10/10
·248 syf.·
2026 8. kitabı
Kitap, Doktor Glas'la tanıştığım ve tanıştığıma çok memnun olduğum bir yazar olan Söderberg'in en bilinen ikinci romanı. Bazı karakterlerin her iki romanda da yer alması ve hikayenin geçtiği dönemin aynı dönem olması nedeniyle Doktor Glas'la aynı evrende geçtiğini söyleyebiliriz. Romanın konusu Arvid ve Lydia adlı iki gencin aşk hikayesi. Her yaz aşkında olduğu gibi burada da iki gencin şehre dönünce birbirlerinden uzaklaşması söz konusu. Daha sonra bir araya gelseler de ilişki bir türlü rayına oturamıyor. Kitaptaki aşk hikayesi alışılmışın dışında bir hikaye değil. Fakat Arvid Stjarnblom karakteri bir gazeteci olduğundan 19.yy sonu 20.yy başı dünyasında ve İsveç'inde ses getiren olaylara birebir tanık oluyoruz. Dreyfus olayı ve Zola'nın bu konuda yazdığı yazı (Suçluyorum) bunlardan yalnızca biri. Zamanın ruhunu yakalaması ve Söderberg'in üslubunun hayranlık uyandırıcı olması nedeniyle çok beğendiğim bir kitap oldu.
Ciddi OyunHjalmar Söderberg · Everest Yayınları · 20264 okunma
Toplu yorum :)
Puan vermedi·328 syf.··
Beğendi
·
2026 18. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 30 Nisan 2026 00:00
#KayıpZamanınİzinde #MarcelProust 2904 sayfa Uzuun bir yolculuktan sonra merhaba! Fransız edebiyatının modern başyapıtıyla geldim ben :) 7 kitaptan oluşan Kayıp Zamanın İzinde serisinin ilk kitabını okuduktan sonra yorum yapmış ve toplu yorumu en sonda yapacağımı söylemiştim. Roman yazarın geçmişi hatırlama çabasıyla başlıyor. Yedi kitaptan oluşan bu seride yazarın küçüklüğünden yaşlılığına değin yaşadıklarını okuyoruz. İlk kitapta yazar, doğduğu Combray kasabasında ve anne öpücüğünü almadan uykuya dalamayan bir küçüktür. İkinci kitapta ergendir ve ilk kez aşkla ve sanatla tanışır. Üçüncü kitapta yazar ailesi ile Paris'te taşınır ve burada Fransız sosyetesinin o kibirliği soğuk karanlık yüzüyle karşı karşıya kalır. Bunu ve smobizmi Dreyfus olayıyla hicveder. Dördüncü kitapta tanıştığı Baron sayesinde eşcinsellikle yani toplumsal yasakların Arzu arzulanabilirliği ile yüz yüze gelir. Besinci kitapta ​Marcel, kaçmasından korktuğu Albertine’i Paris’teki evine adeta hapseder. Kitap tamamen kıskançlık, denetim arzusu ve aşkın tutsak edici yanına odaklanır. Altıncı kitapta Albertine evden kaçar ve Marcel'in pişmanlık dolu acılarına tanık oluruz. Tam bir melankolik yengeç erkeği. Yedinci kitapta ise yıllar geçer, Brinci Dünya Savaşı yaşanır ve Marcel yaşlanmış olarak Paris’e döner. Bir davette eski dostlarının ne kadar yaşlandığını görünce zamanın acımasızlığını fark eder. Ve burasıdır zaten sorguladığı daha doğrusu hatırlamaya başladığı yer. Keza kitap bu noktada başladığı yere geri döner. Proust bu romanına ruhunu kazandıran felsefeyi aynı zamanda akrabası olan Henri Begson'a borçludur. Bergson'un felsefesinde saatle ölçülebilir olan mekanik zaman gerçek zaman değildir. Gerçek zaman süre anlamındaki Dure ile ifade edilir. Mekanik zamanda zaman sadece ileri akarken
Felsefe
Yakalanan ZamanMarcel Proust · Yapı Kredi Yayınları · 20241,404 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Değişmeyen insan hikayesi
10/10
·264 syf.··
Beğendi
·
2026 9. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 11 Mayıs 2026 08:09
Penguenler Adası, Anatole France’ın kaleminde aslında bir hikâye değil, insanın kendine tuttuğu bir aynadır. Körlüğü sadece gözlerinde değil, inancında ve yargısında da taşıyan St. Mael’in penguenleri insan sanıp vaftiz etmesiyle başlayan bu tuhaflık, bana göre bir hata değil; insanlığın özeti. Çünkü mesele penguenlerin insana dönüşmesi değil, insanın zaten neye dönüştüğünü fark edememesi. Başta eşit paylaşılan toprakların kısa sürede hırsa, mülkiyete ve kavgaya teslim olması; dinin, ahlakın ve adaletin idealden çıkıp çıkar aracına dönüşmesi… hepsi tanıdık. Tarih belki birebir tekerrür etmiyor ama insanın zaafları hep aynı sahneyi kuruyor. France’ın yaptığı şey çok net: masalın arkasına saklanıp gerçeği yüzümüze çarpmak. Dreyfus göndermeleriyle, karakterlerin arkasına gizlenmiş gerçek figürlerle şunu söylüyor aslında: sistemler değişir, isimler değişir ama insan değişmez. Ve en çarpıcı tarafı şu; biz bu hikâyeyi okurken güleriz belki ama o gülüşün içinde rahatsız edici bir tanıdıklık vardır. Çünkü penguenler değil, biziz dönüşen… ve belki de en başından beri buyduk.
Penguenler AdasıAnatole France · Dorlion Yayınevi · 2019278 okunma
Arşivden...
Puan vermedi·48 syf.·
2026 26. kitabı
Emile Zola'dan "aydın" kimliğine yakışır ders niteliğinde mektup. Dreyfus Olayı, Yahudi asıllı Fransız subay Alfred Dreyfus'un casuslukla suçlanıp rütbelerinin sökülerek tutuklanmasıdır. Bu olaydan sonra hem toplum hem basın ikiye bölünmüş, ülkede Yahudi düşmanlığı baş göstermiş, Dreyfus'u savunan kişiler hedef gösterilmiştir. Bu noktada "Benim tek tutkum var, öylesine çok acı çekmiş ve mutluluğu hak etmiş olan insanlık adına, ışık tutkusu. Ateşli karşı çıkışım ruhumun çığlığından başka bir şey değil. Beni ağır ceza mahkemesine çıkarmayı göze alsınlar ve soruşturma gün ışığında, apaçık yapılsın." diyerek Emile Zola ortaya çıkar ve Fransız Genelkurmay'ına yönelik ağır suçlamalarda bulunarak Cumhurbaşkanı'na bu haksızlığa son vermesi için mektup yazar, mektubu da gazetede yayımlar. Cumhurbaşkanı'nın güzel icraatlarından bahsederken bu olaya el atmasının da insanî görevi olduğunu ve kendisi için çamur lekesini temizlemesini ister. Kişinin sırf aslı dolayısıyla suçlanamayacağını, tuzak hazırlandığını, bu tuzağı hazırlayanların cezalandırılması gerektiğini söyler. Generalleri, yazı uzmanlarını, Savaş Bakanlığı dairelerini ve savaş mahkemelerini bu hukuksuzluk ve haksızlıktan dolayı suçladığını belirtir. "Bu suçlamaları yöneltirken, kendimi hakaret suçlarını cezalandıran 29 Temmuz 1881 tarihli basın yasasının 30 ve 31. maddeleri kapsamına soktuğumu biliyorum. Bu tehlikeye isteyerek atılıyorum." diye de ekler. Deliller ortaya çıktıkça Fransız Genelkurmayı da haksızlığını görür fakat söz konusu itibarı olduğu için sahte belge düzenleyen mensuplarını sonuna kadar savunur. Bu sırada mektubun yayımlandığı gazeteler, kışkırtılmış kalabalıklar tarafından toplanıp yakılır, sağcı basında Zola için "Yarı-İtalyan, çeyrek Yunan, çeyrek Fransız, üç dört kez kırma, hiç de güzel insanlık
1000Kitap
SuçluyorumEmile Zola · Can Yayınları · 20215,9bin okunma
Puan vermedi·487 syf.··
2026 13. kitabı
·
42 günde okudu
·
Okunma: 06 Nisan 2026 18:57
" Ama her şeye rağmen bir getto ne kadar homojen ve eksiksiz olursa o kadar güzeldir." (s.465) Proust, serinin dördüncü kitabında okuyucuyu " dışlanmışların" tarafına götürür. Dreyfus Davasi'yla devam eden ikiliğe bu defa da eşcinsel/ homofobik taraftarları eklenir. Kitabı okuyanlar bilir sosyetede " salon" sahibi bir aile olmak o camiaya kabul görmek demektir. Dolayısıyla Verdurin ailesinin müritleri bu bölümde epey artmıştır. Dreyfus Davasi, önceleri sadece siyasi iken bu bölümde toplumsal bir konu haline gelir. Guermantes Prensi de dahil olmak üzere sosyete Dreyfus'u haklı görmeye başlar. Proust burada bir zamanlar ötelenmiş kesimi artık su yüzeyine çıkarmak ister. Swann- Odette aşkına bir nazire olarak Anlatıcı - Albertine aşkı ilave edilir. İlave edilir diyorum, çünkü okurken aynı senaryo tekrar yaşanacak hissiyatı uyandirsa da yazar sürpriz bir son koymayı ihmal etmemiş. Olaylar bir tren yolculuğuyla anlatılırken sosyetenin birçok kesimi trene biner ve böylece mekan, sosyete hayatının dekoru haline gelir. Serinin dördüncü kitabına geldiyseniz siz de bir Proustsever olmuşsunuz demektir.
Sodom ve GomorraMarcel Proust · Yapı Kredi Yayınları · 20201,760 okunma
Toplumsal adaletsizliğe dair bir yorum
8/10
·48 syf.··
2026 11. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 14 Mart 2026 00:00
Bu kitabı oldukça geç okuduğumu düşünüyorum. Kısa olmasına rağmen oldukça yoğun bir metin ve Dreyfus Davası üzerinden dönemin Fransa’sındaki siyasi ve kurumsal yapıyı anlamak için iyi bir örnek sunuyor. Kitap aslında Zola’nın cumhurbaşkanına hitaben yazdığı açık mektuptan oluşuyor. Dreyfus’un casuslukla suçlanmasıyla başlayan süreçte ordunun, basının ve siyasetin nasıl aynı hatayı savunmak için birleşebildiğini gösteriyor. Bu yönüyle tamamen bir sistem eleştirisi. Kitapta dikkatimi çeken noktalardan biri, davada gerçeğin ortaya çıkması için çaba gösteren az sayıdaki insandan biri olan Yarbay Picquart’ın konumu oldu. Picquart, gerçek suçlunun başka biri olduğunu fark eden ve bunu dile getiren tek kişi olmasına rağmen sistem tarafından korunmak yerine cezalandırılıyor. Bu durum bana davanın yalnızca bir yargı hatası olmadığını, kurumların kendi hatalarını korumaya çalıştığında nasıl bir savunma mekanizması geliştirdiğini de gösterdi. Zola’nın metindeki tavrı da oldukça dikkat çekici. Eleştirisini kişisel bir öfke üzerinden değil, daha çok dürüstlük üzerinden kuruyor. Bunu şu sözlerinde açıkça görmek mümkün: “Suçladığım insanlara gelince: onları tanımıyorum, hiçbir zaman görmedim, kendilerine ne hıncım var ne de kinim. Benim için önemsiz varlıklar. Toplumsal kötülük ruhlarından başka bir şey değiller.” Zola’nın amacı belirli kişilerle hesaplaşmak yerine sistem içindeki adaletsizliği görünür kılmak. Son bir not olarak; Bu tür siyasi ve tarihsel konulara ilgi duyanlara ayrıca "Paris Düşerken" kitabını da önerebilirim. Suçluyorum Emile Zola Paris Düşerken
SuçluyorumEmile Zola · Can Yayınları · 20195,9bin okunma