Fâtiha-6: اِهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقٖیمَ ۙ Meali: Bizi doğru yola (İslâm’a) ilet (İslâm ile yaşat). Fâtiha-7: صِرَاطَ الَّذٖینَ اَنْعَمْتَ عَلَیْهِمْ ۙ غَیْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَیْهِمْ وَلَا الضَّٓالّٖینَ Meali: Kendilerine (lütfundan) nimet verdiğin kimselerin yoluna (ilet);{7} (emirlerine âsi olmuş ve) gazaba uğramışların ve sapıtanların değil (Yâ Rabbi).* (Âmin...)** * Yahudiler, hıristiyanlar ve diğerleri gibi.{8} Yahudiler dinlerini merasimleştirdiler, peygamberlerini küçük düşürdüler, devre dışı bıraktılar, hakaret ettiler, hatta bazısını öldürdüler. Hıristiyanlar ise peygamberlerini ilâhlaştırdılar. “Din vicdan işidir.“ diye onu vicdanlara hapsettiler ve dini dünyevîleştirdiler. Halbuki inancın/dinin, kişinin iç dünyasına ait birşey olduğunu söyleyip onu vicdanla sınırlı bir alan içine hapsetmek ve kişiyi, dinî yaşamından engellemek yanlış ve geçersizdir. Çünkü vicdanda olan herşey her yerde var demektir. Bu yönden bunu hegemonik/baskıcı usûl ve üslupla bastırmak insan onurunu zedeleyen bir tavır olmuştur. ** Âmin, “Öyle olsun, kabul eyle” anlamındadır ve “âmin” demek sünnettir. Sesli namazlarda Hanefîler’de imam ve cemaat sessiz; Mâlikîler’de yalnız cemaat sesli; Şâfiî ve Hanbelîler’de imam ve cemaatin sesli okumaları menduptur. Besmele, İmam Şâfiî’ye göre sûreye dâhil sayıldığından sesli namazlarda açıktan okunur. İmâm-ı Âzam ve Mâlik’e göre yedinci âyet “gayri’l-magdûbi...”dir. Dipnotlar: Dipnot 7: bk. 4/69 Dipnot 8: bk. 2/90; 5/77; 58/14
Kitap Alıntısı
Fâtiha-5: اِیَّاكَ نَعْبُدُ وَاِیَّاكَ نَسْتَعٖینُ ؕ Meali: (Ey Rabbimiz!) Yalnız sana (ibadet ve itaatle) kulluk eder ve (her hal ve ihtiyacımızda) ancak senden medet umar/yardım dileriz. Bu âyet inananların Allah’a verdiği bir taahhüttür. Bilmemiz gerekir ki Allah’a kulluk, yalnız O’na ibadet etmekle değil, hem ibadet hem de emir ve yasaklarına itaatle gerçekleşir. Çünkü Allah, yalnız ibadet ilâhı değildir. Bunun içindir ki İslâm “lâ ilâhe illallah” ile başlar, “iyyâke na‘büdü” ile yürürlüğe girer. Kur’an’da birçok yerde Allah’a kulluk emredilir. Çünkü insanları, bütün emirlerine itaatte kul etme hakkı ancak O’nundur. Zaten Allah da insanları bunun için yaratmıştır.{2} Çünkü Bir’e kul olmayan bine kul olur; Allah’a kullukta yücelik ve hürlük, kula kullukta ise esaret ve küçülme vardır. Seyyid Kutub, tefsirinde; “Öyle bir zaman gelir ki insanlar, Allah’ı sözde inkâr etmeyebilir, O’na ibadeti de terketmezler ama o ibadeti ya birine gösteriş olarak yaparlar, ya helal ve haramı (serbestlik ve yasakları) tayin ve ilanda, başkalarının İslâm’a aykırı emirlerine istekle itaat ederler ya da İslâm’a aykırı olarak bir kimseye sığınmak ve ondan bir pâye elde etmek isterler ki {3} bu durumda onları rab kabul etmiş, onlara tapmış ve kulluk etmiş olurlar.{4} Böylece ‘müslümanım’ dedikleri halde –Allah korusun– şirke düşerler.” der. “İslâm öncesi Arap müşrikleri de ideolojileri yönünden Allah’ı inkâr etmiyorlar fakat O’nun, hayatlarında hükümleri geçerli olan Rab olmasını kabul etmiyorlardı. İşte Allah’a Rab, Mâlik (Hükümran) ve tek İlâh olarak{5} inanmamak şirk olur.”{6} Dipnotlar: Dipnot 2: bk. 51/56 Dipnot 3: bk. 4/139; 35/10 Dipnot 4: bk. 9/31 Dipnot 5: bk. 112/1-4 Dipnot 6: (Seyyid Kutub, VIII, 284). bk. 2/107, 138; 5/52; 6/102; 12/40, 106; 16/49, 52; 29/25; 39/64, 65;
Kitap Alıntısı
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Abdullah b. Amr b. Âs’tan (ra) rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber (sav), Allah Teâlâ’nın İbrahim (as) hakkındaki, “Rabbim, çünkü o putlar insanlardan birçoğunu saptırdı. Artık kim bana uyarsa o bendendir.” meâlindeki{Dipnot} âyeti ile İsa (as) hakkındaki, “Eğer onlara azap edersen şüphe yok ki, onlar senin kullarındır. Eğer onları bağışlarsan, yine şüphe yok ki sen mutlak güç sahibisin, hüküm ve hikmet sahibisin.” meâlindeki{Dipnot} âyeti okudu. Sonra ellerini kaldırarak: “Allah’ım, ümmetim, ümmetim!” dedi ve ağladı. Bunun üzerine Allah Teâlâ: “Ey Cebrail, Muhammed’e git, –Rabbin her şeyi daha iyi bildiği hâlde– ona neden ağladığını sor.” buyurdu. Cebrail, Resûlullah’ın (sav) söylediklerini –Allah çok daha iyi bilmesine karşın– O’na haber verdi. Allah Teâlâ: “Ey Cebrail, Muhammed’e git ve ümmetin konusunda seni memnun edeceğiz ve seni üzmeyeceğiz. dediğimi ona söyle” buyurdu. (M499 Müslim, Îmân, 346)
Din
Ebû Hüreyre’den (ra) rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber (sav), Allah Teâlâ’dan naklederek şöyle demiştir: “Bir kul bir günah işler ve “Allah’ım, benim günahımı bağışla.” diye niyaz ederse Allah Teâlâ, “Kulum bir günah işledi, fakat günahını bağışlayacak veya o yüzden kendisini sorgulayacak bir Rabbi olduğunu hatırladı.” buyurur. Sonra tekrar o günahı işler de; “Ey Rabbim, beni bağışla.” der. Bunun üzerine Allah Tebâreke ve Teâlâ, “Kulum bir günah işledi, fakat günahını bağışlayacak veya o yüzden kendisini sorgulayacak bir Rabbi olduğunu hatırladı.” der. Sonra yine o günaha döner ve yine; “Ey Rabbim, beni bağışla.” diye niyaz eder. Bunun üzerine Allah Teâla, “Kulum bir günah işledi, fakat günahını bağışlayacak veya o yüzden kendisini sorgulayacak bir Rabbi olduğunu hatırladı. Bu kulumu ben affettim, artık dilediğini yapsın.” buyurur.”{Dipnot} (M6986 Müslim, Tevbe, 29)
[*] Günahın tekrar etmesi, samimi ve hakiki olarak yapılan tövbenin kabulüne mâni değildir. Burada maksat tövbeye teşviktir.·Kitabı okuyor
Din
CEMİL MERİÇ HOCA'YLA KONUŞMA¹ SORU: “Muhteşem bir maziyi daha muhteşem bir istikbale bağlayacak köprü olmak isterdim” diyorsunuz. Okuyucularımıza sizi bu cümlenizle takdim etmek isterdik, muvafık buluyor musunuz? CEVAP: Şeref telakki ederim. Yalnız hemen ekleyeyim, bu bir iddia değil bir temenni. Bölünen bir tarihi birleştirmek münzevi bir yazarın harcı mı? Bu, bir neslin, daha doğrusu nesillerin işi. “Yaşayan bir toplum, kökü mazide olan ati- ((Dipnot) “Cemil Meriç’le Sohbet” başlığı ile 13-14 Mart 1979 tarihli Son Havadis gazetesinde yayımlanan bir röportaj. Röportajın, Şeref Oğuz imzalı “Takdim” yazısı şöyle: “Son yıllarda kültür ve sanat dünyamızda en geniş alâka gören muharrir kimdir diye sorulsa, Cemil Meriç cevabını vermek herhalde en doğrusu olur. Düşünce alanımızda alelaceleciliğin, durgunluğun hâkim olduğu bir sırada, en fazla muhtaç olunan, gerçek aydın olarak zuhur eden üstad, cemiyetimizin içinde bulunduğu derin, çok yönlü ve karanlık buhranı halis tefekkür projektörüne tâbi tutuyor. Bilhassa son kitapları, millet olarak şikâyetlerimizin temel sebeplerine ve çarelerine dair en sıhhatli, en samimi objektif tespitler ihtiva etmekte, deneme türünün Türkiye’de bugüne kadar yapılmış en ileri örneğini vermektedir. Son Havadis, günümüzün can alıcı bahisleri üzerinde değerli görüşlerini almak üzere Cemil Meriç’i evinde ziyaret etti. Aşağıda suallerimizi ve muhterem hocamızın verdiği cevapları bulacaksınız”.) Sayfa: 535 dir”. Medeniyetlerin anahtarı: Birikim. Tekâmül de inkılâp da kemiyetten keyfiyete geçiştir. İnsanı insan, milleti millet yapan: Hafıza. Biz hafızamızı kaybettik. Düşünce, bütünü kucaklamak, dünü yarına bağlamak. Olanı bilmeden olacağı fethedebilir miyiz? Sıhhatli toplumlar kendileri kalarak değişenlerdir. İçtimaî uzviyet iki zıt kanuna uyarak
Sayfa 535 - İletişim yayınları 9.baskı·Kitabı okudu
Dipnot:Melekler, insan yaratılıp yüryüzüne halife olarak indirileceği zaman Âdem hakkında görüş beyan etmişler ve onu 'kan döken, bozgunculuk çıkartan diye nitelemişlerdi. İbnü'lArabi, meleklerin bu tavrı üzerinde durur ve onların esas itibarıyla bu sözlerinin bir tür kavga ve itiraz olduğuna dikkat çekerek eleştirdikleri şeye bizzat kendilerinin düştügünü söyler. Bunun yanı sıra meleklerin kavgacı olup olmamaları veya itiraz edip etmemeleri meselesi, kavga ve didişmenin kaynağı sorunu nedeniyle üzerinde durulan bir konudur. Tartışma ve kavganın nedeni farklılıklardır. Farklılıkların ise insandaki kaynağı insanın birbirine zıt unsurlardan yaratılmış olmasıdır. Bu unsurlar birbirlerini itmelerine rağmen kendilerine hakim olan başka bir ilke -ki o tabiat tır onları bir arada tutar. İnsanın kavgacı olması buradan bilinmiştir. Çünkü yaratılışında birbirine zıt unsurlar vardır ve bu unsurların bulunduğu bir kimse kan döker, bozgunculuk yapar. Zaten bozgunculuk denilen şey de bu unsurlardan birinin ötekilere hakim olmasından ibarettir. Peki yaratılışı unsurlardan olmayan varlıklarda kavga, didişme gibi fiiller görünebilir mi? İbnü'l-Arabi, meleklerin bir kısmında bu fiillerin görünebileceğini söyler ve onların yaratılışında da sırf ruhâniliği bozan bir terkip bulunmasıyla bunu açıklar. Bu durum, gerçekte mutlak ruhânilik ile meleklerin ruhâniliğini ayırma amacı taşır.
Sayfa 65·Kitabı okudu
1000Kitap