"Arap halkı için bu, karanlıktan aydınlığa doğuş oldu. Arabistan ancak bununla hayat buldu. Başlangıçtan beri çöllerde gezinip duran, dünyada kimsenin bilmediği ve çobanlardan olma bir halka göklerden bir kahraman, onların inanabilecekleri bir söz taşıyan bir peygamber indi. iste bakın, kimsenin bilmediğini tüm dünya tanıdı ve küçük olan sey, dünya kadar büyüdü. Bundan sadece bir yüzyıl sonra Arabistan, bir yönden ispanya'ya diğer yönden Hindistan'a uzandı. Cesaret ve dehanın işiltilariyla parlayan Arabistan, dünyanın büyük bir kısmı üzerinde uzun dönem aydınlık saçtı. Din ise büyük ve hayat verici. Bir halk, inandığı anda o halkın tarihi verimli hâle gelir ve ruhları yücelir. O Araplar, Muhammed isimli o adam ve o asır -bunlar karanlık ve acınası bir kum dünyasi üzerine düşen bir kıvılcım, tek bir kıvılcım gibi değiller mi..."
Sayfa 155
Yaşayarak deneyimlenmiş bir alıntı.
Şimdi düşünüyorum da, o dönem bana çok ağır gelmişti. Kapılar yüzüme kapanmış, sanki ortada kalıvermiştim ama sonradan anladım ki bir kapı kapanırsa hayat mutlaka size başka kapılar açıyor.
Reklam
Yalanıma inandığım dönem, hakikate ayıldığım döneme kıyasla çok daha huzurlu geçti diyebilirim. Bu tür yalanlara inanmak herkese iyi gelir, üstüne bir de son derece akıllıcadır. İçinde bulunduğumuz durumu yüceltmek suretiyle, sıkıcı hayatlarımızın katlanılır olduğuna inanmamız, bizi kati intiharlardan uzak tutmak için olmadık oyunlar geliştiren aklımızın icat ettiği zekice bir çözüm değil midir zaten? Hayatı kendimize biçilmiş kaftan misali kuşanıp, çevremizdeki zavallıların haline dertlenerek yaşarken; o zavallıların da bizim için benzer duygular beslediğini bilmezden gelmeyi tercih ederiz. Bu yüzden bir otobüste karşı karşıya oturan yaşlı bir adamla genç bir delikanlı birbirine karşı yalandan bir şefkat ve sahici bir nefret besler. Delikanlı yaşlı adama bakıp, onun ömrünün son günlerini yaşamakta olduğunu düşünerek kendi önünde uzayan yıllara şükrederken; yaşlı adam da delikanlının yaşındayken dünyadan habersiz bir avanak olduğunu hatırlamayı ve yaşının getirdiği olgunluğa minnet duymayı tercih eder. Ama ikisi de hatırlattığı hakikatlerden ötürü aslında için için nefret eder bir diğerinden. Biri diğerinde kendi sonunu görürken, öbürü de kaybettiklerini seyreder. İki suret de ölümün sinsi gölgesiyle lekelidir ama delikanlı da yaşlı adam da gördüklerini görmemiş sayıp mukayeseden avantajlı taraf olarak çıkmış olmanın keyfini sürmeyi tercih eder. 
Sayfa 152·Kitabı okuyor
“Sapkın öpüşme” ile oral seks mi demek istiyorsunuz? Evet. Burada ahlaki bir yargılama filan yapmıyorum. Sadece normal cinsel ilişkiden sapmış bir eylemden bahsediyorum. Sonra anal dönem geliyor. Bu dönemde saplanıp kalmış birinde dikbaşlılık, tutumluluk, düzenli olma, erdemlik taslama gibi özellikler görülebilir. Doğa, dışkılama organlarını, aynı zamanda cinsel haz organları olarak sunarken, işimizi hem zorlaştırmış, hem de bir o kadar ilginç hale getirmiş.
Evden çıkmak bile istemediğim bir dönemde bugünün masalından…
YOLA ÇIKMAYAN VARAMAZ Yola çıktığında bilinmezliğe açılırsın; düşmek, kaybolmak, tıkanmak ihtimallerine gebe bir dönem bekler seni. Buna rağmen yola çık. Yol seni çağırıyor, bir adım at, güven, yola çık, yol açık.
Sayfa 162·Kitabı okuyor
Ted kolejli Gülseren
O dönem Ankara sokaklarında Kolej formasıyla dolaşmak itibar kazandırıyordu. Zülfü Livaneli‘nin bu konuda yazdıklarını hatırlıyorum.; O ceketle sokakta yürürken Ankaralılar bize saygı gösterirdi. Aynen dediği gibiydi.
Sayfa 56
Reklam
Reklam