10/10
·512 syf.··
Beğendi
·
2026 156. kitabı
·
15 günde okudu
·
Okunma: 08 Haziran 2026 00:00
"PSİKOLOJİDE TİPLER" "Fikirlerinin peşinden giderken genellikle inatçıdır, bildiğini okur ve etkiye kapalıdır. Kişisel etkiye açıklığı buna tuhaf bir şekilde zıttır. Hiç arzu edilmeyen öğelere kendini maruz bırakması için, kişinin görünüşte masum olduğuna ikna olmalıdır. Bu öğeler onu bilinçdışından yakalar. Fikirlerinin peşinden gitmesi için huzur içinde bırakılabilirse ancak kendisine çok aşağılayıcı şekilde merhametsizce davranılmasına, sömürülmesine fırsat verir. Arkası dönükken ne zaman yağmalandığını ve pratikte yanıldığını anlamaz." Psikoloji tarihi, insanları anlama çabasının tarihidir. Bu çabanın en eski ve en temel sorularından biri ise: İnsanları birbirinden farklı kılan şey nedir? Bazı insanlar neden daha mantıklıyken, bazıları duygularıyla hareket edip, kararlarını sezgilerine göre verir? Kimi insanlar kalabalıkların içinde enerji bulurken kimi insanlar yalnız kaldıklarında kendilerini daha güçlü hisseder? Bu soruların peşine düşen Carl Gustav Jung, yirmi yılı aşkın klinik çalışmasının sonunda önemli bir keşif yapar. Her insan benzersiz olsa da, benzer mizaçlar belli sınıflarda toplanabiliyordu. Jung, her insanın kendine özgü ve benzersiz bir kişiliğe sahip olduğunu kabul etmekle birlikte, uzun yıllar süren gözlem ve araştırmalar sonucunda bazı ortak eğilimlerin bulunduğunu ortaya koyuyor. Ona göre insan ruhunun temelinde iki ana yönelim bulunuyor: içedönüklük ve dışadönüklük. Bu ayrımı fark eden ilk kişi Jung değildi; Freud ve önceki bilim insanları da bu farklılaşmayı gözlemlemişti. Ancak Jung, nevroz ve psikoz gibi ruhsal rahatsızlıkların da bu iki kutbun insana nasıl hükmettiğiyle ilgili olduğunu vurguladı. Dört Fonksiyon, Sekiz Tip İçedönük ve dışadönük iki temel tutumun altında, her iki sınıf için ortak olan dört ana işlev bulunur: Jung'un
Psikoloji
Psikolojide TiplerCarl Gustav Jung · Pinhan Yayıncılık · 2026183 okunma
Aylak Adam Üzerine
9/10
·160 syf.··
Beğendi
·
2025 77. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 28 Aralık 2025 00:00
Aylak Adam , İstanbul’da yaşayan ve romanda yalnızca “C.” harfiyle anılan, düzenli bir işi olmayan, burjuva yaşamına ve gündelik rutine mesafeli bir karakterin iç dünyasını merkezine alır. C., zamanını sokaklarda dolaşarak, sinemalara giderek, insanları gözlemleyerek ve ilişkiler kurarak geçirir. Ancak bu ilişkiler yüzeysel kalır; C.’nin asıl arayışı, “gerçek” bir aşk ve sahici bir bağdır. Kadınlarla kurduğu ilişkilerde sürekli bir eksiklik hissi yaşar; karşısındaki kişilerin toplumsal rollere sıkışmış oluşu onu tatmin etmez. Roman dört bölümden oluşur ve her bölüm C.’nin bu arayışının farklı bir evresini yansıtır. Hikâye ilerledikçe C.’nin yalnızlığı derinleşir; modern şehir yaşamı içinde bireyin yabancılaşması belirginleşir. Aylak Adam, Türk edebiyatında modernist romanın erken ve güçlü örneklerinden biridir. Yusuf Atılgan , olay örgüsünden çok karakterin bilinç akışına, iç monologlara ve psikolojik çözümlemelere odaklanır. C. karakteri, toplumun üretkenlik, başarı ve düzen beklentilerine karşı pasif bir direnişi temsil eder. Onun “aylaklığı”, tembellikten ziyade bilinçli bir reddiye olarak okunabilir: C., kendisini sıradanlaştıran her türlü toplumsal kalıptan kaçmaya çalışır. Romanın en önemli temalarından biri yabancılaşmadır. C., hem insanlara hem de kente yabancıdır; kalabalıklar içinde yalnızdır. Kadınlarla kurduğu ilişkilerde de bu yabancılaşma sürer. Sevgi arayışı, idealize edilmiş bir “mutlak” beklentiye dönüşür ve bu beklenti, gerçek ilişkilerin kurulmasını engeller. Bu yönüyle C., varoluşçu felsefenin birey tipini çağrıştırır; Sartre ve Camus’nün kahramanlarıyla benzer bir iç sıkıntısı taşır. Dil ve anlatım açısından Aylak Adam, sade fakat yoğun bir anlatıma sahiptir. Yusuf Atılgan, kısa cümleler ve iç çözümlemelerle karakterin ruh hâlini doğrudan okura aktarır.
1000Kitap
Aylak AdamYusuf Atılgan · Yapı Kredi Yayınları · 201771,2bin okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Seri Cinayetler ve Kültürel Travmalar: Dördüncü Kurban
8/10
·528 syf.··
2025 58. kitabı
Serinin ikinci kitabı da nihayete erdi. Daha önce ilk baskısı 2000 yılında yapılan bu kitap, tam 23 yıl sonra Alfa yayınları tarafından dilimize kazandırılmış. Dördüncü Kurban, yalnızca zekice örülmüş bir polisiye hikâye değil; aynı zamanda Çin’in tarihî yükünü, kültürel kodlarını ve modernleşme sancılarını mercek altına alan bir anlatı olarak da dikkat çekiyor. Serinin ilk kitabı Kundakçıda tanıştığımız Amerikalı adli patolog Margaret Campbell ile Pekin Emniyeti'nde çalışan deneyimli Çinli dedektif Li Yan, bu kez dört kişinin vahşice öldürüldüğü bir dizi cinayeti çözmek üzere yeniden bir araya gelir. Ancak bu buluşma yalnızca adlî bir ortaklığı değil, aynı zamanda iki kültür, iki kişilik ve iki geçmişin yeniden çatışmasını da beraberinde getirir. Roman, başından itibaren okuru Çin’e özgü bir ritüel dünyasının içine çeker. Dört erkek kurbanın da başı kesilmiş, elleri ipek kordonla bağlanmış ve boyunlarına takılan isim levhalarına sayı işlenmiştir. Kurbanlardan biri, Amerika’da uzun yıllar yaşamış, sonra Pekin’deki Amerikan büyükelçiliğinde görev almış Çin asıllı bir Amerikan vatandaşıdır. Bu detay, cinayet serisinin sıradan bir seri katil davası olmadığını, derin politik ve tarihî bağlantılara uzandığını hemen hissettirir. Katilin izlerini süren dedektif Li Yan, soruşturma derinleştikçe kurbanların, Kültür Devrimi sırasında aynı okulda okumuş kişiler olduklarını keşfeder. Bu durum, hem bireysel hem de toplumsal bir yüzleşmenin kapısını aralar. Margaret Campbell karakteri, yine Batılı okurun Çin’deki rehberi olarak işlev görür. Çin’e ilk geldiğinde verdiği adli tıp seminerinden sonra yaşadığı deneyimlerle değişen Margaret, bu kez ülkeyi terk etmeye karar vermiştir. Ancak son cinayet, onu hem profesyonel hem de kişisel olarak geçmişiyle yüzleşmeye zorlar. Bu süreçte
Dördüncü KurbanPeter May · Alfa Yayınları · 20237 okunma
Bir Cinayetin İzinde: Kundakçı ve Çin’in Derin Yüzü
8/10
·560 syf.··
2025 57. kitabı
Çin'de geçen bir polisiyenin olduğunu öğrenmemle seriyi hemen temin edip okumaya başladım. Ansiklopedik mâlûmat kısmına geçelim. İskoç yazarımız Peter May'in bu serisi, "The China Thrillers"- Çin Gerilimi olarak geçiyor. Tamamı 7 kitaplık bir seri. Bu kitabı 1999'da kaleme almış. İlk dört kitabı dilimize yakın zamanlarda Alfa yayınlarınca tercüme edilmişti. Beşincisi de yeni çıktı. Diğerlerini de merakla bekliyoruz. Şimdi kitaba geçebiliriz. Modern polisiyenin kültürlerarası boyutlarını merkeze alarak yazan Peter May, Kundakçı adlı romanında, yalnızca bir cinayet soruşturması anlatmakla kalmaz; aynı zamanda Çin’in 1990’lardaki toplumsal yapısını, devlet reflekslerini ve bireysel hafızayı örten sistematik suskunluğu da sahneye taşır. Çin Polisiyesi başlığı altında toplanan yedi kitaplık serinin ilk halkası olan bu eser, hem klasik suç anlatısının yapısal unsurlarını içerir hem de Doğu ile Batı arasında kurulan kırılgan bir ilişkinin alegorisini barındırır. Kültürlerarası Gerilim: Tanışma ve Çatışma: Romanın merkezindeki karakterler –Amerikalı adli patolog Margaret Campbell ile Çinli dedektif Li Yan– ilk bakışta birbirinin zıddı gibi konumlanır. Margaret, mesleki bir teklif vesilesiyle geldiği Pekin’de kişisel geçmişinden kaçmanın yollarını aramaktadır; Li Yan ise yeni terfi etmiş, sorumluluğunun farkında bir polis olarak karşısına çıkan ilk ciddi soruşturmada kendi sisteminin sınırlarını da keşfetmek zorundadır. İkiliyi bir araya getiren olay, Pekin’in bir parkında yanmış bir cesedin bulunmasıdır. Görünüşte intihar gibi duran bu ölüm vakası, yapılan otopsi sonucunda cinayete dönüşür; ve böylece kişisel ve ideolojik gerilimlerle dolu bir ortaklık başlar. May, bu karakterler üzerinden yalnızca bireysel farklılıkları değil, ulusal kimliklerin birbirine bakışını da
KundakçıPeter May · Alfa Yayınları · 202125 okunma
10/10
·93 syf.··
Beğendi
·
2023 8. kitabı
İnsanın Dört Zindanı: Ali Şeriatî'nin Özgürleşme Manifestosu Ali Şeriatî, 20. yüzyıl İslamî düşüncesinin en radikal seslerinden biri olarak, bireysel özgürlüğü toplumsal devrimle iç içe geçiren bir felsefe geliştirmiştir. 1933-1977 yılları arasında yaşayan Şeriatî, sosyoloji ve felsefe eğitimiyle Batı entelektüel geleneğini (özellikle Sartre'ın varoluşçuluğunu ve Fanon'un dekolonizasyon teorilerini) İslamî kaynaklarla sentezlemiş, İran Devrimi'nin ideolojik mimarlarından biri olmuştur. İnsanın Dört Zindanı (orijinal adıyla Chehar Zendān-e Ensān), 1970'lerde üniversite öğrencilerine verdiği konferanslardan derlenmiş bir eserdir ve insanın "beşer" (hayvansal varlık) olmaktan "insan" (bilinçli, yaratıcı varlık) seviyesine yükselmesini engelleyen dört temel zinciri analiz eder. Bu inceleme, Şeriatî'nin özgürleşme paradigmasını özgün bir perspektiften ele alarak, eserin anti-determinist eleştirisini, İslamî hümanizmini ve günümüz bireycilik krizleri karşısındaki relevansını tartışacaktır.Eserin çekirdek tezi, insanın dört zindanla (tabiat, toplum, tarih ve benlik) kuşatılmış bir varlık olduğudur; bu zindanlar, özgür iradeyi ve kendilik bilincini felç eder. Şeriatî, Sartre'dan esinlenerek "Başkaldırıyorum, o halde varım" mottosunu benimser ve bu başkaldırıyı, determinizmin her biçimine karşı bir manifesto olarak konumlandırır. Beşer, tabiatın biyolojik zorunlulukları altında ezilirken, gerçek insan bu zorunluluklara karşı seçici ve yaratıcı bir irade geliştirir. Şeriatî, materyalizm ve pozitivizmi sertçe eleştirir; bu ideolojilerin insanı mekanik bir varlık olarak indirgeyerek özgürleşmeyi imkânsız kıldığını savunur. İslam burada, devrimci bir kurtuluş aracı olarak yeniden yorumlanır: Kur'anî "insan halife" (yeryüzünde Allah'ın vekili) kavramı, bireyi pasif bir nesne
Alıntı
İnsanın Dört ZindanıAli Şeriati · Fecr Yayınları · 20175,9bin okunma
Biomortem
9/10
·264 syf.··
2025 48. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 25 Ağustos 2025 19:44
Biomortem Falin naptın sen bütün sorularla baş başa bıraktın beni... Serkan Karaismailoğlu yine yeniden müthiş bir hikayesiyle hem bilgi vermeye hem de hayal gücümüzün sınırlarını keşfetmeye doğru bir kitapla karşımıza çıkmış. Yazarın en sevdiğim yanı zaten bilgiyi romanla harmanlayarak vermesi bu konuda gayet başarılı. Baş karakter Falin ölmek üzere olan bir yazar, fakat yazarlık macerası karısı Enke'den ayrıldıktan sonra başlıyor. Biomortem ise özel bir araştırma merkezinin adı ve bu merkeze gelmeden önce de hem aşık olduğu hem de yazar olmasın da büyük rol oynayan kör bir kadın olan Amakrin karşımıza çıkıyor. Bu isim boşuna konulmamış Amakrin'in anlamı göz anatomisi'nde Amacrin hücreleri, dendritik dallarını iç pleksiform tabakaya (IPL) yansıtan inhibitör nöronlardır. Amakrin'in kör olduğunu unutmayalım. Bir de bu hikayede ona yol gösteren bir karakter daha var o da Glia tabiki bu isim de boşuna değil. Glia hücreleri, beyin ve sinir sisteminin nöronal olmayan hücreleridir. Glia hücreleri ne işe yarar? Günümüzde nörobilim glia hücreleri için dört ana işlev tanımlamıştır: sinir hücrelerini sarmak ve onları bir arada tutmak, sinir hücreleri için besin ve oksijen sağlamak, bir sinir hücresini diğerlerinden ayırmak, patojenleri imha etmek ve ölü sinir hücrelerini kaldırmak. Roman da bazı hücreleri bir karakter gibi göreceksiniz. Kitabın arkasında da yer alan ve benim de ilk defa duyduğum bilgiyi buraya yazmak istedim. Biz ölsek bile organ ve dokularımız yaşamaya devam edecektir Falin. İnsanlar üzerini toprakla örtüp hüzün içinde mezarını terk ettiğinde hücrelerinin hâlâ canlı olması gerçekten ironik. Düşünsene öldükten iki gün sonra bile vücudundaki binden fazla gen hiçbir şey olmamış gibi aktiftir. Akyuvarların 60 ila 86 saat, kas hücrelerinin 14 gün, Fibroblas hücrelerin ise 1
Roman
BiomortemSerkan Karaismailoğlu · Elma Yayınevi · 20252,826 okunma