Tüccarımızdan alınamaz; çünkü Kuran'da yeri bulunmuş. 'Dokunmaya yiğit isterim! Tüccar kullarıma dokunanı cehennemde yakarım haaa' diyormuş, kurban olduğum Allah... Halk her yandan kuşatılmış maalesef.
Köyün birinde fakir bir adam yaşarmış. Bu fakir adamın muh­teşem güzellikte bir atı varmış. At o kadar güzelmiş ki şatoda ya­şayan derebeyleri atı satın almak istiyorlarmış ancak adam her se­ferinde satmayı reddediyormuş: 'Bu at benim gözümde sadece bir hayvan değil aynı zamanda bir arkadaş. İnsan arkadaşını nasıl sa­tar?' diyormuş. Bir sabah ahıra gittiğinde atının kaybolduğunu gör­müş. Köylüler hep bir ağızdan, 'Biz sana söylemiştik! Onu satacak­tın. Bak işte, çaldırdın ... Ne büyük şanssızlık!' demişler. Yaşlı adam köylülere, 'Şans mı, şanssızlık mı, kim bilebilir?' diye cevap vermiş. Köylüler alay etmişler. Ama on beş gün sonra at, peşinde bir vahşi at sürüsüyle çıkagelmiş. At kaçıp kendine bir dişi at bulmuş, şimdi de sürünün bütün üyeleriyle geri dönmüş. Köylüler bu defa heyecanla, 'Ne büyük şans!' diye bağırmışlar. Yaşlı adam oğluyla birlikte vah­şi atları ehlileştirmeye başlamış. Ancak bir ha fta sonra oğlu atlarla antrenman yaparken düşüp bacağını kırmış. Arkadaşları bu defa da 'Ne büyük şanssızlık!' demişler. 'Hayattaki yegane yardımcın olan oğlunun yardımı olmadan bu fakir halinle tek başına ne yaparsın?' diye hayiflanmışlar. Yaşlı adam, 'Şans mı, şanssızlık mı, kim bilebi­ lir?' diye cevap vermiş yine. Bir süre sonra derebe yinin ordusu kö ye gelip bütün gençleri askere almış. Yaşlı adamın bacağı kırık olduğu için askere gidemeyen oğlu dışında ... Köylüler yaşlı adama, 'Ne ka­dar şanslısın, hepimizin çocukları savaşa gitti, oğlunu göndermeyen bir tek sen varsın. Oğullarımız belki de savaşta ölecek!' demişler. Yaş­ lı adam cevap vermiş: 'Şans mı, şanssızlık mı, kim bilebilir?"'
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Esvaplar
Yine Fahim Bey'e ait, babamın böyle anlatırken pek çok güldüğü, fakat neticede onun ahlakının üstünlüğüne bağladığı garip bir terzi ve esvap hikâyesi vardı. Fahim Bey, daha sonraları, sefarethanenin üçüncü katibi olarak gittiği Londra'da yeni girdiği hayat için hangi esvap ları yaptırmak lazım geleceğini tahkike başlamış. Kendisine, "Üzülme, iyi bir terziye gidersin, 'Habillez-moi!' dersin. Sana lazım gelecek bütün esvapları yaparlar!" demişler. O da sefirin tavsiyesiyle Londra'nın en büyük terzilerinden olan Pool'e gitmiş, kendisine, bir sefaret kâtibine iyi giyimli olmak için ne lazımsa yapılmasını söylemiş. Uzun süren birçok provalardan sonra, nihayet bir gün sefarethaneye, kapılardan içeri sığmayan bir ambar gelmiş. İşte bu ambarın Fahim Bey'in hayatında senelerce süren bir tesiri olacakmış. İçinden kocaman bir dolaba sığmayacak bir sürü esvaplar çıkmış: **İnce ve kalın, açık ve koyu her türlü ve her renk kumaştan ayrı ayrı her mevsime göre mevsimlik ve her mevsim arası yarı mevsimlik çeşit çeşit kompleler, düz siyah ve tüylü şoviyottan ve gümüşî jaketler ve redingotlar, fraklar, smokinler, esvapların her nevi: Beyaz ketenden olanlar, krem sadakurdan olanlar, pantolonu beyaz, vestonu lacivert olanlar, pantolonu çizgili bir kumaştan, vestonu siyah olanlar, çift sıra düğmeli vestonlar, tek sıra düğmeli yuvarlak vestonlar, seyahat esvapları, koşu esvapları, golf esvapları, tenis esvapları, av esvapları, şehir esvapları, ev esvapları, nerede ve ne zaman giyilecekleri pek kestirilemeyen esvaplar, birtakım fantezi kumaşlı, süslü düğmeli çapraz yelekler, muhtelif renkte kadife yelekler, sedef düğmeli beyaz pike yelekler, çizgili kumaşlı müteaddit pantolonlar, beyaz ve siyah küçük kareli pantolonlar, yakaları kadife veya kumaştan pelerinler, kaputlar, pardösüler,
Sayfa 27·Kitabı okuyor
Vaiz şöyle diyormuş: "Öleceğiz ve bize soracaklar, vaktini neyle geçirdin, ömrünü nerede tükettin, ibadetlerini yaptın mı?" Şeyh Şibli dinlemiş ve demiş ki vaize: "Allah o kadar çok soru sormaz. Tek bir soru sorar, o da şudur: 'Ey kulum! Ben seninleydim, peki sen kiminleydin?'"
Sayfa 177
Yıllar sonra anladım ki, ruhlarına yakın gelmeyen tüm davranışlara tuhaflık diyormuş insanlar...
Duvarda bir yazı vardı. Sordum, "Hay' dan gelen Hu'ya gider," diyormuş. Zaten gelen ve gideni hiç eksik olmuyordu.