Karasevdalılar anlatısı, hatırlama eylemini yalnızca zamansal bir geriye dönüş değil, öznenin kendi varoluşsal konumunu yeniden kurma girişimi olarak işler. Romanın tamamı, karakterlerin geçmişi yeniden düşünme ve anlamlandırma çabasından doğan bir bellek kurgusudur. Bu yönüyle anlatı, kronolojik bir olaylar dizisi sunmak yerine, belleğin çatlaklarından sızan parçalı ve daima yeniden biçimlenen öznel hakikatlere odaklanır. Olaylar, artık olmuş olanlar değil; şimdi-öznenin zihinsel yeniden inşasına tâbi kılınmış fragmanlardır.
Anlatı, baştan sona anlatıcı konumundaki Maria’nın zihninde gerçekleşir. Bu zihinsellik, yalnızca hatırlama sürecinin değil, aynı zamanda bir yazıya dökme faaliyetinin de belirtisidir. Dolayısıyla anlatı düzlemi, yalnızca olayların aktarımı değil; bir anlatının dışına çıkılarak kurulan dış anlatı katmanında gelişir. Bu durum, okur ile anlatılan arasına epistemolojik bir mesafe koyar. Bir başka ifadeyle romanı okurken bir anlatı katmanından bir dış anlatı katmanına geçmiş oluruz ve bu katman da sadece bir hatırlama deneyiminden ibarettir. Bu deneyim, hem özneyi hem de hatırlanan nesneyi dönüştürür; çünkü hatırlama, sabit ve edilgen bir kayıt değil, aktif ve bozulmaya açık bir kurgulama biçimidir.
Karakterlere dair bilgimiz, onların kendi iç monologlarından ziyade başkalarının zihninde nasıl tahayyül edildiklerine bağlıdır. Bu da anlatının merkezine, özne ile öteki arasındaki temsil krizini yerleştirir. Javier’in kim olduğu, Maria’nın onu nasıl hatırladığına; Luisa’nın dönüşümü ise anlatıcının onun değişimini nasıl yorumladığına göre belirlenir. Bu durum, özneliklerin sabit kimliklere sahip değil, karşılıklı imgesel yatırımlarla kurulan kaygan yapılar olduğunu gösterir. Karakterler, anlatı boyunca kimliksel süreklilik taşımaz; geçmişte kim