Zorunlu Din Dersi:
İlkokul, ortaokul ve lisede 1982’den beri var olan ve Kenan Evren’in askeri dikta rejimi tarafından dayatılan zorunlu din dersi uygulaması laiklik ilkesine aykırıdır. Zorunlu din dersi, içinde tüm dinlere ve mezheplere eşit yer ayırsa da, dinin eğitim sistemine doğrudan müdahalesi anlamına gelmektedir. Din (yukarıda ifade edildiği biçimde) öznel ve tartışmalı bir konu olduğu gibi, temelinde “vahiy” ve “iman” olan ve sorgulama içermeyen bir alandır. Din, Matematik ile, Felsefe ile, Astronomi, Fizik, Kimya, Biyoloji gibi Doğabilimleri ile, Tarih, Sosyoloji, Psikoloji gibi Sosyal Bilimler ile, Türkçe, İngilizce gibi dil çalışmaları ile aynı kategoride görülemez. Ayrıca kendisi veya ailesi dindar olmayan öğrenciler için de din dersinin zorunlu olması laiklik ilkesine aykırıdır ve dinin, dindar olmayan vatandaşa eğitim yoluyla zorla dayatılması anlamına gelmektedir. Din, bir ders haline dönüştürülemez, dönüştürülse bile, ancak seçmeli bir ders olarak varlığını sürdürebilir. Ancak Dinler Tarihi formatında bir dersin, tüm dinlere ve mezheplere eşit yer ayırması ve ders programındaki diğer derslerin birisinden daha fazla ders saatinden oluşmaması koşuluyla, zorunlu ders olarak verilmesi, laiklik ilkesine aykırı değildir.
Bir hürriyetçi olduğu için, ferdi silen ekonomik ve sosyal dikta rejimlerine karşı idi. Hele Rusya rejimini, hiçbir zaman, ne benimsemiş ne de sevmiştir.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Sonsöz Bu romanda benim ve ailemin hayatından izler var ama bir özyaşamöyküsü değil. Fırtınalar arasında sarsılan, savrulan bir ailenin, Leyla, Selim ve küçük Zeynep’in hikâyesi. Bu genç insanları ve yaşamak zorunda kaldıkları acı olayları ve daha sonra “68” olarak anılan bir kuşağın ortak hikâyelerini anlatmaya çalıştım. Çünkü bu aydın kuşak, devletin kahredici hışmına maruz kaldı. Genç insanların hayatları karartıldı, işleri ellerinden alındı. İspanya, Portekiz, Şili, Brezilya, Arjantin, Yunanistan gibi ülkeler dikta boyunduruğundan kurtulduktan sonra 68’lilere ihtiyaç duyuldu ve onlar entelektüel kapasiteleriyle ülkelerinin yönetimine geldiler. Bunu anlamak için Albaylar Cuntası sırasında hapiste ya da sürgünde olan Yunan aydınlarının kurduğu PASOK Partisi iktidarını, İspanya ve diğer ülkelerde cunta dönemlerinden sonra kurulan sosyal demokrat iktidarları hatırlamak yeter. Ne yazık ki Türkiye, sistemin iliklerine işlemiş aydın düşmanlığını asker ve sivil her dönemde sürdürdü; hem sürekli devlet zulmünü hem de Doğu-Batı çelişkisinin yarattığı önyargıları omuzlarında taşımak zorunda kalan bilgili, rafine yüz binlerce insan ülke yaşamından dışlandı. Bazı arkadaşlarımız çok ağır bedeller ödediler. Bu kitap, fırtınalar içinde yitip giden arkadaşlarımıza bir saygı duruşu olarak da algılanmalı.
Sayfa 189·Kitabı okudu
Yirmi dört yaşındaki Borchert’in fıkralarından öç alınmak üzere düzmece hukuk mekanizması tümüyle harekete geçirildi. İşte böylesine alıngan oluyor dikta yönetimleri.
Ekonomide devletçilik adına bazı yeni önlemler alan hükümet, bu önlemleri anayasaya ve parti programına da ekledi. 1931 yılında devletçilik, diğer beş ilkeyle birlikte CHP programına da girdi. 1935 yılında Kemalizm adıyla adlandırılan program, 1937’de Anayasa’ya da eklendi. Böylece kendisini devlet partisi olarak ilan eden CHP, devletçilik adı altında otoriter bir rejim benimseyerek âdeta bir dikta yönetimine dönüştü.
Sayfa 17·Kitabı okuyor