"En mükemmel ve müstesna surette yaratılmış mesut ve mübarek bir vücuda sahipti. Güler yüzlü, tatlı sözlü idi. Kimseye kötü söz söylemez, kimseye kötü muamele etmez ve kimsenin sözünü kesmezdi.
Ruhta ve bedende rahatlık olmadıkça, döşek rahat olmuş neye yarar? Vücudumuza bir iğne, ruhumuza bir dert girdi mi, dünyalar bizim de olsa rahatımız kaçar.
Bir gün yine hastayken yoğun bakımda gizleyerek kullandığım cep telefonumu açtım. Arkadaşım "Nasılsın abi?" dedi. Kısık sesle cevapladım onu: "Şu an çok yoğunum." O da sesini alçaltıp "Abi konferanstasın galiba, ben seni sonra ararım." dedi. Hayır, dedim ona: Konferansta değilim, yoğun bakımdayım...
Hastanedeyken insanın ne kadar az eşyaya ihtiyacı olduğunu anlayabilirsiniz: Su, peçete, ilaç, yemek, iki sandalye, yatak, döşek, yastık, radyo ve tek pencere... "Az insan, az eşya" demişti ya Kafka! Aynen öyle; az insan, az eşya, çok kablo...
...gönlüme neşe doldu ,o sırada sıcacık güneş de tüylerimi ısıtınca, coşkuyla içimden dünyada olmak gene de güzel diye geçirdim. Fakat sonra soğuk ve nemli gece bastırınca ve ben sevgili üstadımın evindeki gibi yumuşak bir döşek bulamayınca, ertesi sabah soğuktan titreyerek, gene açlıktan kıvranarak uyanınca, içimi çaresizliğe varan bir ümitsizlik kapladı. "Demek ki," (böyle feryat ediyordum) "demek ki, evinin çatısından bakıp özlemini çektiğin dünya buymuş! - Erdemi, bilgeliği ve daha yüksek eğitimin telkin ettiği ahlakı bulmayı umut ettiğin dünya! - Ah, bu kalpsiz barbarlar! - Sizin sopa atmaktan başka ne gücünüz var? Bütün zekânız küçümser bir tavırla gülerek alay etmekten ibaret değil mi? İşiniz gücünüz derinden hisseden yüreklere kıskançlık içinde zulmetmek! - Ah, kaç! - Git bu sahtekârlık ve hile dolu dünyadan! - Ey, evimin sevimli bodrumu, beni serin gölgene al! Ey tavan arası! - Soba. - Ey keyifli yalnızlık, sanadır kalbimin acı dolu özlemi!"
Bilim insanları, aşkın bir çeşit hastalık olduğunu söylüyor; obsesif kompülsif bozukluk. Yıllar sonra, bile isteye ve bizzat illetin kendisinden şifa umarak, yatak döşek hastalandım