Kadim yoksulluk mu sözde bolluk mu? Antropolog Marshall Sahlins, avcı-toplayıcı toplumları 'Orijinal Bolluk Toplumu' olarak tanımlayarak ezberleri bozmuştur. Sahlins'in tespiti nettir: Bolluk, pazar ekonomisinin iddia ettiği gibi sonsuz üretim ve tüketim çılgınlığıyla değil; aksine, arzuların ve ihtiyaçların asgari düzeyde tutulması, doğanın sunduğu berekete duyulan mutlak güvenle mümkündür. Avcı-toplayıcı atalarımız hiçbir şeyi istiflemiyor, yiyeceği saklamıyor ve yarına dair bir kıtlık anksiyetesi yaşamıyorlardı. Çünkü biliyorlardı ki doğa ertesi gün de mongongo fıstığını, bizonu veya meyveyi bedelsizce sunacaktı. Modern insan ise ambarları, banka hesapları ve tapuları ağzına kadar dolu olduğu halde, ruhundaki o kronik ve yapay 'kıtlık' korkusu yüzünden asla doymak bilmeyen panik halindeki birer Homo Economicus'tur.
...bu insanlar Tanrı'nın onlara bağışladığı şeyler için hiç şükrediyor mu acaba, diye düşündü: zihinlerindeki ışık için, dostlar için, doğa yasalarına tepki olarak duyulan soğuk ve acı için, bu yasaları beklenti edinecek kadar derinlemesine kavrama yetisi için, görkemli bir ritim içinde birbirini izleyen gündüz ve gece için, yükseklere sıçrayan kıvılcımlar için, dostlar için...
Mekanik uygarlığın nimetlerinden yoksun yaşıyor buradaki adamlar. Ama bana kalırsa, doğa ile haşır neşir yaşayan bu köy insanlarının her birinde çok daha büyük bir insanlık, ruh inceliği ve anlayış var
Yapraklarım yok artık kuşlarım yok
büsbütün viran oldu dağlarım
ezberimdeki türküler de savrulup gitti
ömrümün karşılığı kalmadı sesimde
sesimde yalnız ormanların gümbürtüsü