Babam öldü ve Babam ölüyor tümüyle farklı iki cümle. İlki bir olgu, bir sonuçtur, ikincisi - bir roman. Umut ve çaresizliğin bir birini besleyip alevlendirdiği uzun bir hikaye. Birinin oksijeni daima diğerinin ateşini harlar. Ölüm bir dil meselesidir aynı zamanda. "Öldü" kelimesi kısa ve vurucudur. Son nefesin "d"si ve feryat dolu o son "ü" hayatın alfabesindeki son harflerdir. Son seslinin üzerine düşen vurgu, ki o artık sesli bile değildir, son çiviyi çakar ve umuda yer bırkmaz.
Sayfa 79·Kitabı okudu
Alıntı
düşer gibi yapacağım senin üzerine
Sayfa 64·Kitabı okuyor
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Şöyleydi: Metinler tamamıyla Amadeu’nun içine girip kayboluyorlardı sanki, sonradan rafta yalnızca boş kabuklar kalıyordu. Son derece yüksek alnının gerisinde yer alan zihnindeki manzara soluk kesici bir tempoyla genişliyor, her hafta orada yeni oluşumlar doğuyordu, bizi her defasında hayretten hayrete düşüren fikirler, bağlantılar ve dil üzerine fantastik buluşlar gelişiyordu. Bazen kitaplıkta saklanıyor, sabaha kadar el fenerinin ışığında okuyordu
Gıybetini yapana hurma hediye etme :)
Adamın biri Hasan-ı Basrî'ye [rahmetullahi aleyh], "Falanca senin gıybetini yaptı" dedi. Bunun üzerine o giybet edene bir tabak taze hurma göndererek, "İşittiğime göre, sevaplarından bana hediye etmişsin. Buna karşılık ben de sana bu hurmayı hediye gönderdim. Ama kusuruma bakma, senin hediyen kadar kıymetli bir şey gönderemedim" demiştir.
Sayfa 208·Kitabı okudu
Alıntı
Necip Fazıl: Ben bu batılı-matılı gibiyi anlamıyorum. –İyi örnekleri oradan getiriyorsunuz ama... Necip Fazıl: İnsan olmak lâzım... İnsan olmak... Hakikat herkesin malıdır. Nitekim hadîs var: Mümin hakikatı nerde bulursa malı gibi alır. Ama bu almak, kopya etmek demek değildir. Biz kopyada bile beşinci sınıfız. Bizde büyük kopistlerden başkası yetişmemiştir. Biz kendimizde tefekkürî manada bir istidatsılık tesbit etmek mevkiindeyiz. Kusuru bilmek ona göre çalışmak için bu tesbitin yapılması şart. Yeni döller, fikir dölleri elde etmek... Bakın kelimelere; bak, çak, tak, pak... Tek heceli kelimeler. Vakti yok düşünmeye. Sen tut bir de nizamı büsbütün uydurma hale getir.. Maydanozdan bahsedemezsiniz, Arapça kökü kaldırsanız. Pırasadan bahsedemezsiniz. Biri pür-hassa’dan gelir, biri mide-nüvaz’dan gelir. –Dil kurumu çalışmaları... Necip Fazıl: Burdan bir halı çalınsa ev halkı telaş eder, gitti diye. Halbuki, ruhumuz çalınıyor yahu... –Şu sıralarda solda da bazı imzalar Dil Kurumu’nun çalışmalarına tenkitler yöneltiyor... Necip Fazıl: Ecevit’i biliyorsunuz.. Robert Kolej’deyken benim talebemdi. Kitabı var kendisinin, evvela Necip Fazıl’ın tesiri altında kaldım, diyor. Ben kendisini sınıftan hatırlamıyorum. Demek ki, pek parlak bir talebe değildi. Ama talih ona bir imkan verdi. O bunu dili tahrip istikametinde kullandı. Buallo’nun bir sözü var: Bir milletin diliyle oynamak, ona en büyük süikastı yapmaktır, diyor. Bunların hepsini yazdım. İnandıkları garbın fikirleri. Bakıyorum Allah dememek için özel gayret sarfediyorlar. Tanrı kelimesini bir iman tavrı olarak kullanıyorlar. Tanrı, ilâh demek. Allah ise ismi has (özel isim). Bir tek köylü gösterin ki Allah yerine tanrı desin. Benim, alış veriş edilen bakkalın, ahçının esnafın bilmediği, kullanmadığı Türkçe, Türkçe olamaz.
Lanet etmek ister canlılara ister cansızlara isterse de insanlara olsun zemmedilmiştir. Hz.Muhammed (sav) bir yolculuktayken Ensar’dan bir kadın devesi gitmediğinden devesine kızarak ona lanet etti. Bunun üzerine Hz.Muhammed (sav) “Devenin üzerinden yüklerini al ve semerini çıkar. O deve lanetlidir.” dedi. Hadisi nakleden İmran.b Husâyn şöyle dedi: “Bu devenin insanlar içinde yürürken kimsenin ona dokunmamasına hala bakar gibiyim”.
Alıntı