anlatıcı sürekli okura göz kırpıyor; kimi zaman ipucu veriyor, kimi zaman “yavaş çevir, dikkatli bak” diye tempo tutuyor. Ben de ister istemez sayfalara daha yakından bakmaya başladım: köşelere, yaprakların arasına, küçük izlere… Ve bu “arama” hali, hikâyeyi sadece dinlemekten çıkarıp birlikte yaşanan bir maceraya dönüştürüyor.
Sincabın enerjisi çok tatlı: aceleleri, merakları, kafasında dönen minicik planları var. Onu takip ederken çocukların dünyasına çok yakın bir ritim yakalanmış; bir şey olur, hemen başka bir şeye koşar, sonra yine geri dönüp bambaşka bir detay yakalatır. Üstelik bu koşuşturmanın altına gizlice serpiştirilmiş bir şey var: doğayı fark etmek. Palamutun peşine düşerken, toprağın, ağaçların, canlıların “küçük ama önemli” işlerini de görmeye başlıyorsunuz. Yani kitap “doğayı sevin” diye öğüt vermiyor; doğayı, o sevimli telaşın içinden kendiliğinden sevdiriyor.
Çizimlerde de aynı oyunbazlık hissi var. Renkler ve detaylar öyle yerinde ki, çocuklar her okumada başka bir şey keşfeder; yetişkinler de “aaa bunu ilkinde görmemişim” diyebilir. Kitap bir yandan güldürüyor, bir yandan “bak, bu küçücük canlıların dünyasında neler oluyor” diye bakış açısını genişletiyor. Okuma bittiğinde “sincabı bulduk mu?” sorusu kadar, “biz bu sayfalarda neleri fark ettik?” sorusu da kalıyor.
Yazardan okuduğum ilk kitaptı ve kalemi gerçekten çok sevdim: hem çocukla aynı hizadan konuşuyor, hem de yetişkine “bu oyunu birlikte oynayalım” diye alan açıyor. Bizde kesinlikle yeniden yeniden okunacak kitaplar rafına girdi.
#BuradanBirSincapGeçtiMi #VeraÇocukYayınları