Baydamtal Irmağı coşmuş çağıldıyor,
Gece vakti sığlıktan geçerken dikkatli ol;
Ben, ya sen gelmezsen diye buluşmamıza,
Yolunu gözlüyor olacağım kaygıyla...
Tek güçlü noktam sessizliğimdi. Böylesine büyük bir sessizlik düşündüğüm zaman bana inanılmaz görünüyor; bir erdem değil bu, çünkü hiçbir şekil de konuşmayı aklıma getirmedi; fakat haklı olarak, çünkü sessizlik asla şöyle demez: dikkatli ol, burada bana açıklamak zorunda olduğun bir gerçek; ne hafızamın, ne günlük yaşamımın, ne işimin, ne eylemlerimin, ne sözlerimin, ne de parmaklarımdan dökülen sözcüklerimin dolaylı ya da dolaysız biçimde tüm kişiliğimin fiziksel olarak bağlı olduğu şeyi ima etmediği gerçeği var.
Bu kapalılığı anlayamıyorum ve şu anda konuşan ben o sessiz günlere, o sessiz yıllara sanki erişilmez, hayali ve herkese, en çok da bana kapalı olan, ama yaşamıının büyük bir bölümünü beni şimdi büyüleyen bir gizemle çabasız ve arzusuz geçirdiğim bir ülkeye döner gibi acıyla dönüyorum.
"Odunları nerden aldınız, geçenlerde yoktu"
“Cami avlusundan çaldım”
“Dikkatli ol hırsızlığa başlıyorsun”
"Onlar camide ısınıyorlar, biz bu inde donuyoruz. Müslümanlığa sığar mı? Rüyamda allah, 'Ya İsmail kulum kalk, evimde bolca odun var. Git biraz getir, ocağına at' diye bağırdı. Gecenin yarısında çuvalı alıp allahın evine gittim. Allah Gavur'unu sever."
"Burada bekle," dedim Annabeth'e.
"Percy, oraya tek başına gitme," dedi.
"Sualtında nefes alabiliyorsan, sen de gel?"
Annabeth içini çekti. "Bazen çok gıcık oluyorsun."
"Haklı olduğum zamanlarda mı?" dedim. "Bana bir şey olmayacak, merak etme. Aşil'in lanetini üstlendim ne de olsa. Artık yenilmezim."
Annabeth pek ikna olmuşa benzemiyordu. "Dikkatli ol," dedi. "Sana bir şey olmasını istemem. Yani... savaşa devam etmen gerek, o yüzden söylüyorum."
Sırıttım. "Hemen geri döneceğim." dedim.