Dildar

Dildar
“Bilgi”(ilm) adı genel olarak iki anlamda kullanılır. Bunlardan biri tasdik; diğeri ise, tasavvurdur. Tasdikin bir kısmı kesindir, bir kısmı kesin değildir. Kesin tasdikin de bir kısmı zorunludur ve bir kısmı zorunlu değildir. Açıktır ki, “bilgi“ adı, kesin olmayan ya da kesin olmakla beraber zorunlu olmayandan ziyade “zorunlu kesin”söylenmektedir. O halde bu, kesin bilgi olarak adlandırılsın.
Duyulurların idrakı, akla o duyulurlarda tahakkuk eden hakikati kavrama imkanı verir. Lakin (tecrit) sayesinde nefsin metafizik ilkeden gelen feyze hazırlanmasıyla olur. Aslında tecrübeyle tümevarımı ayıran şey tam olarak budur: tecrübe de iç duyuların yaptığı terkip ve tahlil işlemleri nefsin hazırlanmasına yeterli olurken, tümevarım da böylesi bir yeterlilik bulunmaz. Diğer deyişle tümevarımda iç duyuların yaptığı takip ve tahliller, nesne veya olgunun arazlarını geçip cevherine ulaşamaz ve tikel anlamı belirginleştiremez. Bu sebeple de tecrübe ile tümevarım, oluşum süreçleri bakımından benzemesine rağmen nefs, tecrübe de sadece inceledikleri ile yetinmeyip, hem incelediklerini hem de incelemediğiini de kapsayan genel bir hükme ulaşır .
“içine bir türlü giremediğim hayatımı gördüm. kusursuz fırtınam işte böyle başladı.”
metafizik bilginin imkânı açısından hayati eşik, birinci aşamadaki evvelî idraklerin gerek ikinci aşamadaki evvelî bilgilere gerekse diğer bilgilere dönüşmesinin hangi türden olduğu sorusunun cevabıdır. Acaba bu dönüşme bir tür evrilme tarzında mı yoksa bölünme tarzında mı gerçekleşir? Bu soru çok önemlidir, zira genel olarak metafizikçi filozoflar hem bilginin imkânına hem de metafiziğe yönelik itirazların temelinde bu soruya verilen yanlış cevapların yattığına ilişkin zımnî bir kanaat taşırlar.