Şölen, yüzeyde aşk üzerine yapılan konuşmaların bir toplamı gibi görünür; fakat metin ilerledikçe aşkın yalnızca bir duygu değil, insanı hakikate taşıyan bir merdiven olduğu anlaşılır. Platon, farklı karakterlerin ağzından Eros’u tanımlarken, aslında insanın eksiklik duygusunu ve tamamlama arzusunu tartışır.
Eserin merkezinde Diotima’nın anlattığı “aşkın merdiveni” yer alır. Buna göre aşk, tek bir bedene duyulan çekimle başlar; ardından tüm güzel bedenlere, sonra güzel ruhlara, daha sonra güzel düşüncelere ve nihayetinde “güzelliğin kendisine” yönelir. Bu yükseliş, duyusal olandan düşünsel olana doğru bir arınma sürecidir. Aşk burada bir sahip olma isteği değil, ölümsüzlüğe yaklaşma arzusudur.
Şölen’i güçlü kılan şey, aşkı romantik bir sarhoşluk olarak değil, varoluşsal bir eksiklik olarak ele almasıdır. İnsan, sahip olmadığı şeyin peşinden gider. Eros ne tamamen tanrısaldır ne de sıradan; arada, eksik ve arayış hâlindedir. Bu aradalık, insanın doğasını da yansıtır.
Metin boyunca konuşan her karakter, aşkın farklı bir yüzünü gösterir. Ancak Sokrates’in aktardığı Diotima öğretisi, aşkı bir bilgi ve bilgelik yolculuğuna dönüştürür. Böylece Şölen, yalnızca aşkı değil, insanın yükselme kapasitesini de sorgular.
Bugün Şölen’i okurken, aşkın hâlâ çoğu zaman yüzeyde yaşandığını fark etmek mümkündür. Platon ise aşkı, insanı kendinden daha yüksek bir fikre yönelten bir güç olarak konumlandırır. Bu yönüyle metin, duygusal değil, ontolojik bir derinliğe sahiptir.
Şölen, aşkı anlatan bir kitap değil; aşk üzerinden insanın neyi aradığını sorgulayan bir metindir.