Geçmiş tarihimizin değişik noktalarında, çeşitli yerlerden gelen ve farklı yönlerden Anadolu topraklarına girerek ayak basanlar, burada, binlerce yıllık bilgi ve kültür birikimi ile karşılaştılar. Anadolu halkıyla karışıp kaynaşarak, getirdikleriyle birlikte yeni bir oluşum ve harika bir rengi ahengi yaratıp, dünya siyasi ve kültürel tavrını etkileyen büyük devletler kurdular; bizleri muazzam bir kültür mirası ve çok zengin bir tarih hazinesi bıraktılar. Anadolu’nun tarihi ve kültürel özelliği onu “uygarlıklar potası” olarak karşımıza çıkarmaktadır. Anadolu, M.S. 600-545 yılları arasında, o dönem dünyasının kültür merkeziydi ve yetiştirdiği doğa filozoflar sayesinde bugünkü batı uygarlığı‘nın temellerini attı. Homeros’a, Hesiodes’e kaynaklı eden mitolojinin kökeni de bu topraklardaydı. Helenistik dev bir de dünyanın başlıca kültür merkezi oldu; bu özelliğini Roma ve Bizans revirlerinde de devam ettirdi; Selçuklu ve Osmanlı uygarlıkları ise tüm kültürlerin bir senteziydi.
Biraz hızlı güvenini kazanmıştın
Benden oldum olası nefret etmiştir diyeceğim ama bir dönem, kısa bir süreliğine, birbirimizi anlar gibi olmuş, hatta birbirimizden hoşlanmıştık da. Hançerimi gırtlağına dayamamla başlayan olasılık dışı ittifakın sonucunda güvenini kazanmıştım, bu da onu avucumun içine almama yetmişti. ​O güvene ihanet ettim.
Kazanmasıyla kaybetmesi bir oldu. İşte tam bu sırada bir çekim vardı ama başa döndükkkk (Jude ve Cardan)
Alıntı
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Yaşadığımız dönem anksiyetenin (ve de kaygının) sosyokültürel zirvelerinden birini yakalayacak gibi görünmektedir kesinlikle. Bu yayılmanın kaynakları parçalanmakta olan bir toplumun endişelerine bakıldığında kolayca anlaşılır.
Zaman kavramı ilginç bir mefhumdur. Bir dönem öteki sayılan, başka bir dönemde ilgi çekici olabilir.
Sayfa 40·Kitabı okuyor
Hayata Dair
Bazı yazarlara göre Arap ordularının İran'a ve Orta Asya'ya yayılmasıy­la saltanat ve zenginlik yerleşmiş, yabancı geleneklerin etkisiyle Arap kadını serbestisini yitirmiş , çarşaf ve peçe gibi giyselere yönelmiştir. Bazılarına göre ise durum Abbasiler zamanında kötüye gitmiştir. (27) Özellikle Moğol-Türk işgallerinden sonra kadın sınıfı hak ve özgürlükten yok­sun edilmiş ve aşağı bir yaratık haline getirilmiştir. (28) Bu kötüye gidişte Türklerin olumsuz etkileri olduğunu ileri sürenler, Mı­sır'ın 1517 yılında Oşmanlı boyunduruğu âltına girmesiyle ve halifeliğin Türklere geçmesiyle İslâmî uygulamada KÂDIN'ın köle haline getirildiğini ve kadın haklarıyla ilgili Kurân esaslarının yanlış ve dar bir yoruma itildiğini, bunun sonucu olarak kadınların özgürlükten yoksun edildiklerini ve örneğin o zamana kadar kadın tek başına sokağa:çıkabilirken, ya da iş sahibi olabi­lirken, kendi kaderini kendi düzenleyebilirken, Türklerin gelmesiyle birlikte bütün bunlardan yoksun edildiğini söylemişlerdir. Ve işte bu görüşleri savu­nan Arap yazarlara göre Türklerin "Arap ülkelerini işgalleri anından Napolyon'un Mısır'a çıkışı tarihine kadar olan dönemi, Arap kadınının hak ve özgürlükleri açısından kara bir dönem saymak gerekir" (29) Güya Türklerin işgalleriyle birliktedir ki İslâmî yaşamlarda kadın köle ve şehvet gidericisi rolüne indirilmiştir (30) Ve işte bütün bu gerekçelere dayalı olarak Arap yazarlar, KÂDIN'ın kurtuluşu için Islâm'ın ÖZ'üne dönülmesini salık verirler. Hatta içlerinde, Müslüman toplumlar bakımından kadın hakları sorununu çözümlemenin hiristiyan ülkelere nazaran çok daha kolay olduğu­nu, ve çünkü Hıristiyanlığın özünde kadını koruyan ve kadına hak tanıyan esaslar bulunmadığını oysa kî, Şeriâtın kadın lehindeki hükümlerle dolu olduğunu ileri sürenler vardır. (31)
Sayfa 19 - TÜMDA·Kitabı okuyor
Araştırma inceleme din islam
Daha 16. yüzyıl ortalarında, özellikle Şehzâde Mustafa ve Şehzâde Bayezid olayları sırasında, Anadolu'da şiddetli bir kaynaşma başlamıştı. Bir yandan askerî sınıfa geçme amacı ile rakip şehzâdeler hizmetine giren binlerce başıboş Anadolu köylü genci, yevmlüler, levendler adı ile bu kargaşayı desteklerken, öbür yandan timarı az veya timarsız eli-emirlü ve maʻzul sipahiler, bu kaynaşmanın ön safında ortaya çıkmışlardır. Öbür yandan, ilmiyye mesleğinin vergi bağışıklığı gibi ayrıcalıklarından yararlanmak isteyen, fakat soygunculuk ve hatta eşkiyalığa sürüklenen binlerce Anadolu delikanlısı, sûhte/softa adı altında medreselerin çatısı altında toplanıyor, yahut dağ başlarında kendi medreselerini veya çetelerini kuruyorlardı. Eskiden Anadolu'nun fazla nüfusu için Balkanlar, bir taşma ve göç bölgesi idi, uclar ise askerî hizmete girmek isteyenlerin gönüllü, garip-yiğit adı ile koşuştukları bir er meydanı idi. 16. yüzyılın ikinci yarısında, bir yandan Avrupa'da yayılma durakladı; yeni timar olanakları kalmadı ve uc akıncı kurumu çöktü; öbür yandan, yukarıda söylediğimiz gibi, büyük nüfus artışı nedeni ile çorak Orta-Anadolu yaylasında nüfus baskısı güçlendi. Bu nüfus taşmasının gerçek ölçüsü iyi bilinmiyor. Fakat birçok belirtiler, bu varsayımı doğrulamaktadır. Kıbrıs'ın fethinden sonra, 2 Eylül 1572 tarihli bir fermanlas Anadolu, Karaman, Rûm, Zulkadı-riyye (Dulgadır) vilâyetlerinde, toprak sıkıntısı çeken, vergi tahrir defterlerine yazılmamış olan, bulunduğu yerden kaçarak başka taraflarda yerleşen veya ırgatlık yapan, toprak davaları bir sonuca vardırılmamış olanlar, şehirlerde ve köylerde işsiz güçsüz dolaşanların Kıbrıs'a sürgün gönderilmeleri emredilmiştir. Böylece, yalnız dağlık Teke bölgesinden gidecekler, 5.720 hâne olarak saptanmıştır. Bunun yanında, kendi isteği ile
Sayfa 191 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Tarih