Serhan Ş, bir alıntı ekledi.
 3 saat önce · Kitabı okudu · Puan vermedi

Çaresizliği yenenler… (Kesinlikle okunulmalı)
Çaresizliği yenebilmiş insanlar gerçekten bir şeyler başarabilmişlerdir.

Örneğin Victor Hugo yayın evlerinden kovulduğu için vazgeçip meşhur kitabı Sefiller’i çıkarmak yerine kendi sefil olabilirdi…

Edison ise, ampulü bulurken 999 kere hata yaptığını artık bulamayacağını söyleyen yardımcılarına, “Hayır, 999 kere hata yapmadım, 999 yapılmayacak şeyi bularak 999 kere doğruya yaklaştım.” demeyip bininci denemesinde ampulü bulamasaydı, belki biz hâlâ, “Her yer karanlık, makber mi Ya Rab!” diyor olacaktık…

Einstein aptal olduğu için(!) okuldan atıldı diye kendini Müslüm dinlemeye verseydi ne olacaktı?

Dostoyevski bir dönem kürek mahkûmu olmasaydı belki “Suç ve Ceza”yı yazamayacaktı.

Dünyaca ünlü en büyük müzisyenlerden olan Beethoven’in ise kulakları duymuyordu!

Velhasılıkelam sorunlar, engeller yöreye, ülkeye mahsus değil, evrensel! Önemli olansa vazgeçmemek, mücadele etmek!

Şimdi bu konuyu Behçet Necatigil’e ait bir mısrayla noktalamak da pek bir manidar olur. Ne demiş şair:

“Ya çaresizsiniz ya da çare, sizsiniz…”

Psikoloji, Fulya TaşçevirenPsikoloji, Fulya Taşçeviren

Her şey birden bire oldu
diyor şair
Yani bir de bakıyorsun, sabah olmuş...

Annesizlikten şair olmuş bir kadın Didem Madak.
Diyor ya hani:
Artık bütün üzgün oluşlarımın adı: Anne.

“Keşke ismim herkese
Sarı yağmurluğuyla koşan hayatı anlatsaydı.” Demişsin ya hani , emin ol hepimize anlatmak istediklerini anlattın.Rengarenk reçel kavanozlarını dizdik masamıza.

Henüz 13 yaşındayken annesi Füsun’u kaybeder Didem. Zor günleri ondan sonra başlar. Babası ikinci defa evlenince hepten içine kapanır. Şöyle der;
“Yaşasaydın, hayatının ortasına Güller yığan bir adam olsun isterdim babam.”

Birgün Işıl’la annelerinden onlara bir şey kalmadığını düşünerek yakınırlar.( İşte o an hayatımıza Grapon Kağıtları gibi rengarenk, bir o kadar da yaralı bir kadın girer.) Teyzeleri onlara bir şiir defteri ve bir kaç dergi verir. İşte o andan sonra yeni bir şair doğar.

Uzun süre yokluk çeker. Bir bodrum katında yaşamaya başlar. Ve ilk şiirlerini orda yazar.
Orası için şöyle der: ‘Rutubete dayanıldığı sürece şiir yazmak için çok iyi yerler.’

Madak’ın aslında her şiiri yaşanmış bir anıdır.
Mesela annesi Füsun bir gün, geceleri onları uyutmayan arka bahçedeki mısır yapraklarının hışırtılarını engellemek için bıçakla hepsini yok eder.
Didem Madak da bu olayla ilgili de şu dizeleri yazar;
“Sen bir çocuk romanı annesi ol isterdim.
Ölü mısır tarlaları hışırdıyordu
Ve kalbimde çıngıraklı yılan sürüleri
Diye başlayan bir çocuk romanında.”

Ve
Dediğin gibi;
’Şimdi mucizevi bir yerdeyim…’
Şimdi mucizevi bir yerdesin...

Önce yoldaş, sonra yol diyor şair. Yolun güzelliği ise yoldaşın güzelliğinden geliyor. Bir yola çıkacaksınız mesela hayat gibi yanınızda size değer veren, kıymetinizi bilen insana ve insanlara yer verin.. Güzellik yolun güzelliği kadar yoldaşında güzelliğinden gelir..

ismihan, bir alıntı ekledi.
 20 May 17:26 · Kitabı okuyor

Kimbilir belki de...
"Bilesin kavuşmak yok İslamlikta/ Kavuşan kısmı ancak gavurdur!" diyor şair. Sevgiliden ayrılmak bir iman teslimiyetidir belki de...

Bir Adam Girdi Şehre Koşarak, Tarık Tufan (Sayfa 64)Bir Adam Girdi Şehre Koşarak, Tarık Tufan (Sayfa 64)

"Ne zaman bir yaşamak düşünsem.." diyor ya şair. O "yaşamayı düşünmeyi" dahi yaşatamadım ben..

Nimhande, bir alıntı ekledi.
 17 May 14:29 · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

Diyor ya şair; "Bize bir nazar oldu." diye. Azar azar kaybediyoruz kimliğimizi. Unutuyoruz unuttukça yozlaşmanın kıyısına yaklaşıyoruz.

Yedi Güzel Kadın, Abdulaziz Yılmaz (Sayfa 73)Yedi Güzel Kadın, Abdulaziz Yılmaz (Sayfa 73)
'Dilhûn', Pulbiber Mahallesi'ni inceledi.
17 May 11:38 · Kitabı okudu · 1 günde · Puan vermedi

Mana arıyorum, baktığım gözde, burnuma gelen kokuda, dinlediğim seste (sözlerinden bile önce), gördüğüm fotoğraf karesinde ve elbette bir kitapta, dahası bir şairde.. Hep bir mana peşinde giderim, okurken bir kitabı. "Sanat, sanat için" değildir benim dünyamda, "sanat, benim için"dir. Ben, toplumum.. "Toplum için."

Pulbiber Mahallesi'nin sokaklarında geziyoruz usul usul. Şair tutuyor elimden, iç dünyasını gösteriyor, mertçe.. Ama burası bira kokuyor. Burası mana barındırmıyor.. Şairden beklentim gülistan gezmek iken, bana içki sofralarını gösteriyor. Midem bulanıyor. Ben.. Buraya ait değilim.

"Bu sadece bir bardak biradır.
Hayır o biradır.
Hayır sadece bir bardak biradır.
Hayır o biradır." (45)

Fakat ortak yönlerimiz bulunuyor şairle, tamamen ayrı dünyaların insanı değiliz. Kalbini açıyor bana:

"Kimbilir bu gidişin dönüşü olacak mıydı?" (33)

Anlıyorum ki yaralı bir serçeyle birlikteyim, kalbinden.. Ama cevabı söyleyemiyorum, bilsem de. Tebessüm edebiliyorum, sadece.

" 'Tanrı'nın olmadığı bir Dünya'da fazladan bir yığın aşk vardır.'
Sözün aslını araştıracak takatim yok." diyor. Keşke araştırsaydı diye geçiyorum içimden. Umarım anlar, bir gün..

Ve güldürüyor beni kimi zaman:

"Noel Babalar sakallı değil sakarlar, biliyor musun, dedim Zeyna'ya
Traş olurken yüzlerini kesip bir paket pamuk yapıştırıyorlar
esasında
Aslında kaymak gibi adamlar." (35)

"Ciğerlerimin filmini çektiler
Ciğerlerim artiz oldu icabında" (98)

"Şak şuka şak şuka şak şuka şaka da şukaaaaaaaaaaaaa." (48)

Bir soru soruyor bana:
"Önceki hayatımda cennette selpak satan bir cenin miydim acaba?" (71)
- Önceki hayat? Reenkarnasyondan mı bahsediyorsun, diyorum. Gülüyor. Anlıyorum. Anlatmasa da..

"Şahit yazarlar diye korkmadan izledim kavgayı
Ben doğuştan şahidim.
Sivilceden fışkıran irin gibi aniden anlatırım her şeyi
Kim ne derse desindi." (73)

Tebessüm geçiyor yüzümüzden.

- Bende doğru bildiklerimi söylerim kimin ne dediğine aldırmadan ama kendimi hiç sivilceden fışkıran irine benzetmemiştim, diyorum.

Gülümsüyor yine. Bu ona çok yakışıyor. Gülüşünde bambaşka bir sıcaklık var..

"Kazaya imanım tamdı, müşriktim kadere karşı." (75) diyor.

Yüzüm düşüyor, neşem kaçıyor. Özlem'in gözleri geliyor gözlerimin önüne. "Sabret, lütfen.." dercesine bakıyor. Derin bir nefes alıp dinlemeye devam ediyorum.

"Tanrı olsaydı kesinlikle kitap yazmazdı. Olmadığını buradan anlıyoruz." (83) diyor. Hüznüm artıyor. Kopuşu görüyorum. Ellerimiz ayrılıyor sevgili Madak'la. Uzun sürmeyecekmiş demek bu yolculuk..

İçki kokusu gelirken ağzından, devam ediyor: "Bir nebze olsun saçmalamayı bıraktım." (83)

Bu kokuyu ilk kez duyduğum ân'a dönüyorum birden. Antalya. Deniz. Güneş. Sıcak hava. Açık kadınlar. Sarhoş adamlar.

Ah Didem..


"İçime dokunan bir halin vardı." (96) diyor. İrkiliyorum sesiyle. Etrafıma bakınıyorum, cümlesinin muhatabını aramak için. Kimse yok. Bana söylüyormuş meğer. Ayrılık çökmüş yüzüme. Anlıyorum. Anlıyor, üzülüyor.

Ve şimdi onun hali benim içime dokunuyor.

"İyiyim falan diyorum sana ama
Bunlar hep sen yanımda olmadığından." (105) diyor.
Gönül almayı pek iyi beceriyor.

- Bana yazsaydın, sana hep cevap verirdim, diyorum.

"Kalbine mektup yazamıyor insan." diyor. (102)

Beni kalbinde biliyor. Mutlu oluyorum.

"Birleşebilir mi aşk ihtirasla. O güzel başını göğsüme yasla." (82)

Gülümseyerek ama içten içe hüzünlü olarak kalkıyorum yanından:

"Ben buranın değilim, Didem." diyorum. "Hoşçakal."

Okuduğunuz için teşekkür ederim. :)

Not: Özlem'in tavsiye ettiği bir kitap olması nedeniyle söyleyeceklerimi yumuşatıcıya batırarak söylemeye gayret ettim.

Not 2: Tırnak içinde yazılanların yanındaki sayılar, tahmin edeceğiniz üzere sayfa numarasıdır.

Kudüs bir sınav kağıdı her mümin kulun önünde diyor şair.Ve bilesiniz ki biz bu sınavdan kaldık ey müslümanlar !!!