1000Kitap Logosu
“... sen çiçek gibi gidiyor... çalı çırpının ortasına düşüyorsun! Düşünsene!.. Sıcak sıcak kaynıyor... gider gitmez geçiriyorlar... kekliksin!.. Öylesin!.. Herkes tadına bakıyor... kartlar dağılmış!.. Şölen var! Kâr mı?.. Nanay!.. Zırnık koklatmazlar... enayi gibi avlar gelen geçen!.. Nasıl savunacaksın ki kendini!.. Bir saniye bile direnemezsin... MEMEDEYKEN ÖĞRENMEYE BAŞLAMAK LAZIM ORTAMI... ideali o!.. Yoksa her dönemeçte keklenirsin!..”
"Korları uzun zaman yanmaya devam eden ateşlere çok dikkat edilmeli, kâğıtlar, konserve kutuları, yiyecek artıkları gömülmelidir. Yürüyüş sırasında, kolda, tam bir sessizlik hüküm sürmelidir. Emirler, el kol hareketleri ya da fısıltıyla verilmeli, en arkadakine kadar kulaktan kulağa iletilmelidir. Gerilla, bilmediği bir arazide yol açarak ilerliyor, ya da bir kılavuzu izliyorsa, öncüler, bölgenin özelliklerine göre, yüz ya da ikiyüz metre önden yürür. Kaybolma olasılığı bulunan bölgelerde, her dönemeçte, arkadan geleni beklemek üzere bir adam bırakılır, artçıların en sonuncusuna kadar bu böylece sürer gider."
Pervane böcekleri, gecenin kelebekleri ateşe uçarlar. Bir mum ışığının etrafında dönüp dolaşırlar. O mum alevine öyle bağlanırlar ki her dönemeçte biraz daha yaklaşırlar... Yanacaklarını bilseler de aleve olan sevgileri daha ağır basar, sonunda alevlere sarılmak için koşarlar. Koşarlar ve yanarlar. Bu ateş krallığı için ikiz alevini temsil eder. Ve sadece ikiz alevi olanlar duyabilir onların seslerini.
Olayın bir tarafında Cumhuriyet rejiminin din karşısındaki tavrına direnen zümre yer alıyor. Bu zümre yetmiş yıllık cumhuriyet tarihi boyunca din aleyhtarı tutumlarla çatıştı, dindarlara karşı uygulanan despotizme karşı koydu. Ancak bunu devletin dini istismar etmek gereğini duyduğu her dönemeçte devleti doğrulayarak yaptı. Din duygularının toplum düzenini devlet lehine ihdas etmede ne derecede önemli rol oynadığını ispat etmeyi davasının beraatı haline getirdi. Buna kemalist din ve devlet anlayışının zıddı demek hayli zor.
Çocuksun sen sesindeki tipiye tutulduğum..
. Dünyanın dışına atılmış bir adımdın sen Ömrümüzse karşılıksız sorulardı hepsi bu Şu samanyolu hani avuçlarından dökülen Kum taneleri var ya onlardan birindeyim Yeni bir yolculuğa çıkıyorum kar yağıyor Bir aşk tipiye tutuluyor daha ilk dönemeçte .
Kendimle bir dönemeçte koşan iki çocuğun çarpıştığı gibi karşılaşmışım da hangisinin ben olduğuma karar veremediğim o çok kısa zamanın habire tekrarlamasından perişan çarçabuk gibi ağzım, yorgunum. biraz da. Bilmediğim bir şey sarıyor beni. İçimden başka bir insan çıkıyor. Bana yayılıyor.
Allah ihmal etmez ...
Menkıbeye göre Ramazan imamının birisi, bayramdan sonra hocalık yaptığı köyden aldıklarını heybesine, torbasına doldurup atına binerek köyüne doğru yola çıkar. Yolda yaya giden bir yolcuya rast gelir. Onu, atının arkasına bindirir. Heybeleri dolu görünce yolcunun nefsini şeytan dürter: “Ne duruyorsun, bunları al, kaç!” Yolcu yine de hocaya sorar. “Hocam, insan bir haksızlık yapıp günah işlese cezasını ne zaman görür?” Hoca nereden bilsin bu sorunun cevabını... Ama laf olsun diye, “Kırk sene sonra görür.” der. Yolcu hemen hocayı attan ittirip düşürür ve atı mahmuzladığı gibi kaçar gider. Zavallı hoca yerden kalkar, değneğine dayanarak yürümeye başlar. Fakat bir dönemece gelince bakar ki, atı bütün yükleriyle beklemektedir. Hendeğin içinden bir inilti gelmektedir. Hendekte kendisini attan atan yolcu... Dönemeçte atı onu huysuzca bir savurmuş, hendeğe atıp ayağını kırmıştır. Yolcu, “Sen nasıl hocasın? Bana 40 sene sonra, yapılanların cezasının çekileceğini söyledin. Halbuki hemen neler başıma geldi. Böyle hocalık mı olur?” Hoca der ki, “Dur bakalım sen... Şu başına gelen 40 sene önce yaptıklarından dolayı. Bu, bana yaptıklarını ise 40 sene sonra ödeyeceksin!..”
1
...
1.747 öğeden 1 ile 15 arasındakiler gösteriliyor.